İçeriğe atla

Beled, kavramı tasavvufta hangi mertebe ile ilişkilendirilir?

Kitap Soruları25 görüntülenme6 kaynak
Kısa cevap

Beled kavramı tasavvufta, Hakikat-i Muhammediyye'nin âlemlerde zuhur ettiği mekân, yani tüm âlemlerin Hakikat-i Muhammedî'nin beldesi olarak işlenir. Bu belde, Ulûhiyyet'in Hakikat-i Muhammediyye ile âlemlerde tecelli etmesinin delilidir. Beled Sûresi'nin ilk âyetinde yemin edilen "belde", zâhiren Mekke şehri olsa da, bâtınî olarak nur-u Muhammedî'nin bedeni ve Ulûhiyyet'in tenezzül ettiği cem makamıdır. Bu mertebe, kişinin kendi varlığında Hakikat-i Muhammediyye'nin tecellilerini idrak etmesiyle ve bu idrakin getirdiği irfanla yaşanır. Beled kavramı, sâlikin seyr-i sülûkunda, kendi varlığının ve tüm âlemlerin Hakikat-i Muhammediyye'nin bir tecelligâhı olduğunu anlamasıyla tahakkuk eder.

Detaylı cevap

Beled kavramı, tasavvufî idrakte mertebeli bir yapıya sahiptir.

1. İlim Mertebesi: Beled kavramı, öncelikle "şehir" anlamına gelen lügat mânâsıyla ve Beled Sûresi'nin ilk âyetinde geçen Mekke şehri olarak bilinir. Ancak tasavvufî açıdan, bu bilginin ötesine geçilerek, "belde"nin Hakikat-i Muhammediyye'nin zuhur mahalli olduğu ilmen idrak edilir. Kaynakta belirtildiği gibi, "Ulûhiyyet’in hakikat-i Muhammediyye ile âlemlerde zuhura çıkmasının delilidir. Hâl böyle olunca bütün âlemler Hakikat-i Muhammed-î’nin beldesidir." Bu, kavramın akıl ile bilindiği ilme'l-yakîn mertebesidir.

2. Hâl Mertebesi: Sâlik, bu ilmin kalbinde bir parıltısını yaşamaya başlar. Beled'in sadece fiziki bir yer olmadığını, aynı zamanda kendi varlığında ve tüm âlemlerde tecelli eden bir hakikat olduğunu hissetmeye başlar. Bu, geçici bir tatma, yani hâl mertebesidir. "Zât-ı akdes, Zât-ı mukaddes olan Ulûhiyyet, beldesinden hakikat-i Muhammed-î beldesine, tenezzül ettiğinde cem olan bu belde her beldesi itibariyle, bütün âlemlerde tafsîlen zuhura çıkmış" ifadesi, bu hâlin yaşanmaya başlandığına işaret eder.

3. Makam Mertebesi: Bu idrak ve hissiyatın sâlikte sabitlenmesiyle makam mertebesine ulaşılır. Artık sâlik, kendi bedenini ve tüm kâinatı Hakikat-i Muhammediyye'nin bir tecelligâhı olarak görür ve bu görüş, onun için değişmez bir gerçeklik haline gelir. "Özelde ise 'beled-bedeni nur-u Muhammed-î dir" ifadesi, bu makamın kişisel varlıkta sabitlenmesini vurgular. Ayne'l-yakîn ile sâlik, bu hakikati gözlemlemeye başlar.

4. Tahakkuk Mertebesi: En üst mertebe olan tahakkukta sâlik, Beled kavramının kendisi olur. Yani, Hakikat-i Muhammediyye'nin zuhur mahalli olma halini bizzat yaşar ve bu hakikatle bütünleşir. Bu mertebede, sâlikin sözleri ve fiilleri, Hakikat-i Muhammediyye'nin tecellileri haline gelir. "Hazret-i Peygamber Efendimiz"in kendi şahsında Hakk'tan naklederek, Hakk lisanı ile bu hakikati haber vermesi, bu tahakkuk mertebesinin en kâmil örneğidir. Bu, hakke'l-yakîn mertebesidir.

Bu mertebeler, sâlikin seyr-i sülûkunda Beled kavramını derinlemesine idrak etmesi ve yaşamasıyla gerçekleşir. Her mertebe, bir önceki mertebenin üzerine inşa edilerek, daha geniş ve kapsamlı bir anlayışa yol açar.

Kaynaklar

Bu cevabın dayandığı eser — ilgili esere ve bölüme yönlendirir.

  1. 1Eser, s. 1“GÖNÜLDEN ESİNTİLER: KÛR’ÂN-ı KERÎM’de YOLCULUK Beled-Şems-leyl-Duhâ-İnşirâh- Tîn- (90-95) Sûreleri NECDET ARDIÇ İRFAN SOFRASI NECDET ARDIÇ TASAVVUF SERİSİ (54) ”Oku
  2. 2Eser, s. 3“(  b-2-) (  Lâm-30-) (  -dal-4-) Bunları bütün olarak toplarsak. (90+20+30+2+30+4=176) ayrıca (1+7+6=14) Nur-u Muhammed-î çıktığı görülür. Gene kendi içinde ”Oku
  3. 3Eser, s. 17“olmadığından hiçbir hareketi olmayan, tam bir hiçlik halinde olan kimsedir. Benliği kalmamış ki, bir 17 faaliyyeti olsun. Kendine ait hiçbir malı mülkü yokki on”Oku
  4. 4Eser, s. 59“ise yetîmdir, onu o yetimlikten kurtaracak olan ise baba hükmünde olan aklı küllden gelen tecellîlerdir. Fizîki ana ve babaya dînimizin kuralları çerçevesinde v”Oku
  5. 5Eser, s. 57“halleridir. Bunlar bütün varlığı içten sarmış “gaşy” etmişler ve eşyanın hakikatleridirler. Yeminin biride bunlaradır. Bütün bunları kendi vücût mülkünde idrak ”Oku
  6. 6Eser, s. 35“her türlü bilgiler, ayrıca yaptırımlı ve duygular halinde gelmektedir. Bunları ayırt etmenin ölçüsü ise “şeriat-i Muhammediyye” ye uygun olup olmadığına bakılma”Oku

Dayandığı eserler

Bu cevap yardımcı oldu mu?

İlgili sorular

Bu cevap, adı geçen eserlerden derlenmiş yapay zekâ destekli bir özettir; dinî hüküm veya fetva değildir. İlim için kaynaklara başvurarak doğrulamanız tavsiye edilir.