Altı Peygamber (Cilt 6) — Hz. Muhammed (s.a.v.) Bu kitaptan sâlik için günlük hayatındaki İrfani dersler nelerdir?
Sâlikin günlük hayatındaki irfânî dersler, nefes alıp vermekten âlemin her anki oluş ve bozuluşuna kadar geniş bir yelpazede, Hakk'a yöneliş bilinciyle yaşanır. Bu dersler, kişinin kendi varlığında Hakikat-i Muhammediyye'yi müşahede etmesi ve bu müşahedeyi günlük yaşantısına tatbik etmesiyle kemâle erer. Mürşidin rehberliğinde alınan biat ile başlayan bu süreç, sâlikin Hakikat-i İlâhiyye'nin kopyalarını kendi varlığında aksettirmesiyle devam eder. İrfânî dersler, sadece zâhirî ibadetlerle sınırlı kalmayıp, bâtınî bir yaşamı da kapsar; bu sayede sâlik, her an yeni bir hayat ve yeni bir ölüm tecrübe ederek, varlığının gerçek değerini idrâk eder ve Hakk'ın ahlâkıyla ahlâklanır.
Detaylı cevap
Sâlikin irfânî dersleri, öncelikle nefes alıp vermenin bilinciyle başlar. Her nefes yeni bir hayat, her verilen nefes ise hayatın gitmesidir. Bu farkındalık, sâlikin gafletten uyanarak nefeslerini bilinçli ve ziyan etmeden kullanmasını sağlar, böylece hayatını verimli kılar. Bu durum, an'lık seyr olarak adlandırılır; zira âlemde her an "kevn ve fesad" (oluş ve bozuluş) hâli cereyan eder. Bu seri hâdisede her an yeni bir ölüm ve doğuş yaşanır. Sâlik, bu hızlı değişimi idrâk ederek, âlemi ve kendisini devamlılık üzere sanmaktan kurtulur ve varlığın hakikatini kavramaya başlar. Bu seyrler, insanlık âlemi bilse de bilmese de devam eder; ancak sâlikin görevi, gözünü, gönlünü ve yönünü Hakk'a döndürerek bu seyrleri bilinçli bir şekilde yapmaktır.
Bu irfânî dersler, mürşid ile biat tatbikatı sırasında başlar. Mürşid, sâlikine istiğfar, salâvat ve kelime-i tevhid ile ilâhî hakikatleri "talim/ilka/aktarır". Bu aktarım, Hakikat-i İlâhiyye'nin Hakikat-i Muhammediyye'ye kopyalanması gibidir. Sâlik yoluna devam ettikçe bu kopyalar kendisine akmaya devam eder. El ele tutulma, bu hakikatlerin ma'nâ melekût âleminden alınması; diz dize oturma, bu hakikatlerin beden mülküne indirilmesi; göz göze gelme ise hakikatlerin gönül âlemine indirilmesi ve rabıtanın başlaması hükmündedir. Rabıta, Peygamberimizin "men reânî fekad reel Hakk/bana bakan Hakk'ı görür" ifadesiyle belirtilen ilâhî bir haberdir. Mürşid, eğer gerçek bir ma'nevî eğitim sistemine sahipse, bu hakikatleri kendinden sonrakilere aktarabilir ve bu, ma'nevî Kevser ırmağının gönüllerden gönüllere akışı gibidir. Ancak mürşid, ehl-i sünnet olup şeriat ve tarikat mertebesinde kalır, hakikat ve ma'rifeti yoksa, sâliklerini ancak kendi bulunduğu yere kadar getirebilir, daha yukarıya çıkaramaz.
Sâlikin irfânî dersleri, Hakikat-i Muhammediyye'nin idrâki ile derinleşir. Cenâb-ı Hakk'ın bütün şuûnâtının ilminde peyda olan sûretlerinin akisleri, Hakikat-i Muhammediyye'de zuhura çıkar. Hakikat-i Muhammediyye, "zât, irâde, kavl" hükmünün zuhur ettiği, yansıdığı ve kabul ettiği yerdir. O, küll olan, yani bütün şey'iyyetleri bünyesinde toplayan tek bir şeydir. Mükevvenâtın mertebe-i ilimden mertebe-i ayn'a gelmesi için Hakk tarafından "zâtı, iradesi ve kün kavli"nin Hakikat-i Muhammediyye tarafından işitilmesi ve emre imtisâli gerekir. Hakikat-i Muhammediyye, bu kün emrini duyup kabul etmesiyle, ilâhî hakikatlerin faaliyete geçmesini sağlar. Bu sebeple Hakikat-i Muhammediyye, hikmet-i ferdiyye ile vasıflandırılmıştır.
Bu derslerin nihâî hedefi, İnsân-ı Kâmil mertebesine ulaşmaktır. Bu mertebede sâlike yeni bir beşeriyet libası giydirilip tekrar ef'âl âlemine, fakat Hakkanî vasıflarıyla gönderilir. Bu kişi etrafına müşfik ve merhametli davranır, ki bu da Hz. Peygamberin ahlâkından bir yansımadır. Hz. Aişe'nin belirttiği gibi, Peygamberimizin ahlâkı Kur'ân'ın ahlâkıydı. Kur'ân zât olduğuna ve bütün mertebeleri kuşattığına göre, İnsân-ı Kâmil mertebesinde ef'âl, esmâ, sıfat, zât mertebelerinin gereği ne ise o ortaya çıkar. Bu mertebede zâhirde "Şeriat-ı Muhammedî", bâtında ise "Hakikat-i Muhammedî" hükümleri geçerli olur. Bu zâtlar dışta halk ile, içte Hakk iledirler; kesrette vahdeti, vahdette kesreti yaşarlar. Ehl-i sünnet yolunu bâtınî yaşamla birleştirerek gerçek İslâmiyet ve Ma'rifetullah yaşamına ulaşırlar.
İnsân-ı Kâmil mertebesine ulaşan sâlik, "Cübbemin içinde Hakk'tan başka bir şey yok", "Her ne yana eğilsem, her şey ol yana eğilir", "Bana bakan ancak Hakk'ı görmüş olur" gibi sözleri söylemeye başlar. Bu hâller, rivayet ve nakil bilgisi değil, müşahede ve vehbî ilimdir. Kâmil insan, "cem-ül cem"e ulaşan, yani bütün cemleri bir araya toplayıp Cem'inde Cem olan kişidir. Bu mertebeye eren kişinin iki yönü vardır: biri halka, diğeri Hakk'a bakar. Bu mertebenin bir diğer özelliği de "Tahallâku bi ahlâki rasûlillah" (Peygamberin ahlâkıyla ahlâklanın) hadîsi gereği, Rasûlüllah'ın ahlâkıyla bezenmiş bir yaşam tarzıdır. Allah'ın ahlâkı celâl ve cemâl sıfatlarıyla her mertebede adaleti yerine getirmek iken, Hz. Peygamber'in ahlâkı daha ziyade merhamet üzeredir. Tevhid-i Zât mertebesinde sâlik Hakk'la bâki olduğundan kendisinden meydana gelen bir fiili yoktur; bu mertebede zıt isim ve sıfatlar zuhura çıkar ve ahlâkı Allah'ın ahlâkıyla ahlâklanmaktır. İnsân-ı Kâmil mertebesinde ise kişiye yeni bir beşeriyet libası giydirilerek Hakkanî vasıflarla halkın arasına döner ve "Mertebe-i Muhammediyye"nin temsilcisi olur.
Sâlikin irfânî yolculuğu, "Gayb-ı Mutlak"tan "Şehâdet âlemi"ne kadar uzanan mertebeleri kapsar. Bu yolculukta sâlik, manevî "uruc" (yükseliş) ile asıl ve menşeine döner, bu mertebeleri ve birbirlerine nisbetle durumlarını müşahede eder. Cisimler âleminde algılanan her şey, misâl ve hayâl mertebesinde mevcut olan lâtif bir varlığın sûretidir; bunlar ise nûr âleminin sûretidir; nûrlar rûh âleminin sûretidir; rûhlar a'yân-ı sabite sûretleridir; a'yân-ı sabite ise ilm-i ilâhî sûretleridir. Sâlik, Hakk yolunda cümle esmâ-i ilâhiyyenin eser ve hükümleri kendisinde zuhur ettiğinde, hakikatiyle Hakk, sûret ve zâhiriyle de halk olur. Kendisinde Hakk'ın bütün mertebelerinin ahkâmı toplandığından, o sûret-i ilâhiyye üzere bütün halka Rahmân olmuş olur. Bu on iki mertebeyi bitirmekle sâlikin işi bitmez; çünkü bu seyrin ilme'l-yakîn, ayne'l-yakîn, hakk'el-yakîn olarak üç seyri vardır: ef'âl/madde âleminde, esmâ/nûr âleminde ve sıfât/rûh âleminde. Ayrıca tecelli-i Zât, Tecelli-i Sıfat, Tecelli-i Esmâ ve Tecelli-i Ef'âl olmak üzere dört hâlde tecelli mertebesi de vardır. Böylece gerçek ders sayısı 12+12+12+4=40 olur. İlk seyr, sâlike bu hâllerin ilmini genel mânâda verir; daha ilerisini isteyen sâlikin idrâk, irfâniyet ve sabırla yoluna devam etmesi ve tecrübelerini arttırması gerekir.
Kaynaklar
Bu cevabın dayandığı eser — kitabın tam sayfasına götürür.
- 1Kaynak · s.201“Bu seyr’in hakîkâti, nefes alıp vermemize göredir. Aldığımız her nefes bize, yeni bir hayat getirmekte. Verdiğimiz her bir nefes ile de hayatımız gitmektedir. F”Oku
- 2Kaynak · s.127“sâlik’ine istiğfar, salâvat ve kelime-i tevhid ile “talim/ilka/aktarmaktadır.” İşte bu hadise, yukarıda bahsedilen, Hakikat-i İlâhiyye’nin, Hakikat-i Muhammdiyy”Oku
- 3Kaynak · s.91“ulaşsaydık”, diye her birerlerimiz kendimizi “levm” edeceğiz. “Keşke şunu da yapsaydım” diye. Ancak onların bir telâfisi vardır, daha aşağıya baktıklarında “Hêz”Oku
- 4Kaynak · s.193“isim ve sıfâtların zuhura çıktığı yer olmasıdır. Bu yüzden ahlâkı, Allah’ın ahlâkıylâ ahlâklanmaktır. Bu yaşam ince bir iştir. Ancak oraya ulaşılınca idrâki (ge”Oku
- 5Kaynak · s.191“bir biçimde, başka bir âlem içre, başka bir yapıda bulur. O yüce peygamberden kendine ulaşan (İlâhi bir yoldan gelen) tecelli bereketiyle, “Cübbemin içinde Hakk”Oku
- 6Kaynak · s.197“Ona “zıll-i ilâh” (ilâh’ın gölgesi) denilmiştir. Ayrıca “zıll-i memdud” (yayılmış gölge) ve “zıllullah”(Allah’ın gölgesi) isimleri de verilmiştir. Hz. Mevlânâ M”Oku
İlgili sorular
- Tûr kavramı tasavvufta hangi mertebe ile ilişkilendirilir?
- Mübârek kavramı tasavvufta hangi mertebe ile ilişkilendirilir?
- Zümer kavramı tasavvufta hangi mertebe ile ilişkilendirilir?
- Şu'arâ kavramı tasavvufta hangi mertebe ile ilişkilendirilir?
- Mümtehine kavramı tasavvufta hangi mertebe ile ilişkilendirilir?
Bu cevap, adı geçen eserlerden derlenmiş yapay zekâ destekli bir özettir; dinî hüküm veya fetva değildir. İlim için kaynaklara başvurarak doğrulamanız tavsiye edilir.