Hz. Âdem (a.s.)
Hz. Âdem (a.s.), ilk insan ve ilk peygamber; tasavvuf nazarında ise sırf bir tarihî şahsiyet değil, insanlık mertebesinin (Âdemiyyet) kemâl ve nüvesinin adıdır. Safiyyullâh — Allâh'ın safîsi, seçtiği — lakabıyla anılır; çünkü o, Allah tarafından kendi sûreti üzere halk edilmiş, bütün esmâ kendisine talim olunmuş, ve meleklerin secdesine layık görülmüştür. Bakara sûresinin 30-39. âyetlerinde anlatılan kıssa, sırf bir "tarih" değildir; her insânın iç âleminde tekrar tekrar yaşanan bir metafizik dramdır. Halîfetullâh (Allâh'ın halîfesi) olarak halk edilmiş; cennetin esfel-i sâfilîne — yâni yere — düşüşü, unutmak (nisyan) sebebiyle olmuş; ama bu düşüş bir helâk değil, Hakk'ın esmâsının daha kâmil zuhuru için bir intikaldir. İbn Arabî'nin Fusûsu'l-Hikem'i Âdem fassı ile başlar — Hikmet-i İlâhiyye — çünkü Âdem bütün ilâhî hikmetlerin cem'inin ilk adıdır. Bu sayfa Hz. Âdem'in Kur'ânî kıssasını, Kelime-i Âdemiyye'deki metafizik yorumunu, ve Terzibaba — Necdet Ardıç — geleneğinde Âdemiyyet mertebesinin sülûktaki yerini ele alır.
Kavramın Kökeni ve Anlamı
Arapça Âdem lafzının kökeni hakkında pek çok rivayet vardır: bir görüşe göre edîm (yer yüzü) köküne — çünkü Âdem topraktan halkedilmiştir; bir diğerine göre üdme (esmerlik) — çünkü teni esmerdi; bir başkasına göre ünsiyyet (yakınlık, dostluk) — çünkü insan en ünsiyetli mahlûktur. Tasavvuf nazarında ise Âdem lafzı bir bütün isim ailesinin merkezidir: adam (kişi), ademiyyet (insanlık), âdem-i mutlak (henüz tezahür etmemiş insan), Beni-Âdem (Âdem'in evlatları).
Kevkeb — Yıldız eserinde Terzibaba bu üçlü ses ailesini bir kıssa içinde değerlendirir:
"'Âdem, Adam, A'dem' çalışması çok güzel olmuş, tebrik eder daha fazla başarılar dilerim. Ancak son dördüncü sayfada küçük bir iki düzeltme yapmak gerekiyor…" (Kevkeb — Yıldız)
Üçlü isim sırrı: Âdem — ilk insan, peygamber; Adam — kişi (Türkçe), kemâl sahibi insan; A'dem — yokluk (Arapça adem). Bu üç ses çok ince bir tasavvufî sırrı taşır: insânın kemâle ulaşması için önce Âdem'in mertebesini (esmâ talimini) almak, sonra adam olmak (kemâle ermek), nihayetinde a'deme geçmek (kendi enniyetinden geçip Hak'ta fânî olmak) gerekir. Üç ses, üç merhale.
Kur'ân'daki Âdem Kıssası
Bakara sûresinin 30. âyeti — "Hani Rabbin meleklere, 'Ben yeryüzünde bir halîfe halk edeceğim' demişti" — Âdem'in halîfeliği ile başlar. Melekler "Yeryüzünde fesat çıkaracak ve kan dökecek birini mi halk edeceksin?" diye soruşturur; Hak "Şüphesiz ben sizin bilmediklerinizi bilirim" cevabını verir. Ardından Hak Âdem'e "bütün isimleri öğretir" (Bakara, 2/31); ve isimleri meleklere arz eder. Melekler aczlerini itiraf ederler: "Seni tenzih ederiz, sen bize ne öğretmişsen onu biliriz, bizim ilmimiz yok". Bakara Sûresi sohbeti bu noktayı şöyle açar:
"Dediler ki, 'Biz seni tenzîh ederiz her şeyden, noksanlıklardan, noksan sıfatlardan; sen bize ne öğretmişsen biz onu biliriz, onun dışında başka bir şey bilmeyiz' diye melekler aczlerini orada ifade ettiler." (Bakara Sûresi)
Burada kritik bir nükte vardır: meleklerin ilmi "verilen kadar", Âdem'in ilmi ise "verilenle birlikte alabilen kadar"dır. Yâni Âdem, kabiliyet yönünden meleklerden üstündür; çünkü meleklerin kabiliyeti sabit, Âdem'in kabiliyeti *cami'*dir. Bu cami'iyyet — yâni bütün esmâyı kabul edebilme — Âdemiyyetin ana niteliğidir.
Kelime-i Âdemiyye — "Hilâfetin Sırrı"
Kelime-i Âdemiyye — Fusûsu'l-Hikem'in ilk fassı — Hz. Âdem'in tasavvufî kemâlini bir tek cümleye sığdırır:
"Hilâfet sıfât-ı Hakk'ı câmi' olan bir mertebenin ismidir; ve Âdem, kemâlât âleminin miftâhıdır. Eğer Âdem olmasa idi, mertebe-i ulûhiyyetin câmi' olduğu esmâ ve sıfât k[âmilen zuhûr etmezdi]." (Kelime-i Âdemiyye, Fusûsu'l-Hikem)
Bu pasajdaki tahkik olağanüstüdür: hilâfet, sırf bir temsil değildir; Hakk'ın sıfatlarının cami' olduğu bir mertebenin adıdır. Âdem ise kemâlât âleminin miftâhı — anahtarıdır. Eğer Âdem olmasa, Hakk'ın bütün esmâ-i hüsnâsı kuvvede kalır, fiilen zuhûra gelmezdi. Demek Âdem, bütün ilâhî isimlerin sahnesi; onun halkı sırf bir mahlûkun halkı değil, ilâhî esmânın zuhuru için bir vâsıtanın halkıdır. Bu öğreti, "Allâh kendi sûreti üzere Âdem'i halk etmiştir" ("halaqa'llâhu Âdeme alâ sûretihî") hadîsinin metafizik açılımıdır.
Terzibaba'nın Yaklaşımı
Terzibaba Hz. Âdem'i beş ayrı eksen üzerinden tedris eder: Âdem'in safiyyet mertebesinin (Sâfiyyet/Saffullâh) altı peygamber tertibindeki yeri, İblîs'in secdeden kaçınmasının metafizik anlamı, cennetin esfel-i sâfilîne düşüşün sülûktaki karşılığı, Âdem'in babalık vasfının mahiyeti, ve Âdem'in âlemin cilâsı oluşunun tahkiki.
Sâfiyyet — Altı Peygamber Tertibinde Birinci Basamak
Terzibaba'nın Altı Peygamber serisi tasavvufun en mühim tasniflerinden birini sunar: altı kâmil peygamber, altı kemâl mertebesi:
"1. [Hz. Âdem-]Sâfiyet. 2. Hz. Nûh-Necîyullâh. 3. Hz. İbrâhîm-Halîlullâh. 4. Hz. Mûsâ-Kelîmullâh. 5. Hz. İsa-Ruhullâh. 6. Hz. Muhammed Rasûlullâh." (Aşk ve İrfân Yolunda)
Bu tasnifin nüktesi: her peygamber bir esmâ ile özdeşleştirilir. Âdem — Sâfiyet/Saffullâh (Allâh'ın safîsi, seçtiği); Nûh — Necîyullâh (Allah'ın bahçeye aldığı, kurtardığı); İbrâhîm — Halîlullâh (Allâh'ın dostu); Mûsâ — Kelîmullâh (Allâh ile konuşan); Îsâ — Rûhullâh (Allâh'ın rûhu); Muhammed — Rasûlullâh (Allâh'ın elçisi). Sâlik bu altı mertebeyi sırasıyla yaşar: Âdemiyyet mertebesinden başlayıp Muhammedî mertebeye varır. Âdemiyyet, başlangıçtaki seçilmişlik, kabul edilmişlik mertebesidir.
Esmâ Talimi ve Cami'iyyet
Terzibaba'nın Gökyüzü İnsanları Araştırması (Cilt 2) Âdem'in cami'iyetini şöyle açar:
"İlk def'a birey varlık olarak esmâ mertebesi düzeyinde sahneye çıkmakta idi. 'A'yân-ı sâbite'si, İlâhî programı gereğince istidat ve kabiliyeti ile Hakk'ın bütün isimlerini, sıfatlarını ta'lim etti. Böy[lece kâinatın özetidir]." (Gökyüzü İnsanları Araştırması, Cilt 2)
Burada nükte: Âdem bireysel bir varlık olarak halk edilen ilk mahlûktur; ondan önce sırf cinsler (melekler, cinler, hayvanlar) vardı. Bireysellik — yâni teklik içinde tekliğin taşınması — Âdemiyyetin imzasıdır. Onun a'yân-ı sâbitesi Hak ilminde sabittir; istidâdına göre bütün isimleri talim eder. Bu talim, sırf bir bilgi aktarımı değildir; Hakk'ın kendi kendini Âdem'in aynasında tanımasıdır.
Âdem Âlemin Cilâsı — Tahkikin Eşiği
Tasavvuf Izâhları eseri Âdem'i âlemin "cilâsı" olarak tanımlar:
"Hikmetin izâhı: Hz. Âdem bu âlemin cilâsıdır." (Tasavvuf Izâhları)
Bu tâbir İbn Arabî'nin Kelime-i Âdemiyyedeki ana mecazıdır: âlem, parlamamış bir aynaya benzer; Âdem, o aynayı parlatan cilâdır. Yâni kâinat sırf kendi başına bir mahlûkât olarak parıldamaz; ancak Âdem'in zuhûruyla, Hakk'ın bütün esmâsının onda zuhûr ettiği aynada parıldar. Demek Âdem'siz bir kâinat — sırf taş, ağaç, ay, yıldız — "Hakk'ın aynası" değildir; çünkü o aynada Hak kendini bütün esmâsıyla göremez. Âdem geldi de, ayna parlatıldı. Bu mecaz, insânın kâinatın merkezindeki metafizik mevkiinin en zarif tasviridir.
Cennetin Esfel-i Sâfilîne Düşüş — Yasaklanan Ağaca Yöneliş
Hz. Âdem'in cennette iken yasak ağaca yönelmesi ve oradan esfel-i sâfilîne (en aşağıların aşağısına) düşmesi, sırf bir tarihî olay değildir; her insânın iç âleminde tekrar tekrar yaşanan bir dramdır. Mesnevî 3. cilt şerhi bu noktayı şöyle koyar:
"Nefsinin gerdanlığı cennet sadrının ayrılığı oldu. Görmez misin? Hz. Âdem nefsinin arzusuyla yasaklanan ağaca (şecere-i menhiyye) bir adım attı; cennetin sadrından (en yüksek yerinden) esfel-i sâfil[îne düştü]." (Mesnevî-i Şerîf Şerhi, Cilt 3)
Buradaki sembolizm derin: yasaklanan ağaç sırf bir bitki değildir; nefsin arzusunun sembolüdür. Âdem'in "adımı" sırf bir hareket değil; iradenin nefse meyledişinin bir adımı. Bu adım, cennetin sadrından (en yüksek mertebeden) esfel-i sâfilîne (en aşağı mertebeye) düşürmüştür. Her insan bu düşüşü kendi içinde yaşar: bir an Hakk'ı tutuyorken, bir sonraki an nefsine meyleder; o anda cennetinden düşer. Tasavvufun terbiyesi, bu düşüşü minimuma indirmek ve insânı tekrar cennet-i sadra çıkarmaktır.
Mesnevî 4. cilt şerhi meleklerin Âdem'e îtirâzının iç anlamını açar:
"'Vücûd-ı beşerde eğri büğrü ahlâk ve ef'âl nakışlarını gördüm; binâenaleyh gönül, beni Âdem'in hilkati hakkında melâike tarafından vâki' olan i'tirâz gibi bir i'tirâz etti.' Ya'ni, melekler sür[fünden bakıyorlardı]." (Mesnevî-i Şerîf Şerhi, Cilt 4)
Meleklerin "kan dökecek, fesat çıkaracak" itirâzı, Âdem'in zâhirî eğri büğrü ahlâkını göstermesinden kaynaklanıyordu; ama hâkikatte Âdem'in cami'iyyeti, bu zâhirî nakışların altında, bütün esmânın bir aynası olarak işliyordu. Sûfî dilinde "zâhir sırrına vâsıta" kıvamındaki bir hüküm: Âdem'in bütün noksanları, onun kemâlinin bir ön perdesidir.
İlk Ümmet Babası — Bedensel ve Manevî Babalık
Dur Rabbın Namazda (Cilt 2) Âdem'in babalık vasfını iki katmanda açar:
"Hz. Âdem peygambere babalık vasfı verilmesi, yâni 'Âdem Baba' denmesi, insanlık soyunun Babası olmasından dolayıdır. Bu babalık bedensel babalık ile olmakla beraber bedenselliğin çok üzerinde olan insanlık babalığ[ıdır]." (Dur Rabbın Namazda, Cilt 2)
Bu ayrım çok önemli: Âdem'in babalığı sırf bir biyolojik tertib değildir; manevî kemâlin babalığıdır. Her insan, sırf "Âdem'in çocuğu" değil, "Âdemiyyet mertebesinin bir varisi"dir. Beni-Âdem tâbiri bu manevî nesli ifade eder. Mesnevî 1. cilt şerhi bunu şöyle inceltir:
"Şerifdeki 'ebû'l-beşer' Hz. Âdem (a.s.) ma'nâsına olmayıp, her bir ferd-i insânînin babasına işârettir. Zîrâ bir baba yer ve içer ve vücûdunda rûh-ı hayvânîsi kuvvetlenir ve nutfe peydâ olur ve bu nutf[edir ki insânın aslıdır]." (Mesnevî-i Şerîf Şerhi, Cilt 1)
Demek "beşerin babası" sırf Âdem değildir; her insânın kendi bedensel babasıdır. Ama Âdem, manevî olarak hepsinin babasıdır — insânlık mertebesinin sahibidir. Her doğan çocuk, bedenden bir babadan; Âdemiyyetten bir başka babadan gelir.
İblîs'in İsyanının Sırrı
Şûrâ ve Sâd sûreleri sohbetinde, Hz. Âdem ve İblîs kıssasının manevî karşılığı açılır. İblîs'in secdeden kaçınması "Ben ondan hayırlıyım, beni ateşten halk ettin" (Sâd, 38/76) mantığı, Cebriyyenin de düştüğü hataya benzer: kıyas yaparak kendine ait olmayan bir mertebe iddiâ etmek. İblîs ateşi insanın çamurundan üstün gördü; ama göremedi ki, Hak cami'iyyet (toplama, içerme) sahibi olanı tercih eder, sırf "temiz unsur"u değil. İnsanın cami'iyyeti — bütün esmâyı toplaması — onu meleklerden, cinlerden, ateşten yapılmış İblîs'ten üstün kılan tek vasıftır.
Cem'o ve Fark'o eserinde Terzibaba bu paradoksu özetler:
"'Kendine ettiğin Âdem bir araya gelse edmez âlem.' Kendini çok akıllı zannedip bin bir baskı ve İblîsi hilelerle kişilerin gönüllerini ve keselerini aldattım zannede[n…]" (Cem'o ve Fark'o)
Bu deyiş — kendine ettiğin Âdem bir araya gelse edmez âlem — olağanüstüdür: insanın kendi Âdemiyyetine yaptığı zarar, bütün âlemin toplamından daha çoktur. Çünkü Âdem kâinatın özeti; ona zarar veren, bütün kâinata zarar vermiş gibidir. İblîs'in mantığı sırf "kendini Âdem'den üstün tutma" değil, kendi Âdemiyyetini de yıkmasıdır.
Beni-Âdem'in Tesbihi
Mü'min (Ğâfir) Sûresi sohbetinde meleklerin Hz. Âdem'e secde sahnesi şöyle nakledilir:
"[Melekler] 'Bu zamanda dahi sana hizmet ederiz. Sana mahdûmluk tarafına salâ ederiz' [dediler]. 'Mahdûm', hizmet olunmuş; 'salâ', fukarâyı taâma da'vet etmek. 'Ey âd[em]…'" (Mü'min/Ğâfir Sûresi)
Burada mahdûm-salâ ikilemi mühimdir: melekler Âdem'i "mahdûm" (kendisine hizmet edilen) olarak tanır; ve ona "salâ" — yâni davet, çağrı — yaparlar. Yâni melekler "biz seni davet ediyoruz, hizmete sundular" derler. Bu, Beni-Âdem'in ulvî tertibini gösterir: her insan, hakikatte meleklerin "hizmet ettiği" bir mevkidedir; ama bu mevkiyi bilen ve hak edenler azdır.
Hz. Îsâ'nın Hz. Âdem ile Akrabalığı
Kelime-i Îseviyye fass dersinde, Hz. Âdem ile Hz. Îsâ arasındaki sırrî bir akrabalık açılır:
"'Tıynden mevcûd olan beşer sûreti'nden murâd, Âdem (a.s.)dır. 'Zât-ı mutahhara'dan murâd, Hz. Meryem'dir. Zîrâ Hak Teâlâ hazretleri Kur'ân-ı Kerîm'de…" (Kelime-i Îseviyye)
Hz. Îsâ, "Hz. Âdem misâli" halk edilmiştir (Âl-i İmrân, 3/59): "Allâh nezdinde Îsâ'nın hâli, Âdem'in hâli gibidir; onu topraktan halk etti, sonra ona 'Ol!' dedi, o da oluverdi". İki yaratılış da istisnaîdir; biri (Âdem) hem babasız hem annesiz, diğeri (Îsâ) babasız ama anneli. Bu akrabalık, "ilk insan"la "ilk peygamberin son halkalarından biri" arasındaki sırrî bir bağı kurar — Âdemiyyet'in kendi tekerrür sırrı.
Mesnevî'de Âdem'in Sürekli Hâzırlığı
Mesnevî 2. cilt şerhi Âdem'in cem'iyetini bütün esmâda görür:
"Bu taayyünü, cemî'-i esmâ ve sıfât-ı ilâhiyyenin zuhûruna musâid olduğundan, gerek Hz. Âdem'in kendisine ve gerek onun evlâdına bilcümle esmâ' ve sıfât-ı ilâhiyyesini Hak filen ve zevkan gösterdi." (Mesnevî-i Şerîf Şerhi, Cilt 2)
Bu pasajdaki nükte iki kademelidir: Hak, Âdemin kendisine esmâyı gösterdi; ve onun evlâdına, yâni bütün Beni-Âdem'e, fiilen ve zevken gösterecektir. Yâni Âdem'in çocukları, fiil ve hâl ile, ilâhî esmâyı yaşayarak tanırlar. Hayatın her hâdisesi — sevinç, üzüntü, rızık, mahrumiyet, sevgi, ayrılık — bir esmânın tezahürüdür ve Âdem'in evlatlarının "esmâyı zevken tanıması" bu hâdiselerin altındaki Hakk'ı görmesidir.
Kavramlar Ağında Hz. Âdem
Hz. Âdem (a.s.), İnsân-ı Kâmil mertebesinin ilk mazharı, İnsân cinsi adının kaynağı, Âdemiyyet mertebesinin tanımıdır. Halîfetullâh sıfatıyla Halîfe kavramının ilki; Safiyyullâh lakabıyla Altı Peygamber tasnifinin birincisi; cami'-i esmâ vasfıyla Esmâü'l-Hüsnâ'nın aynası. Onun kıssası Bakara Sûresi (30-39), A'râf (11-25), Tâ-Hâ (115-123), Sâd (71-85) ve Hicr (28-44) sûrelerinde geçer; tedrîs metni Kelime-i Âdemiyye (Fusûsu'l-Hikem'in ilk fassı, Hikmet-i İlâhiyye). Akrabaları: eşi Havvâ, oğulları Şît ve Hâbil-Kâbil. Âdem'in karşıt figürü İblîs (secdeden kaçınan); ona destek olan Melâike (secde edenler). Onun düşüşünün manevî karşılığı Gaflet; geri yükselişinin karşılığı Tevbe ve Yakaza. Hakîkat-i Âdemiyye Hakîkat-i Muhammediyye ile cem' olur — Hz. Âdem'in cami'iyeti, Hz. Peygamber'in (s.a.v.) zuhuruyla kemâle erer. Hz. Îsâ misâl-i Âdem (Âdem benzeri) yaratılışıyla onunla akrabadır. Âdemin makamı Ulûhiyyet mertebesinin ilk mazharlığıdır. Arş altındaki makām-ı mahmûd da onunla bağlantılıdır.
Kütüphanedeki Kaynaklar
Hz. Âdem'in doğrudan tedrisinin ana kaynakları: Altı Peygamber — Hz. Âdem (Terzibaba'nın seri eseri), Kelime-i Âdemiyye (İbn Arabî'nin Fusûs fassı), Aşk ve İrfân Yolunda, Tasavvuf Izâhları. Kur'ânî sûre sohbetlerinden: Bakara (melekler ve secde), Hicr (Âdem ve İblîs kıssası), Sâd (Âdem'in halkı, İblîs isyanı), Şûrâ (cami'iyet ve hidayet), Mü'min/Ğâfir (meleklerin mahdûmluk teklifi), Rûm (cinsiyet ayrımının iç sırrı), Enfâl (sırat-ı müstakim hidayeti), Kelime-i Mûseviyye (Âlem ve Âdemden maksûd mârifet hadîsi). Fass dersleri tarafında: TB. Süleymân-Dâvûd-Yûnus-Eyyûb Fasılları, Kelime-i Muhammediyye (Âdem ve Muhammed bağı). Mesnevî tarafında Mesnevî-i Şerîf Şerhi Cilt 1, 2, 3, 4, 13. Terzibaba külliyatından Vahiy ve Cebrâîl (Âdem'in doğuşu), Gökyüzü İnsanları Araştırması (Cilt 2), Kevkeb — Yıldız (Âdem-Adam-A'dem oyunu), Dur Rabbın Namazda (Cilt 2) (babalık vasfı), Cem'o ve Fark'o, Değmez Dosyası.
Değerlendirme
Hz. Âdem (a.s.), sırf bir tarihî şahsiyet, "ilk insan" değildir; insânlığın metafizik mertebesinin adıdır. Her insan kendi içinde Âdem'i taşır — cami'iyet kabiliyetini, halîfelik vazifesini, cennet-sadrdan inebilme zaafını ve tevbe ile yükselebilme gücünü. Âdem'in kıssası, yedi bin yıl öncesinin bir hâdisesi değil, her ânın iç dramı; her isyân kişinin kendi cennet-sadrından bir düşüşü, her tevbe bir yükselişidir. Âdemiyyet, sırf insânın doğuştan gelen vasfı değildir; kazanması gereken bir mertebedir. Çünkü doğuştan insan sırf "beşer"dir; Âdem mertebesine erişmek için esmâ talimini alması, bütün isimleri istidâdına göre tanıması, ve nihayet halîfetullâh sıfatını yaşamasıyla mümkündür. Terzibaba kütüphanesinin tedrisinin ilk basamağı, sâlikin bu Âdemiyyete davetidir: "beşerlikten Âdem olmaya, Âdemlikten kemâlât-ı Muhammediyyeye". Bu yolda Hz. Âdem hep önümüzde; cilâlanmış aynanın karşısında bizi kendisi de bir cilâ olabilmeye çağırır. Beni-Âdem'in onuru, bu çağrıya cevap verebilme imkânındadır.