Îmân kavramı tasavvufta hangi mertebe ile ilişkilendirilir?
Tasavvufta îmân, kuru bir ikrar ve tasdikten öte, mertebeler hâlinde yükselen bir idrak ve müşahede yolculuğudur. Bu yolculuk, şeriat mertebesinde ef'âl tevhidiyle başlayıp, tarikat mertebesinde esmâ tevhidiyle derinleşir. Hakikat mertebesinde sıfat tevhidiyle ikilikteki tekliği idrak etme noktasına ulaşır ve nihayet marifet mertebesinde zât tevhidiyle kulun kendi varlığını Hakk'ın varlığında yok etmesiyle kemâle erer. Her mertebede îmânın kapsamı ve idraki genişler, zâhirî kabullenişten bâtınî müşahedeye doğru ilerler. Bu seyirde sâlik, ilmelyakîn, aynelyakîn ve hakkelyakîn aşamalarından geçerek îmânı bir yaşantı ve hâl olarak tahakkuk ettirir.
Detaylı cevap
Îmân, tasavvufta farklı mertebelerde farklı veçhelerle zuhur eder. Bu mertebeler, sâlikin sülûk yolundaki ilerleyişine paralel olarak derinleşir ve genişler.
1. Şeriat Mertebesi (Tevhid-i Ef'âl): Bu mertebede îmân, dil ile ikrar ve kalp ile tasdik şeklinde tezahür eder. Ancak bu tasdik, genellikle beşerî bir kabulleniş düzeyindedir. Kişi, Allah'ın fiillerini ayrı ayrı görür, ibadetleri yerine getirir, kurban keser. Bu, "beşerî din" olarak adlandırılan zâhirî bir îmândır. Bu mertebede kul ve Hakk ikiliği esastır, âlem ayrı bir varlık olarak algılanır. Nitekim "münâdiyyen yünâdiylil îmân" ifadesiyle, davetçiye inanıp onun çağırdığı yere îmân etmek bu mertebenin bir göstergesidir. Kişiler bu mertebede "Ve teveffenâ meal ebrar" diyerek üst mertebelerin ehli olanlarla vefat etmeyi dilerler, yani ef'âl mertebesinden esmâ mertebesine geçmeyi hedeflerler.
2. Tarikat Mertebesi (Tevhid-i Esmâ): Bu mertebede îmân, duygusallık ve muhabbet üzerine kuruludur. Kişi gayba îmân eder, namazı dosdoğru kılar ve kendisine rızık olarak verilenlerden infak eder. Bu, Bakara Suresi 3. ve 4. ayetlerinde geçen "Ellezîne yü'minûne bil gaybi ve yukîmunessâlâte ve mimmâ razeknâhum yünfikûn. Velleziyne yü'minûne bimâ ünzile ileyke ve mâ ünzile min kablik ve bil âhiratühüm yûkinûn" ifadeleriyle açıklanır. Bu mertebede, şeriat mertebesindeki talepkâr hâlden ziyade, Hakk'ın o kişileri vasfetmesi söz konusudur. Rahman'ın rububiyyet mertebesinden îmânı anlatması bu aşamaya işaret eder.
3. Hakikat Mertebesi (Tevhid-i Sıfat): Bu mertebede îmân, ikilikteki tekliği bulmaktır. Cenâb-ı Hakk'ın zâtında var olan insan vasfını ortadan kaldırıp, iki gibi görünenin aslında bir tek olduğu şuuruna ulaşmaktır. Bu, kişinin kendi varlığının Hakk'ın isim ve sıfatlarının zuhurundan başka bir şey olmadığını idrak etmesiyle gerçekleşir. "Çık aradan" hakikati burada meydana gelir. Kişi, hayatının, ilminin, iradesinin, kudretinin kendisine ait olmadığını, Hakk'ın sıfatlarının kendisinde tecelli ettiğini anlar. Meryem Suresi 19/96'da geçen "muhakkak ki îmân edip sâlih amel işleyenleri rahman sevgili kılar" ayeti bu mertebenin bir göstergesidir. Bu, aynelyakîn mertebesi hâli, yani sıfat mertebesinin îmânıdır.
4. Marifet Mertebesi (Tevhid-i Zât): Bu, îmânın en kemâl noktasıdır. Kişi kendindeki ulûhiyyet ve abdiyyet mertebelerinin hakkını vererek tek olarak yaşar. Sıfat mertebesindeki îmânda kişi kendini kaldırıp her şeyi Hakk'a verirken, zât mertebesindeki îmânda kul, kendindeki Hakk'la, kendi beşeriyetiyle, abdiyyetiyle, ulûhiyyet ve abdiyyet mertebelerini birleştirerek Hakk olarak yaşar. Bu, "abdühû ve rasulühû" ifadesindeki "abd" mertebesidir, velâyet mertebesidir. Kul, bu hakikati idrak ettiğinde, Allah'ın velisi ve tek bir varlık olarak yaşar, Hakkânî vücudu ile ve Hakk'ın velisi olarak yaşamaktadır. Bu, "zuhur hâlinin kadîm hâline dönüşmesi" şeklindedir. Burada îmân düşer, çünkü îmân ikiliği gerektirirken, bu mertebede sadece Hakk kalır, yani îkân (yakîn) meydana gelir. Bu, hakkelyakîn mertebesidir.
Genel olarak îmân, ilmelyakîn (akıl ile bilme), aynelyakîn (görerek bilme) ve hakkelyakîn (kendisi olma) aşamalarından geçerek kemâle erer. "Lâ ilâhe illâllah" sözü, kelâmî olarak en üst mertebeyi ifade etse de, şuhûd ve müşahede ile yaşanması için tevhîd-i ef'âl'den başlayarak tevhîd-i zât'a kadar olan tüm mertebelerin idrak edilmesi gerekir.
Kaynaklar
Bu cevabın dayandığı eser — kitabın tam sayfasına götürür.
- 1Kaynak · s.91“dini getirir, anlatır. Tabi buda özel bir çalışma gerektiren bir sahadır. Şimdi bu İslâmın anlaşılması için evvela îmân gerekmektedir. îmân dışı olunduğu zaman ”Oku
- 2Kaynak · s.165“diğer ifadesi bir Hakk var bir âlem var bir de kul vardır. Bu üçlü anlayıştır. Yani âlem ayrı, Allah ayrı, kul ayrı, bakın birliktelik yok tevhid yoktur. İslâmı”Oku
- 3Kaynak · s.179“Özetle, tefsirler yakîni ölüm ile tercüme etmişlerdir. Kısmen bu da doğrudur. Ölmeden evvel ölen kimselerin varlığında Hakk’tan başka bir şey kalmadığından ikil”Oku
- 4Kaynak · s.121“bir meseledir, rahmânın sevgisine muhatab olamak yahut onu kazanmak, herhalde bu âlemde küçümsenecek bir şey olmasa gerektir Efendim bunlar olur mu olmaz mı? Ol”Oku
- 5Kaynak · s.123“mertebesinden rahmaniyyetini anlatmaktadır. Naıl bakın “ Ellezîne, o kimseler ki, âmenû îmân ettiler ve amilussâlihâti sâlih amel işlediler. İşte çok yakın bir ”Oku
- 6Kaynak · s.211“öperek başının üzerine koyar, hörmet eder ve bir köşeye bırakır. İkinci halde ki, yani tahkiki îmân safhasındaki kişi Kur'an-ı Kerîm'i alır, açar, okur, hüküml”Oku
İlgili sorular
- Tûr kavramı tasavvufta hangi mertebe ile ilişkilendirilir?
- Mübârek kavramı tasavvufta hangi mertebe ile ilişkilendirilir?
- Zümer kavramı tasavvufta hangi mertebe ile ilişkilendirilir?
- Şu'arâ kavramı tasavvufta hangi mertebe ile ilişkilendirilir?
- Mümtehine kavramı tasavvufta hangi mertebe ile ilişkilendirilir?
Bu cevap, adı geçen eserlerden derlenmiş yapay zekâ destekli bir özettir; dinî hüküm veya fetva değildir. İlim için kaynaklara başvurarak doğrulamanız tavsiye edilir.