Kad efleha men zekkâhâ
(7-9) Nefse ve onu düzgün bir biçimde şekillendirip ona kötülük duygusunu ve takvasını (kötülükten sakınma yeteneğini) ilham edene andolsun ki, nefsini arındıran kurtuluşa ermiştir.
Elbette nefsini temizleyip parlatan kurtulmuştur.
Şems Suresi'nin 9. ayeti, 'nefsi arındırma' eylemi ile 'kurtuluş' arasındaki doğrudan ilişkiyi vurgular. Ayet, arınmanın bireysel sorumluluğuna ve bunun getireceği uhrevi başarıya işaret etmektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Felâh (فلاح), hayra ulaşmak ve şerden kurtulmak demektir. Dünya ve ahiret felahı vardır. Ayetteki 'kad efleha' ifadesi, nefsi arıtanın ahiret saadetine kesin olarak eriştiğini belirtir. (s. 638)
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Felâh (فلاح), 'beka' (kalıcılık) ve 'saadet' (mutluluk) anlamlarına gelir. Ayetteki 'kad efleha', nefsini temizleyen kişinin ebedi saadete ve kurtuluşa ulaştığını ifade eder. (s. 370)
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Felâh (فلاح) kavramı Kur'an'da genellikle 'kurtuluş' ve 'nihai başarı' anlamında kullanılır. Bu ayette, nefsin arındırılması eyleminin doğrudan bir sonucu olarak, kişinin Allah katında kabul görmesi ve ebedi kurtuluşa ermesi kastedilir. (s. 215)
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Zekkâhâ (زكّاها), 'temizledi' ve 'ıslah etti' demektir. Ayetteki bağlamda, nefsi günahlardan arındırmak, onu salih amellerle yüceltmek ve Allah'a itaatle geliştirmek anlamındadır. (s. 506)
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Zekât (زكاة) kelimesi, 'büyüme, artma ve bereket' anlamlarına gelir. 'Zekkâhâ' (زكّاها) ise, bir şeyi temizleyerek ve arındırarak onu geliştirmek ve yüceltmek demektir. Ayette, nefsi günahlardan temizleyerek onu manevi olarak büyütmek ve olgunlaştırmak kastedilir. (s. 380)
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Zekâ (زكا), 'artmak, temiz olmak ve bereketlenmek' anlamlarına gelir. 'Zekkâhâ' (زكّاها) fiili, nefsi günahlardan arındırmak, onu itaatle beslemek ve böylece manevi olarak yüceltmek ve geliştirmek demektir. Bu arınma, nefsin kemale ermesini sağlar. (c. 3, s. 161)
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Zekâ (زكا) kökünden türeyen 'zekkâhâ' (زكّاها) fiili, Kur'an'da hem maddi hem de manevi arınmayı ifade eder. Bu ayette, nefsin kötü eğilimlerden, günahlardan ve ahlaki kusurlardan temizlenerek, takva ve salih amellerle olgunlaştırılması anlamını taşır. (s. 312)
Beled, Şems, Leyl, Duhâ ve İnşirâh Sûreleri
Terzibaba - Necdet Ardıç
Tezkiye.Hakkında gene internett’ten küçük birbilgi verelim.
- Tamam etmek.
- Boğazlamak.
- İhtiyarlamak.
- Ref'etmek. (Lügatta zebhetmek, yani boğazlamak mânasınadır. Bu maddenin aslı, lügatta bir tamamlanmak mânasıyla beyan olunuyor. Nitekim ateşin parlamasına "zeku-zekâ-zekâ'" denilir ki, tamam iştial etmektir.
Kezâlik fehme "zekâ" denilir ki, tamam-ı fehim demektir. Sonra sinnin "yaşın" kemâline zekâ denilir ki, şebabın nihayetine gelip tamam olması demektir. İşte hayvanı boğazlamak da kanını akıtarak ve hararet-i gariziyesini teskin ederek olduğundan, zekâ ve zekât tesmiye olunmuştur. İşte kelimenin lügat mânası ve esası budur.) (E.T.)
Tezkiye.
- Doğruluğuna şehadet etmek.
- Zekât vermek.
- Zekât almak.
- Pak ve temiz etmek.
- Övmek, medhetmek.
- Birisinin durumu hakkında soruşturmak.
Tezkiye. Lügat ma’nâlarında görüldüğü gibi genelde varlığın saf ve temiz asli haline dönmesi ulaşması demektir.
Kişinin (nefsini tezkiye) etmesinin birçok yolları ve mertebeleri vardır. Bunlardan birincisi, “Şeriat mertebesi” itibari ile zahiri emir ve nehiylere uyarak o kurallar içinde kalarak hayatını sürdürmesi ve kendisini günahlardan korumasıdır. Bu da o mertebenin günaha düşmekten sakınarak nefsini teskiyesi’dir.
İkincisi, “tarikat mertebesi” itibari ile zikirlerle ve sohbetlerle halini geliştirmeye çalışarak kendini tanımaya başlaması, muhabbet duygularını geliştirmesi ve bu istikamette hayatına devam etmesidir.
Üçüncüsü, “hakikat mertebesi” itibari ile kendi hakikatlerini daha yakînen ortaya çıkarmaya başlayıp yaşamında tatbik etmeye başlamasıdır. Daha evvelce kendini Hakk’tan ayrı bir birey olarak görmesi ve kendini
ayrı olarak zan etmesinden kurtulması ve Hakk’ın varlığından başka bir şey olmadığını idrak etmesi onun var zannettiği nefsinden teskiyesi-temizlenmesidir.
Dördüncüsü ise, “marifet mertebesi” itibari ile âlemi, âlemdeki bütün varlıkların Hakk’ın varlığından başka bir şey olmadığını ve görülen her şeyin Hakk’ın bir isminin sûretinden başka bir şey olmadığını ve kendi hakikatinin dahi şeksiz şüphesiz ondan başka bir şeyin olmadığını anlayıp idrak ederek yaşaması bütün mertebeleri ile (zekkâhâ.) hakikatini idrak etmesi ve o sınıfa bütün merteeleri ile birlikte bunları kendinde bulup Hakk olarak dahil olmasıdır.
Eflâh.
1. Çok felâh bulan, kurtulan, selâmete çıkan. Taleb ettiği şeye, arzusuna vasıl olan.
İşte ancak bu tür idrak ve bilgilerle yaşayanlar “efleha” olmuşlar nefislerinden çıkıp gerçek kurtuluşa ermişlerdir.
وقد خاب من دسيها
(Ve kad hâbe men dessâhâ.)