Her kavramı tasavvufta hangi mertebe ile ilişkilendirilir?
Tasavvufta her kavramın işlenişi, sâlikin içinde bulunduğu mertebeye göre farklılık arz eder. Şeriat, tarikat, hakikat ve marifet mertebeleri, bir kavramın idrak ve tatbik seviyesini belirler. Şeriat mertebesinde kavramlar zâhirî hükümlerle ve benlik odaklı bir anlayışla ele alınırken, tarikat mertebesinde fiilin fâilinin Allah olduğu idrak edilir ancak Allah'ı ötelerde arama eğilimi devam eder. Hakikat mertebesinde kişi, Hakk'ın isimlerinden başka bir şey olmadığını anlar ve varlığını Hakk'a verir. Marifet mertebesinde ise, kişinin izâfî beden varlığının da tamamen Hakk'a ait olduğu ve hakîkî ilâhî benliği ile yaşadığı idrak edilir; bu makamda Hakk'tan başka bir şey bulunmaz ve her şey merkezinde görülür. Bu mertebeler, kavramların ilimden hâle, hâlden makama ve nihayet tahakkuka ulaşmasını sağlayan bir sülûk tertibidir.
Detaylı cevap
Tasavvufî kavramların idrak ve tatbiki, sâlikin seyrisülûk yolculuğundaki mertebesine göre değişir. Bu mertebeler, şeriat, tarikat, hakikat ve marifet olarak sıralanır ve her birinde kavramlara bakış açısı derinleşir.
Şeriat Mertebesi: Bu mertebede kavramlar, zâhirî hükümler ve benlik odaklı bir anlayışla ele alınır. Örneğin, hayır ve şerrin Allah'tan geldiği kabul edilse de, hayrın Allah'tan, şerrin ise kuldan geldiği düşünülür. Kuldan görünenin de Allah olduğu kabul edilemez. Bu seviyede "kısasta hayır vardır" ayeti tatbik edilmek istenir ve benlik ön plandadır. Her şey "ben" odaklıdır ve hükümler kişi tarafından verilir. Bu mertebede "merkez"in ne olduğu dahi anlaşılamaz; her şey merkezin dışındadır ve enfüs karmaşıktır.
Tarikat Mertebesi: Bu mertebede fiilin fâilinin Allah olduğu idrak edilir ancak Allah ötelerde aranır. İsmin hakikati anlaşılmaya çalışılsa da, dünyevî olaylar karşısında zaman zaman isyan devam edebilir. "Her şerde bir hayır vardır" denilse de, kabul edilen hakikat mertebeye göredir. Enfüste her şeyi merkeze çevirme çabası vardır ama tam bir sükûnet sağlanamaz; yarı şikayet, yarı şükür, yarı çaba hali devam eder.
Hakikat Mertebesi: Bu makamda kişi, kendine dönerek kimlik tespitinde bulunur ve kendisinin Hakk'ın isimlerinden başka bir şey olmadığını anlar. Varlığını Hakk'a verir ve kendinde kendine ait bir şey olmadığını idrak eder. Bu mertebede her şeyin merkezinde olduğu düşüncesi hâkimdir. Kişinin enfüsünde sönümlenme ve sükûna erme gerçekleştiğinden, her yönden merkezî bir hal geçerlidir. "Her şeyi merkezinde bırakırdım" sözü bu mertebenin bir ifadesidir; burada bir gayret veya müdahale olmaması İseviyet mertebesi olarak da düşünülebilir. Hakikat mertebesinde her şey iki yönden genel merkezdedir: Cenâb-ı Hakk her şeyi hakkıyla halketmiştir ve her şey yerli yerincedir; ayrıca fenâfillâh durumunda olan kimsenin kendine ait bir tefekkürü olamayacağından, onun için her şey merkezindedir.
Marifet Mertebesi: Bu makamda kişinin izâfî beden varlığının da tamamen Hakk'a ait olduğu ve Hakke'l-yakîn olarak, gerçek ilâhî benliği ile yaşamaya başladığı idrak edilir. Nefsine ârif olduğundan, burada Hakk'tan başka bir şey bulunmamaktadır. Bu makama gelen kişi "her şeyi merkezinde bırakırdım" diyebilir. Marifet ehli, canlı cansız her şeyi Allah'la müşahede eder ve hiçbir şeyi Allah'tan gayrı görmez. Aldığı ilham üzere hareket eder ve Allah'tan başka hiçbir şey görmez, her şeyi merkezinde görür. Marifet mertebesi, hakikat mertebesini de kuşatan bir mertebedir. Bu makamda kişi, kendisinin de bir merkez olduğunu ve bazen ana merkeze yöneldiğini, bazen de ana merkeze vekâlet ederek kendi ferdiyetinden merkezî olarak davranabileceğini düşünür. Ancak marifet mertebesinde, şeriat mertebesindeki beşerî benlik itibarıyla olan hükümdeki çoklu merkez hali tekrar ortaya çıkar; zira bakabillâh'tan şeriat mertebesine tenezzül edip orada şeriat mertebesi hakikati üzere yaşandığında, her varlığın kendi hakikati üzere, tafsil âleminde yaşadığı tam bir şekilde idrak edilir. Bu durumda her varlık kendi merkezine göre çoklu merkezlerde yaşanmaktadır.
Bu mertebeler, kavramların ilim (akıl ile bilme), hâl (kalbin geçici tatması), makam (hâlin sabitleşmesi) ve tahakkuk (sâlikin o kavram olması) aşamalarından geçerek derinleşmesini sağlar.
Kaynaklar
Bu cevabın dayandığı eser — kitabın tam sayfasına götürür.
- 1Kaynak · s.85“seyrisülûk yoluna girmişsek, mertebelerimize göre hayır ve şerrin Allah’tan geldiğini ve tevekkül etmemiz gerektiğini anlarız. Şeriat mertebesinde “sizin için k”Oku
- 2Kaynak · s.443“Bu hususları tesbit edip üzerinde ciddi ma’nâ da ilgilenip yazı yazmak bile bir irade oluşumunun tescilidir. Tekrar memnuniyetimizi bildiririz. Ancak bazı yazıl”Oku
- 3Kaynak · s.83“düştü. Hikâye malum, bir gün bir şahıs bir mürşite tasavvuf hakkında bilgi sahibi olmak istediğini söyler. Mürşit de ona ertesi gün beraber camiye gitmelerini s”Oku
- 4Kaynak · s.23“hiçbir şey ayırmaksızın bütün “enfüsi beden âlemi içinde” de her yönden geçerlimi’dir? Burada eğer sükun hali oluşmadıysa merkezden ziyade karmaşadan söz etmek ”Oku
- 5Kaynak · s.77“ikramlarla imtihan edilmek sıkıntı ve zorluklarla imtihandan daha zordur. Bunun bilincinde olmak zorundayız. Şükrünü yapmadığımız, Allah için değerlendirmediğim”Oku
- 6Kaynak · s.467“de birbirlerine göre zıt olduğundan karşı tarafa göre her iki tarafta merkezinde değildir. Bu âlemde ise birbirlerine göre hiçbir şey merkezinde değildir, her ş”Oku
İlgili sorular
- Tûr kavramı tasavvufta hangi mertebe ile ilişkilendirilir?
- Mübârek kavramı tasavvufta hangi mertebe ile ilişkilendirilir?
- Zümer kavramı tasavvufta hangi mertebe ile ilişkilendirilir?
- Şu'arâ kavramı tasavvufta hangi mertebe ile ilişkilendirilir?
- Mümtehine kavramı tasavvufta hangi mertebe ile ilişkilendirilir?
Bu cevap, adı geçen eserlerden derlenmiş yapay zekâ destekli bir özettir; dinî hüküm veya fetva değildir. İlim için kaynaklara başvurarak doğrulamanız tavsiye edilir.