İçeriğe atla

A’râf kavramı tasavvufta hangi mertebe ile ilişkilendirilir?

Kitap Soruları0 görüntülenme6 kaynak
Kısa cevap

A'râf kavramı, tasavvufta ilâhî hakîkatlerin zuhurundaki mertebeleri idrak etme ve bu mertebeler arasında ârifâne bir geçiş yapma hâliyle işlenir. Bu mertebe, Hakk'ı gören gözün Rahmâniyet mertebesi itibarıyla Ahâdiyet'e doğru yükselmesini ve ilâhî emirlerin anında tahakkukunu ifade eder. A'râf ehli, kendi varlıklarını izâle etmiş, irfâniyetleri kalmış kişilerdir. Onlar, cennet ve cehennem ehlinin mertebelerini simalarından tanıyarak, ilâhî ilmin zuhur ettiği her mertebeyi idrak eden ve bu idrakle Hakk'a vâsıl olan âriflerdir. Bu durum, Hakîkat-i Muhammediyye'nin bir yansıması olarak, tüm âlemlerin Ahâdiyet mertebesinin karşısına getirildiğinde çokluğun zuhura çıkması ve âlemlerin faaliyete geçmesiyle ilişkilendirilir.

Detaylı cevap

Tasavvufta A'râf kavramı, sadece fiziksel bir yer olmaktan öte, düşüncede yüksek bir mertebeyi, irfânî bir idrak seviyesini temsil eder. Bu mertebe, sâlikin ilâhî hakîkatleri müşahede etme, mertebeleri ayırt etme ve her mertebenin kendine özgü zuhurunu anlama kabiliyetini ifade eder. Kitapta A'râf kelimesi "Ayn" (gören göz), "R" (Rahmâniyet), "Uzatan Elif" (Ahâdiyet) ve "F" (fe yekûnü, yani "Ol! Der, o da hemen olur") harflerinin birleşimiyle açıklanır. Bu harfler, Hakk'ı gören gözün Rahmâniyet mertebesi itibarıyla Ahâdiyet'e doğru yükselmesini ve ilâhî emirlerin anında tahakkukunu, yani "ârif olmak" hâlini sembolize eder.

A'râf ehli, kendi varlıklarını izâle etmiş, yani nefslerini terbiye ederek benliklerinden arınmış, bu sebeple ne sevapları ne de günahları olan kişilerdir. Onlar, irfâniyetleri sayesinde kendi varlıkları yerine âriflikleriyle mevcudiyetlerini sürdürürler. Bu ehil, cennetliklerle cehennemlikler arasındaki perde üzerinde yer alır ve her iki tarafın simalarından onların mertebelerini tanır. Bu tanıma, dünyadayken baş gözüyle görmenin yanı sıra, "bâtınî hakikatleri" idrak etme yoluyla gerçekleşir. A'râf ehli, insanî mertebeleri bildiklerinden, cennet ve cehennem ehlinin hangi hâlde olduklarını basiretleriyle anlarlar.

Bu mertebe, Kur'ân'ın hakikatini anlama ile de ilişkilidir. Kur'ân'ın dört mertebesi olduğu belirtilir: Zâhirî, Bâtınî, Haddî ve Matla'ı (doğuş yeri, kaynağı). Matla' mertebesi, Ef'âl, Esmâ, Sıfât ve Zât mertebelerini kapsar. Bu mertebeleri bilen kişi, Kur'ân'ı hakkıyla okuyan, yani içerisindeki mânâyı anlayan kişidir. Kur'ân'ı okumak, zâtı anlamak demektir ve bütün mertebeler zâtın içinde olduğundan, Kur'ân'ı okuyan kişi bu mertebelerin hepsini ayırabilme kabiliyetine sahip olur ve âyetin hangi mertebeden zuhur ettiğini anlayarak hakiki Kur'ân'ı gönlüne indirir.

Dolayısıyla A'râf, tasavvufta ilâhî ilmin zuhurundaki tahakkuku, mertebeler arası geçişi, irfânî idraki ve Hakk'ın hakikatini müşahede etmeyi temsil eden yüksek bir makamdır. Bu makam, sâlikin maddeden mânâya hicret etmesi, yani kendi içindeki cennet ve cehennem hükümlerini idrak ederek Hakk'ın emirlerine yönelmesiyle elde edilir.

Kaynaklar

Bu cevabın dayandığı eser — kitabın tam sayfasına götürür.

  1. 1Kaynak · s.3olsaydı ikinci derecede ziyaret yeri olacak ve gölgede kalacaktı. Nasıl ki Medinede diğer mekânlar ikinci derecede Efendimizin mekânı birinci derecede ziyaret mOku
  2. 2Kaynak · s.5ve çokluk bu şekilde oluşuyor yâni (0) kendi başına bir şey ifâde etmez iken AHâdîyyet mertebesinin yâni (1) in önüne getirildiğinde çokluk ifâdesi oluyor ve (0Oku
  3. 3Kaynak · s.75“Onlar, Allah'ın yolundan men ederler ve onu eğriltmek isterler, ahîreti de inkâr ederlerdi". Allah’ın hukukunu terk eden bir kimsenin de hayâtı sürüyor, fakat Oku
  4. 4Kaynak · s.1GÖNÜLDEN ESİNTİLER: KÛR’ÂN-I KERÎM’de YOLCULUK (7) A’RÂF SÛRESİ NECDET ARDIÇ İRFAN SOFRASI NECDET ARDIÇ TASAVVUF SERİSİ (44) İÇİNDEKİLER: Sahife no İÇİNDEKİLER:Oku
  5. 5Kaynak · s.167ilmin özünü bulanlar bilir. Baş şart bu, bir de, ilâhî keşif yolu ile bilinir. 169 Te’vil yolu yoksa, ilâhî keşif yolu yoksa bir kimse ârif olamaz ancak alim olOku
  6. 6Kaynak · s.77bile, bu kararada razı olurlar çünkü gerçek “râziye” mertebesini idrak ve kabul etmişler, Rabb’larının kararı olan her şeye daha baştan rıza göstermişlerdir. Oku
Bu cevap yardımcı oldu mu?

İlgili sorular

Bu cevap, adı geçen eserlerden derlenmiş yapay zekâ destekli bir özettir; dinî hüküm veya fetva değildir. İlim için kaynaklara başvurarak doğrulamanız tavsiye edilir.