İçeriğe atla

13 ve Hakîkat-i İlâhiyye eserinde Hakîkat kavramı nasıl ele alınır?

Kitap-KonuOrta düzey0 görüntülenme2 kaynak
Kısa cevap

Tasavvufta Hakîkat-i İlâhiyye, Cenâb-ı Hakk'ın bütün âlemleri ve mertebeleri kuşatan, zâtına ait olan hakikati ifade eder. Bu kavram, Hakîkat-i Muhammediyye ile birlikte ele alınır ve her ikisi de tüm mertebeleri kuşatır¹. Hakîkat-i İlâhiyye, varlıkların kendi hakikatleri yönünden İlâhî hakikate yönelmesi olan tesbih ile, şuurlu varlıkların (insan) kendi hakikatleri yönünden İlâhî hakikati özlerinden hatırlaması olan zikir kavramlarıyla da ilişkilidir². Bu, Hak'ın sıfat ve esmâ ile taayyün ettiği vâhidiyyet mertebesinde, eşyanın ezelî mâhiyetleri olan a'yân-ı sâbitenin Hak'ın ilminde sâbit olmasıyla da bağlantılıdır.

Detaylı cevap

Hakîkat-i İlâhiyye, tasavvufî düşüncede Cenâb-ı Hakk'ın zâtına mahsus olan ve tüm varlık âlemlerini kapsayan hakikattir. Bu hakikat, Hakîkat-i Muhammediyye ile birlikte ele alınır ve her iki hakikat de bütün âlemleri ve mertebeleri kuşatır¹. Varlıkların kendi hakikatleri yönünden İlâhî hakikate yönelmesi "tesbih" olarak adlandırılırken, şuurlu varlıkların, özellikle de insanın, kendi hakikatleri yönünden İlâhî hakikati özlerinden hatırlaması ise "zikir" olarak tanımlanır². Bu durum, Hakîkat-i İlâhiyye'nin varlıkların özünde mevcut olan bir gerçeklik olduğunu gösterir.

Hakîkat-i İlâhiyye'nin tezahürü, vâhidiyyet mertebesinde gerçekleşir. Vâhidiyyet, Hak'ın sıfat ve esmâ ile taayyün ettiği teklik mertebesidir ve ahadiyyetten sonra gelir. Bu mertebede, eşyanın ezelî mâhiyetleri olan a'yân-ı sâbite Hak'ın ilminde sâbittir. Yani, her şeyin ezelî hakikati vâhidiyyet mertebesinde bulunur ve bu hakikatler dış âlemde (vücud-ı haricî) tezahür eder. Hakîkat-i Muhammediyye'nin de Hak'ın ilk taayyünü, akl-ı evvel ve kâinatın halk sebebi olarak görülmesi, Hakîkat-i İlâhiyye ile olan derin bağını ortaya koyar. "Gizli bir hazineydim, bilinmeyi sevdim, bilinmek için halkı yarattım" hadîs-i kudsîsi, Hakîkat-i Muhammediyye'nin Hakîkat-i İlâhiyye'nin bir tezahürü olarak kâinatın halkındaki rolünü vurgular. Bu bağlamda, Hakîkat-i İlâhiyye, tüm varoluşun temelini ve kaynağını teşkil eden aşkın ve kapsayıcı bir gerçekliktir.

Kaynaklar

Cevap metnindeki ¹ ² ³ numaraları aşağıdaki kaynaklara karşılıktır — her biri kitabın tam sayfasına götürür.

  1. 1Kelime-i Tevhîd · s.662Bu da zaten "Hakikat-i Muhammediyye"nin (Hz. Muhammed'in hakikati) ve "Hakikat-i İlâhiyye"nin (İlahi Hakikat) bütün âlemleri ve bütün mertebeleri kuşattığının bOku
  2. 2Şu'arâ Sûresi · s.141Tesbîh bütün âlemdeki varlıkların kendi hakikatleri yönünden hakikat-i İlâhiye ye yönelmeleridir. Zikir ise şuurlu varlıkların (İnsân) kendi hakikatleri yönündeOku
Bu cevap yardımcı oldu mu?

İlgili sorular

Bu cevap, adı geçen eserlerden derlenmiş yapay zekâ destekli bir özettir; dinî hüküm veya fetva değildir. İlim için kaynaklara başvurarak doğrulamanız tavsiye edilir.