İçeriğe atla

Ârif hâli nasıl başlar, nasıl yerleşir?

Kavram MekanizmasıOrta düzey0 görüntülenme4 kaynak
Kısa cevap

Ârif hâli, sâlikin kalbine ilâhî bir lütuf olarak gelen, başlangıçta ânî bir cezbe, nûr veya inkişâf şeklinde zuhûr eden bir vâridâttır. Bu hâl, bilginin ötesinde müşâhede ile elde edilen mârifet makâmına ulaşmış kimselere mahsustur. Ârifin hâli, nefs mertebelerinin aşılmasıyla derinleşir ve Mutmainne mertebesinden itibaren fenâfillâh, müşâhede gibi yüksek hâllerle tahakkuk eder. Hâlin yerleşmesi ise tertîb, terbiye ve tekrarla, yani sâlikin mücâhedesi ve riyâzatı ile mümkün olur; bu süreçte bârika, lemeât gibi geçici parlamalardan temkîn hâline geçilir.

Detaylı cevap

Ârif hâlinin başlaması, tasavvufta "zuhûr" olarak adlandırılır ve genellikle sâlikin kalbine ilâhî bir lütuf olarak gelen ânî bir inkişâf, cezbe veya nûr şeklinde tecellî eder. Bu başlangıç, Şeyh Hakkanî'nin tabiriyle "şimşek aydınlatır ama yağmur yağdırmaz" misali, geçici bir parıltı olan bârika gibidir. Ârif, bu hâli yaşayabilmek için nefs mertebelerini aşmış olmalıdır; zira bir alt mertebenin zulmeti aşılmadan üstteki hâl tam olarak yaşanamaz. Özellikle mârifet, kerâmet ve keşf gibi hâller Nefs-i Mülhime'den itibaren zuhûr etmeye başlarken, fenâfillâh ve müşâhede gibi daha yüksek hâller Nefs-i Mutmainne ve sonrasında tahakkuk eder. Ârif, bu mertebelerde "Hakkanî göz", "Hakkanî kulak" ve "Hakkanî lisan" ile donatılır, böylece eşyada lisansız olarak sual ve cevaba başlar¹·². Bu durum, ilme'l-yakîn değil, aynel-yakîn ve hakkal-yakîn mertebesidir².

Hâlin yerleşmesi ise "rusûh" olarak adlandırılır ve sâlikin mücâhedesi, riyâzatı ve tertîb-i sülûku ile gerçekleşir. Bu süreçte, başlangıçtaki bârika gibi geçici parlamalar olan lemeât hâlinden, hâlin sâbit ve kalıcı hâle geldiği temkîn mertebesine geçilir. Cüneyd Bağdâdî'nin "Hâl, gelir-geçer; makam, yerleşmiş hâldir" sözü, hâlin yerleşerek makama dönüşmesini ifade eder. Ârif, bu yerleşmiş hâlde, "çoklukta birliği müşâhede etmekte" olduğundan³, havf ve recadan (korku ve ümitten) kurtulur; ilham veren, irşat eden ve hidayete erdiren Hakk olur². Bu makamda ârif, nereye dönse Hakk'ın vechini gördüğünden mahlûkata karşı şefkatli olur⁴.

Kaynaklar

Cevap metnindeki ¹ ² ³ numaraları aşağıdaki kaynaklara karşılıktır — her biri kitabın tam sayfasına götürür.

  1. 1Fâtiha Sûresi · s.49O Ârife “Hakkani göz”, “Hakkanî kulak” ve “Hakkani lisân” verilir!.. Onunla yokluktan varlığa, ayıklığa geldiği zaman bütün eşyada lisansız olarak sual - cevabaOku
  2. 2Cilt 4 · s.285
  3. 3Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 7 · s.961"Kirpi"den maksat, ekşi yüzlü ve somurtkan olan Allah'ı bilen âriftir. Bu sebeple hitap ârifedir. Ve "sufi"den maksat, marifet talep eden Hakk Yolcusu'dur ki, çOku
  4. 4Mü'minûn Sûresi · s.86Seyrin başlarında olan bir kul için "titreme" ma'nâsı daha isâbetli olur; kul Rabbinin azametini düşününce, kulluğun hakkını verememe endişsesi ile endişelenir Oku
Bu cevap yardımcı oldu mu?

İlgili sorular

Bu cevap, adı geçen eserlerden derlenmiş yapay zekâ destekli bir özettir; dinî hüküm veya fetva değildir. İlim için kaynaklara başvurarak doğrulamanız tavsiye edilir.