İçeriğe atla
Esmâü'l-Hüsnâ

Esmâ 23

الْحَافِظ

Hâfız

HAFIZ'dır hıfz eder olduğu gibi,Değiştirecek var ise çıksın hadi,Her zerreye has gerçek kemali,HAFIZ'ın mutlak hıfzındandır ancak.
Şerh

Kaynak: Esmâü'l-Hüsnâ (Cilt 1), s. 141 — M. Nusret Tura (düz. Terzioğlu Murat Deruni)

EL-HÂFIZ

Kafirleri alçaltan, mü’minleri de rızıkların azaltmak ve çoğaltmak suretiyle terbiye eden. "Kafir" ise "örten" demektir. Bunlar neyi örterler? Hakkı örterler, her yaptıkları işi "ben yaptım" derler, "tabiat yaptı" derler. Tabiatı ve kendisini yaratanı, kanunları tanzim edeni örterler. İşte bu küfürdür. Hele insan hakkında yaratmak tabiri cehaletin tâ kendisidir. Karşısındakilerde heyecan uyandırmak için söylenilen bu söz gönülleri titretir; niçin mi? Yaratmak gibi Cenâb-ı Allah'a ait bir sıfâtı aciz bir kula izafe ettiği için arifler de titrer, melekler de. Cahiller bile titrerler. İman sahibi herkes titrer.

Bazen mitinglerde, "damarlardaki kanda mevcuttur" derler. Evet biliriz damarlarda milyonlarca hücre vardır. Ak olsun, al olsun, bunlar hayatın sûretteki ifadesidir. Kansız adam yaşamaz, hastadır, fakat kanda idrak yoktur. Ona hareketi kalp getirir. Kalbi harekete gönül getirir. Gönlü harekete ya daha derinlerden gelen ilhamlar veya başkasının ilhamlarının harfe, şekle, sese bürünmüş kelimeleri getirir. Ma’nâ incisi onlardır. Tılsım onlardadır. Askerler harpte "Allah Allah" derler, ölümden korkmazlar gözleri döner, kanları kaynar, ölümü küçük görür, ölmeye koşarlar. İstediğini de Cenâb-ı Hakk yaşatır, öldürmez ve kendi ismiyle başladığı işinde İslâm arzusuna zafer verir.

"Tanrı," diye koşarsınız. Her işte mağlup olursunuz. Zafer, Allah'ın yardımıyladır. Çok temenni ederim ki bundan sonra tecrübe etmezler.

Hazreti Allah'ın birliğine, hazreti Muhammed'in peygamberimiz olduğuna, diğer peygamberlere, kitaplarına, meleklerine, kader, hayır ve şerrin Cenâb-ı Allah'tan olduğuna inanan kimseler mü'min demektir. Sen, ben, milyonlar inanmış ne çıkar, vallahiî azim hiçbir şey çıkmaz. Cenab-ı Hakk'ın bizim imanımıza, ibadetimize, orucumuza, hiçbir şeyimize ihtiyacı yok. Bunların hepsi bizim iyiliğimiz içindir. Kainat tasdik etmiş ne olur? Kainat kafir olmuş ne çıkar? Hiç. Yukarıda bir yemin ettim, şimdi de onu izah edeyim sırası gelmişken.

"Vallahi" deki (vav) Velâyet makamının kemalâtından mahrumiyeti istemektir.

"Billahi" deki (be) ubudiyyet ve rububiyyetten istifade etmekte olduğu kemâlattan mahrumiyeti istemektir ve Allah ile olmayı istememek demektir.

"Tallahi" deki (te) Müntehây-ı ilm-i resûl olan teshîk-i risâlet ve unsurinin kendisine bahşedeceği kemâlattan mahrum olmayı istemektir.

Yemin ederken terazinin bir kefesine bu yazdıklarımızı koyunuz. Diğer tarafa da yemin etmeyi icap ettiren sebebi koyunuz. Bir taraftaki azamet diğer taraftaki ehemmiyetsizliğin derecesi hemen dikkat nazarınıza çarpar. Onun için en kısa tavsiyem, yeminden kaçınmaktır. Hükümetimizin bugünkü yemininde namus ve şeref mevzu bahistir. Fakat insanlık şerefini ve namusunu bir cibinlik telakki ederek yırtmaktan çekinmeyen laubali şahıslar maalesef zamanımızda çoğalmaktadır.

"Müminin kalbi rahmanın iki parmağı arasındadır. İstediği yere çevirir" diye bir büyük hakikat vardır. Size konuşmaya gelen bir misafirinizi, kah bildiğiniz kabahatlarini yüzüne vururak kâh yüzüne vurmadan dinî bakımdan Cehennem korkularıyla onu neşeden kedere, hayattan ölüme, sevinçten ye'se Cemâl'den Cemâl'e götürür, harap edersiniz, inkıbaza getirirsiniz veya bir iyiliğini izah ederek ve büyütürek onu genişletir, havalarda, cennette uçurursunuz. Cenâb-ı Allah da böyledir. Azgın kullarını sıkar. Mümin kullarını ferahlatır. Mü'min kullarını sıkmaz mı? Sıkar; sabrını tecrübe etmek için, mükafatlandırmak için, sadakat derecesini yoklamak için sıkar. Yoklanmaya yüzümüz yok zaten. Kendisi de bilir. Bizlere göstermek ister de ondan.

HAFIZ' dır hıfz eder olduğu gibi,
Değiştirecek var ise çıksın hâdi,
Her zerreye has gerçek kemâli,
HAFIZ'ın mutlak hıfzındandır ancak.
Cilt 1 kitabının tamamını oku