Hz. kavramı tasavvufta hangi mertebe ile ilişkilendirilir?
Tasavvufta Hz. Peygamber'i müşahede etmek, sâlikin mânevî yolculuğunda farklı mertebelerde tecellî eden bir hakikattir. Bu müşahede, başlangıçta duygusal ve zâhirî bir görüşten ibaretken, sülûk ilerledikçe Fenâfirrasûl makamına ulaşan sâlik için O'nunla hemhâl olma ve O'nun ahlâkıyla ahlâklanma hâline dönüşür. En yüksek mertebede ise, Hakikat-i Muhammediyye aynasında Hakk'ı müşahede etme ve âlemdeki her zuhurda O'nun cemâlini görme idrâkine erişilir. Bu, ilim, hâl, makam ve tahakkuk aşamalarından geçerek kemâle eren bir süreçtir ve ancak irfan ehli ârifler tarafından tam manâsıyla idrâk edilebilir.
Detaylı cevap
Hz. Peygamber'i müşahede, tasavvufî sülûkun önemli bir veçhesidir ve sâlikin mânevî tekâmülüne göre farklı seviyelerde yaşanır. Bu müşahede, zâhirî ve bâtınî olmak üzere iki ana görüşe ayrılır ve her birinin kendi içinde mertebeleri bulunur.
1. Beşerî ve Nefsî Hayalle Olan Kesret Görüşü (Zâhirî Görüş):
Bu mertebe, sâlikin Hz. Peygamber'i duygusal bir bağlamda, kendi hayal dünyasında veya rüyasında görmesidir. Kitapta verilen örnekte olduğu gibi, pirzola yiyip suya susayan dervişin rüyasında şarıl şarıl akan sular görmesi gibi, Peygamber aşkıyla yanan bir kişinin O'nu hayalinde veya rüyasında görmesi bu kategoriye girer (Kaynak 3). Bu tür görüşler "sathî ve zâhirî" olup, geçicidir. Şeriat mertebesinde olanlar, kendi hayalleri cihetinden O'nu zannı ile görebilirler. Tarikat mertebesinde olanlar ise muhabbetleri ve hayallerinde şekillendirdikleri kıyafet görüntüsüne benzer şekilde görürler. Bu görüşlerde bazen cemâl hiç görülmez, bazen bir bölümü görülür, bazen de kişi gördüğünü zanneder ancak hatırında bir şey kalmaz (Kaynak 5).
2. Fenâfirrasûl Sonrası Gerçek Müşahede (Bâtınî Görüş):
Bu mertebe, sâlikin mânevî yolculuğunda daha ileri bir aşamayı ifade eder. Bu hâlin oluşması için "güzel bir tasavvuf ve irfaniyyet eğitimi" almak ve ehil ellerde gayret göstermek gerekir (Kaynak 3). Sâlik, önce şeyhinde fânî olur (Fenâfişşeyh), yani eski süflî ahlâklarını terk edip şeyhinin ahlâkıyla ahlâklanır. Bu hâlin kemâlinde ise Fenâfirrasûl makamına ulaşır. Bu makamda sâlik, Hz. Peygamber'de fânî olur, O'nun ahlâkıyla (tahallâku bi ahlâk-ı Rasûlüllah) ahlâklanır. Bu durumda O'nu görme hâli dahi düşer, yerine O'nu O'nunla yaşama hâli gelir. Bu hâl devamlılık arz eder ve kişinin mertebesi olur (Kaynak 3).
3. Hakikat-i Muhammediyye Aynasında Hakk'ı Müşahede:
Fenâfirrasûl makamından sonra sâlik, yolculuğuna devam ederse Fenâfillâh makamına erer ve Hakk'ta fânî olur. Bu hâlde, Hakk'ın ahlâkıyla (tahallâku bi ahlâkıllâh) ahlâklanır. Artık Hakk gözünden bakarak bütün âlemde Hakikat-i Muhammediyye'den başka bir şey göremez (Kaynak 3). "Men reânî fekad reel Hakk" (Beni gören Hakk'ı görmüştür) hadîs-i şerîfi bu mertebede tam manâsıyla idrâk edilir. Bu hadîs, Hz. Peygamber'in hayat-ı şeriflerindeki sûret-i insâniyyesinin Hakk'ın hakikati olduğunu ve irfan ehli tarafından idrâk edilen Hakikat-i Muhammediyye yönünün Cenâb-ı Hakk'ın en geniş manâda zuhur mahalli olduğunu ifade eder (Kaynak 2).
Bu mertebede, Hakikat-i Muhammediyye'nin âlemin her fert ve zerresinde zuhur ve tecelli ettiğinin idrâkine varılır. Bu idrâk ile "Mir'ât-ı Muhammed" (Muhammed aynası) hükmünce bütün âlemde Hakk'ı görmek mümkün olur (Kaynak 2, 4). Bu, "Ulûhiyyet aynasında Hakikat-i Muhammediyye vechini görmek" ve "Hakikat-i Muhammediyye aynasında Hakk'ın vechini görmek" şeklinde iki bakışı içerir. İnsân-ı kâmil, bu iki makamı da cem eden kişidir (Kaynak 4).
4. Ahiret ve Mertebeler:
Ahirette de Hz. Peygamber'i müşahede, dünyadaki mânevî yakınlık ve mertebeye göre şekillenir. Hz. Peygamber'in Makam-ı Mahmud'da olması, diğer mü'minlerin O'nun komşuluğundan mahrum kalacağı anlamına gelmez. Çünkü O, bütün mertebelerin sahibidir ve cennetin her mertebesinde makamı vardır. Dolayısıyla her mü'min, dünyada O'na ne kadar yaklaşmışsa, ahirette de o mertebesi itibarıyla O'nunla ünsiyet bulacaktır (Kaynak 1).
Sonuç olarak, Hz. Peygamber'i müşahede, sâlikin mânevî yolculuğunda ilimden başlayıp, hâl ve makamlarla ilerleyerek, Hakikat-i Muhammediyye'nin âlemdeki zuhurunu idrâk etme ve O'nun aynasında Hakk'ı görme tahakkukuna ulaşan derin bir mânevî tecrübedir. Bu, "eşyanın hakikatini göster" duasıyla da vurgulanan, varlığın özüne nüfuz etme çabasıdır (Kaynak 5).
Kaynaklar
Bu cevabın dayandığı eser — kitabın tam sayfasına götürür.
- 1Kaynak · s.59“hazret-i ni her zaman müşahede etmeyi öğrenmeliyiz, işte o zaman bizler de âhır zâmanın gerçek (sahabî’si) hükmüne girmiş oluruz ki, devamlı rû’yet-tir. Ömürde ”Oku
- 2Kaynak · s.43“ile ilgili her dala konuyor. Evet kısa bir tefekkür turundan sonra biz yine yolumuza devam edelim. (4) Aleyhissalât-u Vesselâm Efendimizin görüş hususunda ki, m”Oku
- 3Kaynak · s.57“uyuyunca uykusunda şarıl, şarıl akan dereler, sular görmeğe başlamış ve sabah olunca uyanıp hocasının yanına gitmiş. Hocası da (ne oldu oğlum Peygamberimizi gör”Oku
- 4Kaynak · s.45“vererek o ilâh-î mahalden bütün âlemlere rahmet olarak gönderdi, zuhur ettirdi. Bu hale göre kavs’ın biri “kadîm” biri “hadîs” biri “vâcip” diğeri “mümkin” ismi”Oku
- 5Kaynak · s.51“ile izah etmeye çalıştım. Cenâb-ı Hakk gerçekten, bu âleme, gerçek olarak bakmamızı nasip etsin. Bu yolda yine o yüce Peygamberimiz bize yol gösterici olarak, O”Oku
- 6Kaynak · s.61“oda ona o yönlü o mertebesi itibariyle komşu olacaktır. “Allah-u aglem” Allah daha iyisini. Amennâ ve saddaknâ. Bu mevzua girmişken bir de Efendimizin siyer kit”Oku
İlgili sorular
- Tûr kavramı tasavvufta hangi mertebe ile ilişkilendirilir?
- Mübârek kavramı tasavvufta hangi mertebe ile ilişkilendirilir?
- Zümer kavramı tasavvufta hangi mertebe ile ilişkilendirilir?
- Şu'arâ kavramı tasavvufta hangi mertebe ile ilişkilendirilir?
- Mümtehine kavramı tasavvufta hangi mertebe ile ilişkilendirilir?
Bu cevap, adı geçen eserlerden derlenmiş yapay zekâ destekli bir özettir; dinî hüküm veya fetva değildir. İlim için kaynaklara başvurarak doğrulamanız tavsiye edilir.