İçeriğe atla

A'yân-ı Sâbite'nin Şîsiyye Fassı'ndaki dayanağı nedir?

Kavram-Fass Eşleşmesi6 görüntülenme9 kaynak
Kısa cevap

A'yân-ı Sâbite, tasavvuf mâverâsının temel kavramlarından olup, eşyanın Hakk'ın ilminde ezelî olarak sabit olan asıl mahiyetleridir; kâinatın taslağı ve planıdır. Verilen kaynaklarda A'yân-ı Sâbite'nin Şîsiyye Fassı'ndaki doğrudan bir dayanağı açıkça belirtilmemiştir. Ancak, Hz. Şît (a.s.)'ın Fusûs'ül-Hikem'de "Kelime-i Şîsiyye" ile Hikmet-i Nefsiyye (ilâhî nefes/atâ) ile anılması ve ilk "hibe çocuk" olarak atânın sembolü olması¹, A'yân-ı Sâbite'nin "lisân-ı isti'dâd" ile kendi varlığını istemesi ve Hakk'ın bu isteğe "kün" emriyle karşılık vermesi arasında dolaylı bir ilişki kurulabilir. Zira A'yân-ı Sâbite, ilâhî sıfatların suretleri ve mümkün varlıkların hakikatleri ve dayanağıdır².

Detaylı cevap

A'yân-ı Sâbite, Hakk'ın ilminde ezelî olarak sabit olan, henüz haricî varlığa gelmemiş ancak "ne olacaksa o" olarak belirlenmiş eşyanın hakikatleridir. Bu kavram, vahdet-i vücud doktrininin anahtar kavramıdır ve Hazerât-ı Hamse sıralamasında vâhidiyyet mertebesinde, yani taayyün-i sânî'de yer alır. A'yân-ı Sâbite, ulûhiyyetin bir düzeni, vahdetin yaygın hali, gayb âleminin tafsili, cemal sûretler, isimlerin ve sıfatların eserleri, Yüce Hakk'ın malumatı ve yüce harfler olarak tanımlanır³·⁴·⁵.

A'yân-ı Sâbite'nin "lisân-ı isti'dâd" (kabiliyet dili) ile kendi varlığını istemesi, Hakk'ın "kün" (ol) emriyle eşyanın haricî varlığa gelmesini sağlar. Bu durum, kulun a'yân-ı sâbitesinden kaynaklanan bir "cebir" olarak da yorumlanır⁶. A'yân-ı sâbitenin birbirinden farklı oluşu, ilâhî isimler arasındaki fark ve ayrıcalıktan kaynaklanır; çünkü A'yân-ı Sâbite, ilâhî isimlerin gölgeleridir⁷. Hakk'ın bir olan varlığı, fıtrî olarak kendi isimlerini kapsar⁷.

Hz. Şît (a.s.) ise Fusûs'ül-Hikem'de "Kelime-i Şîsiyye" ile Hikmet-i Nefsiyye (ilâhî nefes/atâ) ile anılır ve ilk "hibe çocuk" olarak atânın sembolüdür¹. Bu "atâ" kavramı, A'yân-ı Sâbite'nin kendi varlığını istemesi ve Hakk'ın bu isteğe karşılık vermesiyle oluşan halk sürecindeki ilâhî lütfu çağrıştırır. A'yân-ı Sâbite'nin arada olma özelliği, Hakk ile şehâdet arasında bulunması, hem fâil hem mef'ul olarak çifte fıtrata sahip olması⁸ ve ilâhî sıfatların suretleri olması² bu dolaylı bağlantıyı güçlendirir. Kaderin de A'yân-ı Sâbite'nin faaliyet sahası olması⁹, Hz. Şît'in atâ sembolü olarak kaderdeki yerini işaret edebilir.

Kaynaklar

Cevap metnindeki ¹ ² ³ numaraları aşağıdaki kaynaklara karşılıktır — her biri kitabın tam sayfasına götürür.

  1. 1Hz. Şît a.s. -
  2. 2Kelime-i Âdemiyye · s.36Çünkü onlar ilâhî sıfatların suretleridir; ve mümkün varlıkların hakikatleri 1/29 ve dayanağıdır. ... Bu konudaki ayrıntılar Dâvûd Fassı'nın sonunda ve Lokmân FOku
  3. 3Gökyüzü İnsanları Araştırması (Cilt 2) · s.16A’yân-ı Sâbite : İnsânın hakikatleridir. A’yân-ı Sâbite : Ulûhiyyetin bir düzenidir. A’yân-ı Sâbite : Vahdet’in yaygın halidir. A’yân-ı Sâbite : Gayb âleminin tOku
  4. 4Vahiy ve Cebrâîl · s.30A’yân-ı Sâbite : İnsânın hakikatleridir. A’yân-ı Sâbite : Ulûhiyyetin bir düzenidir. A’yân-ı Sâbite : Vahdet’in yaygın halidir. A’yân-ı Sâbite : Gayb âleminin tOku
  5. 5Enbiyâ Sûresi · s.233A’yân-ı Sâbite (Değişmez ayn’lar, hakikatler, özler, asıllar.) Varlıklar, Allah’ın kelâmıdır. O’nun ilminde bulunan bu mânâlar ise, “a’yân-ı sabite” tabiri ile Oku
  6. 6Cebir ve İhtiyâr -
  7. 7Kelime-i İdrîsiyye · s.163A’yân-ı sâbitenin ne demek olduğuFass-ı Üzeyrî’de misâl ile îzâh olunmuştur. A’yân-ı sâbitenin yekdîğerinden mümtâz oluşu, esmâ-i ilâhiyye arasındaki fark ve imOku
  8. 8Bir Ressam Hikâyesi · s.36A’yân-ı sâbite’nin arada olma özelliği vardır. Hakk ile şehâdet arasında’dır. Hem fâil hem mef’ul olarak çifte fıtrattır bu. Üst düzeye göre edilgen, kendilerinOku
  9. 9Bir Ressam Hikâyesi · s.49Bütün bu âlem Cenâb-ı Hakk’ın sonsuz sanatının zuhurları, üstelik İlâh-î ressam her resimle beraber. Hikâyedeki yukarıdaki çiziyor denmesi çizimin a’yân-ı sâbitOku
Bu cevap yardımcı oldu mu?

İlgili sorular

Bu cevap, adı geçen eserlerden derlenmiş yapay zekâ destekli bir özettir; dinî hüküm veya fetva değildir. İlim için kaynaklara başvurarak doğrulamanız tavsiye edilir.