İçeriğe atla

A'yân-ı Sâbite "A'yân-ı Sâbite" kitabının merkez teması ve asîl dayanağı nedir?

Kitap Soruları4 görüntülenme6 kaynak
Kısa cevap

"A'yân-ı Sâbite Kazâ ve Kader" adlı kitabın merkez teması, a'yân-ı sâbitenin hakîkatini ve bunun kazâ ve kader ile olan derin ilişkisini mertebî bir tasnifle açıklamaktır. Kitap, a'yân-ı sâbiteyi kişinin özü, ilâhî kimliği ve İlâhî isimlerin bir terkibi olarak ele alır. Bu kavram, Allah'ın ilminde ezelî olarak sabit olan, henüz dış vücuda çıkmamış ancak her şeyin programını içeren ilâhî bir plan olarak sunulur. Kitap, bu ilâhî programın insanın hayatındaki her anını nasıl kontrol ettiğini ve kişinin kendi aslını idrak etmesi için a'yân-ı sâbite bilgisinin mutlak surette gerekli olduğunu vurgular. Ayrıca, a'yân-ı sâbitenin "mec'ul" (sonradan yaratılmış) olmadığını, aksine Allah'ın Zât'ı ile birlikte kadîm olduğunu ve bu hakîkatin tasavvufî sülûk ve idrak için temel bir dayanak teşkil ettiğini belirtir.

Detaylı cevap

Kitapta a'yân-ı sâbite, "esma-ı ilâhiyenin ilmi suretlerinden ibaret" ve "Allah'ın Zât'ındaki ilmi" olarak tanımlanır. Henüz dış vücutları olmayan, ancak Allah'ın ilminde sabit olan bu programlar, her bir varlığın asli programını oluşturur. Kaynak 1'de belirtildiği üzere, "her bir a’yân-ı sâbitede bütün esma-ı İlâhiyenin ilmi olarak özellikleri vardır." Bu durum, a'yân-ı sâbitenin yaratılmamış, yani "mec'ul" olmadığını, Allah'ın Zât'ı ile birlikte var olduğunu gösterir. Zira "ca'l" tesir edicinin tesirinden ibaretken, a'yân-ı sâbiteler tesir ve etkiyi kabul mahalli olmadıklarından mec'uliyetleri söz konusu olamaz; yani bunlar "yapılarak" vücuda getirilmiş şeyler değildir (Kaynak 2). Onlar ancak zuhura geldiği zaman mahluk hükmünü alırlar.

A'yân-ı sâbite, Hazerât-ı Hamse tasnifinde vâhidiyyet mertebesinde yer alır ve taayyün-i sânî olarak kabul edilir. Bu mertebede, esma-ı İlâhiye birbirinden mümtaz hale gelir ve a'yân-ı sâbitelerin istidatları, yani o isimlerin gerekleri olan haller belirginleşir (Kaynak 6). Bu istidatlar da mec'ul değildir, çünkü esmanın muktezaları olan hallerin hiçbirisi mec'ul değildir. Örneğin, Dârr isminin zarar verme, Nâfî isminin fayda verme muktezası gibi, a'yân-ı sâbitelerin de kendi zâtî istidatları vardır.

Kazâ ve kader ise, bu a'yân-ı sâbite programının zuhura çıkış şeklini ifade eder. Kazâ, "Hakk'ın hükmü" olarak tanımlanır ve ilâhî ilimde sabit olan a'yân-ı sâbitelerin istidat ve kabiliyetleri üzere zuhurlarına ilişkin ilâhî hükümdür (Kaynak 5). Kader ise, bu programın "miktar miktar" ve "peyder pey" zuhura çıkmasıdır. Her anımız, her saatimiz, hatta saniyemiz, a'yân-ı sâbite programı içerisinde kader hükmü ile ortaya çıkar (Kaynak 5). Bu hükümde cebir yoktur, çünkü "bu hükmü a’yân-ı sâbite kendileri üzerine vermiştir" (Kaynak 5).

Sülûk açısından bakıldığında, a'yân-ı sâbite bilgisi, kişinin kendi aslını, ilâhî kimliğini ve gerçek programını idrak etmesi için elzemdir. İnsan, a'yân-ı sâbitesi itibarıyla Hakk'tır, ancak tabiat âleminde zuhura geldiğinde beşerî yönüyle perdelenir. Bu perdenin kalkması ve kişinin "elmas" olan özünü "pırlanta"ya dönüştürmesi, yani zuhur halini kadîm haline çevirmesi, velâyetin özüdür (Kaynak 4). Bu süreç, tevhid ehli kâmil bir mürşidin rehberliğinde, zikir ve ibadetlerle nefsin kötü huylarını kırmakla gerçekleşir. Böylece kişi, kendi varlığında aslı olan Hakk'a ulaşır ve "ne var âlemde o var Âdem'de" hakîkatini idrak eder.

Kaynaklar

Bu cevabın dayandığı eser — kitabın tam sayfasına götürür.

  1. 1Kaynak · s.159Cenâb-ı Hakk’ın ilm-i ilâhisinde mevcuttur, toplu olarak mevcuttur. Nasıl ki bir arabanın bütün parçalarının programları bir bir gramına kadar kaç diş olacağınaOku
  2. 2Kaynak · s.29birerlerimizin (a’yân-ı sâbite) denilen programı Allah’ın ilm-i İlâhîyyesinde ezeli olarak vardır. Çünkü hiçbir varlık rastgele halk edilmiş değildir. “A’yân-ı Oku
  3. 3Kaynak · s.3ve umuru bilende bilmeyende Allah'ın "ayn"ı zâhirdir (2):……………………………………………………………………………….(267) Bu gün 02/06/2012 Cumartesi Fususu’l Hikem Hud Fassı sayfa 269 kalOku
  4. 4Kaynak · s.663sâbite” kişinin özü hakikati ve ilâh-î kimliğidir. Bunlar İlâh-î isimlerin birer terkibidir. A’yan-ı sâbite, varlık kokusu almamıştır. Ve a’yân-ı sâbite, mahlûkOku
  5. 5Kaynak · s.39zaman. İşte her bir günümüz bizim hatta kısaltalım her saatimiz, hatta dakikamız ve saniyemiz, o a’yân-ı sâbite programı içerisinde, kader hükmü ile, peyder peyOku
  6. 6Kaynak · s.313bakın kendi zâtı ile kendi zât’ında kendi zât’ına tecelli buyurmakla, bir başkası yok, o program burada hazırlanıyor, burada var edilmiş oluyor, kendinde oluyorOku
Bu cevap yardımcı oldu mu?

İlgili sorular

Bu cevap, adı geçen eserlerden derlenmiş yapay zekâ destekli bir özettir; dinî hüküm veya fetva değildir. İlim için kaynaklara başvurarak doğrulamanız tavsiye edilir.