Hz. Ali (k.a.v.)
Hz. Ali b. Ebî Tâlib (k.a.v.) (ö. 40/661) — Hz. Peygamber'in (s.a.v.) amcasının oğlu, damadı, dördüncü Hâlife-i Râşid, Hz. Fâtıma'nın eşi, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin'in babası, Ehl-i Beyt'in en kıymetli ferdlerinden biri ve tasavvuf nazarında Bâbu'l-Velâyet — "Velâyet Kapısı" — olarak tanınan zâttır. Esedullâhi'l-Ğâlib (Allah'ın gâlip aslanı), Haydar-ı Kerrâr (tekrar tekrar saldıran aslan), Ebû Türâb (toprağın babası), Şâh-ı Velâyet (velâyet padişahı) gibi pek çok lakapla anılır. Sıllimî bedenim li-men yuhibbük — "Bedenimi sevenlerine kurban kıl" niyâzıyla Hz. Peygamber'in en sevilen yakını; ve "Ben ilmin şehriyim, Ali onun kapısıdır" (ene medînetü'l-ilm ve Aliyyün bâbuhâ) hadîs-i şerîfinin gereği bütün tasavvuf silsilelerinin "kapısı" olan zâttır. Hicrî 40 yılında Ramazan ayının 19. günü, sabah namazına giderken Kûfe Mescidi'nde Hâricî İbn Mülcem tarafından zehirli bir kılıçla yaralanmış; iki gün sonra 21 Ramazan'da şehid olmuştur. Bu sayfa Hz. Ali'nin Kur'ânî ve hadîsî mevkiini, bâbu'l-velâyet sıfatının tasavvufî açılımını, ve Terzibaba — Necdet Ardıç — kütüphanesinde onun Kelime-i Tevhid silsilesindeki yerinin nasıl tedrîs edildiğini ele alır.
Kavramın Kökeni ve Anlamı
Arapça Alî lafzı, Hakk'ın Alî — "yüce, yüksek" — esmâsının insânî mazharı olan bir isimdir; aynı zamanda Hz. Ali'nin doğumdaki ismidir. Kerremallâhü vechehû — "Allâh vechini kerâmetlendirdi" — onun adı zikredildiğinde söylenen duâ; çünkü o, Müslüman olmadan önce putperestlerin secde ettiği taşa secde etmemiş; "kerem bulmuş vech"in sahibidir. Karramahû — Hak yüceltmiştir — anlamında keremden gelir.
Doğum tarihi hakkında en yaygın rivâyet hicretten 23 yıl önce, Recep ayının 13. günü, Kâbe-i Muazzama'nın içinde doğmuş olduğudur — bu rivâyete göre o, Kâbe içinde doğan tek insan olma şerefine nâildir. Babası Ebû Tâlib (Hz. Peygamber'in amcası), annesi Fâtımatu binti Esed. Daha çocukken Hz. Peygamber'in yanında yetişmiş, vahyin ilk gününden iman etmiş, "ilk Müslüman erkek çocuk" olmuştur (büyüklerden ilk Müslüman Hz. Hatîce, erkeklerden Hz. Ebû Bekir).
Bâbu'l-Velâyet — Velâyet Kapısı
Tasavvufun en mühim tarikat silsileleri Hz. Ali'ye dayanır. Bütün Sünnî tarikatların (Nakşibendiyye, Halvetiyye, Kâdiriyye, Rifâiyye, Mevleviyye, Şâzeliyye, Bektaşiyye, Bayrâmiyye, Ahmediyye-Bedeviyye…) silsilelerinin büyük çoğunluğu Hz. Ali'den geçer. Tek istisnâ olarak Nakşibendiyye'nin bir kolu Hz. Ebû Bekir üzerinden silsile alır; ama bu kol da Selmân-ı Fârisî üzerinden tekrar Hz. Ali'ye bağlanır. Bu yüzden Hz. Ali için Bâbu'l-Velâyet (Velâyet Kapısı) denir.
Kelime-i Tevhîd eserinde Terzibaba bu kapının mânevî ağırlığını anlatır:
"[Hakîkat-i] Muhammediyye'ye indirilmesi 'Kelime-i Tevhid'in Hz. Ali (k.a.v.) Efendimize ve sahâbe-i kirâm'a telkin edilmesi. Hz. Ali Efendimizin bu günlere ulaşması…" (Kelime-i Tevhîd)
Bu nakil olağanüstüdür: Kelime-i Tevhid — "Lâ ilâhe illâllâh" — Hz. Peygamber tarafından bizzat Hz. Ali'ye telkin edilmiştir; ve oradan zincirleme bütün tarikat silsilelerine indi. Telkin sırf bir öğretim değildir; gönülden gönüle nakil, bir nev'i mânevî tohumlamadır. Hz. Ali bu tohumun ilk hâzinidir; ondan zincir günümüze kadar uzanır.
Târık Sûresi sohbeti aynı silsile bilgisini daha geniş bir tablo içinde verir:
"'Kelime-i Tevhid'in Hz. Ali (K.A.V.) Efendimize ve sahâbe-i kirâm'a telkin edilmesi. Hz. Ali Efendimizden bu günlere ulaşm[ası]…" (Târık Sûresi)
Bu pasajdaki nükte: Kelime-i Tevhid sırf bir cümle değil, yaşayan bir tedristir. Her halkanın bir şeyhinin diğer halkadan aldığı, ve nihayet Hz. Peygamber → Hz. Ali → Hasan-ı Basrî → diğer pîrler... silsilesi bugünkü tarikat tedrislerinin omurgasını kurar.
Terzibaba'nın Yaklaşımı
Terzibaba Hz. Ali'yi beş ayrı eksende tedris eder: Kelime-i Tevhid silsilesinin başı oluşu, bütün velâyet hâdiselerinin kaynağı oluşu, ilim şehrinin kapısı sıfatıyla ilim ve hikmet özelliği, şehâdetinin bizzat kendi bilgisi içinde gelişi, ve Fâtıma-Hasan-Hüseyin-Ali silsilesinin Ehl-i Beyt nüvesindeki yeri.
"Olanda Hayır Vardır" — Hz. Ali'nin Tahkîki
Her Şey Merkezinde mi? — Hikâye eserinde Hz. Ali'nin meşhur bir tahkîki nakledilir:
"Hz. Ali'nin sözüydü (yanlış hatırlamıyorsam): 'Olanda (yapılan-yaratılan fiilde) hayır vardır.' Allah Teâlâ bir hayır murâd ediyor ilk anda gözümüze görünmüyor. Bir sonraki hamle için basamak oluştu[ruyor]." (Her Şey Merkezinde mi?)
Bu cümle, kazâya rızâ öğretisinin temel formüllerinden biridir: olanda hayır vardır — kuluna kötü görünen şeyin altında bile, Hak'ın bir hayrı vardır; o hayır şu anda görünmese de, bir sonraki "hamleye basamak" olarak işler. Bu hüküm, Hz. Ali'nin velâyetindeki en derin tasavvufî hakikatlerden birinin formülüdür. Vahdet-i vücûd nazarından, Hak'tan başka fâil olmadığı için "olanın hayrı" sorusunun cevabı zâten "Hak yapıyor, demek ki hayrdır"dır.
Tevbe Sûresi Tebliğinde Hz. Ali
Tevbe Sûresi sohbetinde Hz. Ali'nin nübüvvet hizmetindeki özel mevkii anlatılır:
"[Hz. Peygamber] Tebliğ etmesi için Hz. Ali'ye görev verdi. Hz. Ali hac kafilesine yolda yetişti. Hz. Ebû Bekir ona âmir sıfatıyla mı yoksa memur sıfatıyla mı geldiğini sordu. O sadece sûre[yi tebliğ etmeye geldiğini söyledi]." (Tevbe Sûresi)
Bu olay önemli bir tasavvufî öğreti içerir: Hz. Peygamber, Tevbe sûresinin başlangıç âyetlerini Mekke'deki müşriklere tebliğ ettirmek için önce Hz. Ebû Bekir'i göndermişti; sonra Hz. Ali'yi gönderip "bunu sırf benden veya benim ailemden olan biri tebliğ etmeli" buyurdu. Hz. Ali, âmirlik değil sırf tebliğ memurluğu için yetişti; Hz. Ebû Bekir hac emirliğine devam etti. Bu, Ali'nin Ehl-i Beyt statüsünün özel mevkiini gösterir: bazı ilâhî tebliğler sırf Hz. Peygamber'in kendi soyundan gelen birinin diliyle iletilmeliydi.
Şehâdetin Önceden Bilinmesi
Sohbet Arası Sohbetler CD 12 Hz. Ali'nin kendi şehâdetinden on yıl önce katilini bilmesi hâdisesini nakleder:
"[İbn-i Mülcem] tarafından hançerlendi. O hâdiseden 10 sene evvel bakın, Hz. Ali (r.a.) sohbette bulunuyorken arkadaşlarıyla berâber bir yerde, İbn-i Mülcem de orada, hep birlikte bunl[ar oturuyordu]." (Sohbet Arası Sohbetler CD 12)
Bu olay Hz. Ali'nin velâyet-i kübrâ mertebesini gösterir: kendi katilini yıllar önce tanıyor, yanına alıyor, sohbette tutuyor; çünkü "olan, olacak olandır" — Hakk'ın hükmünden kaçış yoktur. Bu, teslimiyetin en yüksek mertebesidir; insan kendi şehâdet sürecini önceden bilerek yine de o anın gelmesine sabreder. Sohbet Arası Sohbetler CD 21 aynı meseleyi şehâdet sırrı etrafında genişletir:
"Şehâdet mertebesine ulaşan bu kimselerin şehâdeti onlar için bir zill mi idi, taltif mi idi, yoksa bir eksi mi idi? Evvelâ bunu düşünmemiz lâzımdır. Cenâb-ı Hakk'ın hâşâ gücü yokmu idi, Habîbini Hay[atta tutmaya?]" (Sohbet Arası Sohbetler CD 21)
Sual: Hak istese Habîbini ya da Hz. Ali'yi şehâdetten korurdu; demek ki şehâdet bir eksi değil bir taltiftir, bir kemâl mührüdür. Hak en sevdiklerini bu mührle damgalar; "şehîd" ölmemiştir, "Allah katında diridir" (Âl-i İmrân, 3/169).
Vefatı
Ölüm ve Kıyâmet Hakkında eserinde dört hâlifenin vefatı sırasıyla anlatılır:
"Hz. Osman'ın (r.a.) Vefatı: (96). Hz. Ali'nin (r.a.) Vefatı: (98)." (Ölüm ve Kıyâmet Hakkında)
Hz. Ali, sabah namazına giderken Kûfe Mescidi'nde Hâricî İbn Mülcem tarafından zehirli kılıçla yaralandı (19 Ramazan); iki gün boyunca acı çekti ve 21 Ramazan'da şehid oldu. Vefatı öncesinde oğullarına sabırlı olmalarını, intikam peşinde koşmamalarını tavsiye etti. Hattâ "Ben şehâdetimle muradıma erdim" mealinde sözleri rivayet edilir. Vefatından sonra mezarının yeri uzun süre gizli tutuldu — fitneden korumak için —; sonra Necef'te bir mezar tespit edildi ve bugün dünyanın en çok ziyaret edilen şâh-ı velâyet mezarlarından biri olarak ziyaret edilir.
Ehl-i Beyt Silsilesi ve Akl-ı Kül-Nefs-i Kül Sembolizmi
TB. Kelime-i İshâkiyye fass dersinde Hz. Ali ile Hz. Fâtıma'nın mâverâ akrabalığı açılır:
"Nübüvvet intikal ediyor; yalnız o 'nefs-i kül' diye düşündüğümüz, nisâ görüntüsünde olan Fâtıma validemiz aslında akl-ı külü de birlikte bünyesinde toplamış oluyor. Yâni Hz. Resûlullâh'tan gelen bir özellikle t[am bir cem']" (TB. Kelime-i İshâkiyye)
Bu pasajdaki nükte: akl-ı kül (külli akıl) ve nefs-i kül (külli nefis) — kâinatın iki temel mertebesi — tasavvuf nazarında Hz. Ali ve Hz. Fâtıma'da insânî surette buluşur. Hz. Fâtıma'nın nefs-i külü taşıdığı klasik bir tedrîstir; ama o ayrıca akl-ı külü de toplamıştır — çünkü babası Hz. Peygamber'in (s.a.v.) varisidir. Hz. Ali, velâyet kapısı olarak bu birikimi taşır; ondan Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin'e geçer; oradan Ehl-i Beyt silsilesi devam eder.
Aşk ve İrfân Tedrisinin Selâm Hâtimesi
Aşk ve İrfân Yolunda eserinde Terzibaba'nın tarîkat dersi tedrisinin nihâî pratiğine işaret edilir:
"Necdet Ardıç Efendi, her tarîkat dersinin sonunda 'Rabb-i hâs'sı olan 'es-Selâm' isminin çekilmesini dervişlerine tavsiye etmektedir. Necdet Ardıç Efendi, temel eseri sayılabilecek 'İrfan Mektebi' kitabında bu yolun esas[larını ortaya koymaktadır]." (Aşk ve İrfân Yolunda)
Burada Hz. Ali'nin "kerem bulmuş vechi"nin de es-Selâm esmâsıyla bir bağı vardır: Hz. Ali kıssalarında onun selâm sahibi, yumuşak kalpli, ve aynı zamanda gâlip aslan olduğu nakledilir. Hâricî İbn Mülcem'in zehirli darbesini aldığında bile "yâ Rabbi, ona tevbe ver, beni ona şefaat ettir" diye dua etmiştir; bu selâm kelimesinin yaşayan örneklerindendir.
A'lâ ve Gâşiye Sohbetindeki Hz. Ali'nin Sorusu
A'lâ ve Gâşiye Sûreleri sohbeti Hz. Ali'nin meşhur bir sorusunu nakleder:
"Hz. Ali (k.a.v.) bir gün Allah'ın Rasûl'üne bir şeyler sordu. (Hepimizin duyabileceği bir şekilde) 'Ey Allah'ın Rasûl'ü Allah katında fazileti en büyük, tatbikatı en[…]'" (A'lâ ve Gâşiye Sûreleri)
Hz. Ali'nin tedrisinin temel yöntemi soru sormaktır. Hz. Peygamber'e açık meclislerde sorular sorar — hepimizin duyabileceği şekilde — çünkü onun sorusu sırf kendi için değil, "bütün Ümmet için"dir. Bu pedagojik metod, tasavvufî sohbetin de temelidir: mürid soracaktır, mürşid cevap verecektir; ama sual sırf "sual edenin" değil, meclisin sualidir.
Fakr ve Hatem-i Süleymânî
Haşr Sûresi sohbetinde Hz. Ali'nin meşhur bir sözü nakledilir:
"Hâtem-i Süleymânî'yi her şey içinde aradık fakr içinde bulduk. Mahbûba (Hakk'a) varmak için bütün yolları denedik. Fa[kr yolunda bulduk]." (Haşr Sûresi)
Hâtem-i Süleymânî — Hz. Süleymân'ın mührü — tasavvufta en yüksek velâyetin sembolüdür. Hz. Ali bu sembolün kazanılmasının yolunu fakr — yâni Hakk'tan başka her şeyden boşalma — olarak tarif eder. Bütün yollar (ilim, ibâdet, riyâzet, mücâhede) denenmiş; ama Mahbûba ulaşan yol sırf fakrdır. Bu hüküm tasavvufun en derin tedrislerinden biridir; fakr-fi'llâh (Allâh için fakr) makamının açıldığı kapı sırf bu fakr ile aralanır.
Mesnevî'de Hz. Ali
Mesnevî'nin pek çok beytinde Hz. Ali bir hikmet kahramanı olarak yer alır. Cilt 2 şerhinde Konuk şerhi Şeyh-i Ekber'in (İbn Arabî) Hz. Ali ile olan mânevî ilişkisine değinir:
"Sürûrî ve Şem'i, Sadreddîn-i Konevî hazretleri demiş iseler de, tahsîse delilleri yoktur. Kibârdan bir başkası veyâhud Şeyh-i Ekber olması bâ'îd değildir. Çünkü Hz. Şeyh-i Ekb[er Hz. Ali'den feyz alır]." (Mesnevî-i Şerîf Şerhi, Cilt 2)
Bu, tasavvuf tarihinin önemli bir nüktesidir: İbn Arabî, eserlerinde Hz. Ali'den mânevî feyz aldığını çeşitli vesilelerle anlatır. Sırların çoğunun Hz. Ali kanalından geldiğini, velâyetin sırrının onda olduğunu sıkça hatırlatır.
Mesnevî 10. cilt şerhinde Hz. Ali ile bağlantılı bir mu'cize zikredilir:
"[Hz. Ali ile alâkalı bir kıssa: Güneşin] battığını gördüm ama bu dua üzerine mağrib yönünden geri döndü ve doğar gibi çıktı. Hattâ dağlara ve yerlere güneşin ışığı tekrar vurdu." (Mesnevî-i Şerîf Şerhi, Cilt 10)
Bu meşhur "Reddu'ş-Şems" (güneşin geri dönmesi) kerâmetinin Hz. Ali ile bağlantısı klasik rivâyetlerde geçer: Hz. Peygamber'in mübarek başını Hz. Ali'nin dizine koyup uyuduğu bir vakit, ikindi vaktinin geçtiğini gören Hz. Peygamber Rabb'ine duâ etti ve güneş geri döndü, Hz. Ali ikindiyi vaktinde kıldı. Bu kerâmet Hz. Peygamberin kerâmetidir, ama Hz. Alinin namaz hassasiyetiyle bağlantılı bir mucizedir.
"Ene Medînetü'l-İlm ve Aliyyün Bâbuhâ"
Hz. Peygamber'in mâruf hadîsi "Ben ilim şehriyim, Ali onun kapısıdır" — bu hadîs Hz. Ali'nin ilim ve hikmet bahsindeki ilk mevkiini kurar. Aynı bağlamda Terzi Baba (Cilt 1) eseri ebced ilminin Hz. Ali tarafından öğretildiğine işaret eder:
"Hz. Resûl-i Ekrem (s.a.v.) Efendimizin 'teallemü'l-ebcedi ve tefsîrahâ feinne fî tefsîriha lâ aciyb' — 'Muhtelif ebced kaidelerini, sayılarını ve kullanış usûllerini öğreniniz. Çünkü onlarla birçok aciyibî esrar zuhûra gelir.'" (Terzi Baba, Cilt 1)
Hz. Ali, ebced ilminin ve hurûf ilminin (harf mâverâsı) tasavvuftaki ana taşıyıcısıdır. Cefr ilminin pîri olarak kabul edilir; geleceğe dair tasavvufî yorumların önemli bir kısmı onun tedrisine bağlanır. Bu yüzden onun Bâbu'l-İlm (İlim Kapısı) sıfatı sırf bir lakap değil, tarihsel bir gerçektir.
Kavramlar Ağında Hz. Ali
Hz. Ali (k.a.v.), Ehl-i Beyt'in önderi, Velâyetin kapısı (Bâbu'l-Velâyet), Hz. Muhammed (s.a.v.)'in mânevî vârisi, Silsilelerin başı, ve Hz. Fâtıma'nın eşi olarak Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin'in babasıdır. Babası Hz. Ebû Tâlib, annesi Fâtıma binti Esed. Esedullâhi'l-Ğâlib, Haydar-ı Kerrâr, Ebû Türâb, Şâh-ı Velâyet, Şâh-ı Merdân lakaplarıyla anılır. Bütün Tarîkatların — Halvetî, Nakşibendî, Kâdirî, Mevlevî, Bektaşî, Rifâî, Bayrâmî — silsileleri (Nakşibendiyye'nin bir kolu hâriç) ondan geçer. Tasavvufî hâdiselerin pek çoğu — Fakr (Hatem-i Süleymânî), Velâyet-i Kübrâ, Hubb-i Fillâh — onun mevkiine bağlanır. Kelime-i Tevhid (Lâ ilâhe illâllâh) tedrisinin telkîn silsilesinin başı odur. Onun mühim eserleri: Nehcü'l-Belâğa (Şerîf er-Radî tarafından derlenmiş hutbe, mektûb ve hikmetleri), Dîvân-ı Hz. Ali. Şehâdeti Kûfe Mescidi'nde, kabri Necef'te (rivayete göre); meşhed-i Hz. Ali, Müslüman dünyasının en mühim ziyaret merkezlerinden biri.
Kütüphanedeki Kaynaklar
Hz. Ali'nin tedrisinin ana kaynakları: Kelime-i Tevhîd (silsile tedrisi), Târık Sûresi (silsile tafsîlatı), Reşahât — Aynü'l-Hayât (sahâbe-i kirâmın silsiledeki yeri), Ölüm ve Kıyâmet Hakkında (vefatın anlatımı), A'lâ ve Gâşiye Sûreleri (meşhur soruları), Her Şey Merkezinde mi? — Hikâye ("olanda hayır vardır"), Haşr Sûresi (fakr ve Hatem-i Süleymânî), Sohbet Arası Sohbetler CD 12 (İbn-i Mülcem ve önceden bilme), Sohbet Arası Sohbetler CD 21 (şehâdet sırrı), Tevbe Sûresi (tebliğ memuriyeti), Aşk ve İrfân Yolunda (es-Selâm tedrisi). Fass dersleri tarafında: TB. Kelime-i Şîsiyye, TB. Kelime-i İshâkiyye (akl-ı kül + nefs-i kül cem'i), TB. Kelime-i Îseviyye. Mesnevî tarafında: Mesnevî-i Şerîf Şerhi Cilt 2 (İbn Arabî'nin Hz. Ali ile bağı), Cilt 10 (Reddu'ş-Şems mu'cizesi). Diğer eserler: Terzi Baba (Cilt 1) (ebced ilmi), Muhtelif Mevzular Sohbetleri (2011) (Kütüb-i Sitte ve fıkıh silsilesi), Nisâ Sûresi, Nûr Sûresi, Hicr Sûresi, Kasas Sûresi, Fussilet Sûresi, Kâf Sûresi.
Değerlendirme
Hz. Ali (k.a.v.), sırf bir tarihî şahsiyet değildir; velâyetin hayatî bir mertebesinin adıdır. Şâh-ı Velâyet — velâyet padişahı — sıfatıyla bütün mânevî silsilelerin başında durur; Bâbu'l-İlm (İlim Kapısı) sıfatıyla ilim ve hikmetin ana giriş kapısıdır; Esedullâhi'l-Ğâlib (Allah'ın gâlip aslanı) sıfatıyla şecaatin sembolüdür; kerremallâhü vechehû duâsı ile onun anılması bile bir bereket vesilesidir. Onun sülûk anlamında en mühim mirasları: (1) Kelime-i Tevhid telkîn silsilesinin başı olması — bugünkü her tarîkatın silsile-i evliyâsı ona dayanır; (2) velâyet sırrının taşıyıcısı olarak Ehl-i Beyt nüvesinin oluşturucusu; (3) ilim ve hikmet sahibi olarak ebced, cefr, hurûf gibi mâverâ ilimlerin pîri; (4) fakr ve teslimiyet gibi tasavvufî hâllerin en yüksek tezahürü; (5) kendi şehâdetini önceden bilerek taşıyabilen teslimiyet-i mutlakanın örneği. Terzibaba kütüphanesinde Hz. Ali sırf bir "tarihi figür" olarak değil, hâlen yaşayan bir mertebe olarak tedrîs edilir; her tarîkat dersinin silsilesinin onda dökümlenmesi, onun mânevî hayatiyetinin günümüze taşındığının fiilî göstergesidir. Sâlik onun adını kerremallâhü vechehû ile zikrederken, o kerem bulmuş vechin kereminden bir hisseye nâil olmayı umar.