Îmân ve İkân "Îmân ve İkân" kitabının merkez teması ve asîl dayanağı nedir?
"Îmân ve Îkân" kitabının merkez teması, İslâm, îmân ve ikân mertebeleri arasındaki geçişi ve bu mertebelerin tevhid anlayışındaki yerini açıklamaktır. Kitap, Cibrîl hadîsinden yola çıkarak İslâm'ın beş şartı ile başlayan zâhirî dînî yaşantının, kalbî bir hâl olan îmâna, oradan da mârifet ehlinin ulaştığı ikân mertebesine nasıl evrildiğini ele alır. Asıl dayanağı, Peygamber Efendimiz'in Zeyd'e "Yâ Resûlallah hakkan, mü'min olarak sabahladım" cevabını verdiği hadis-i şerif olup, îmânın kemâli olan ikân hâlinin önemini vurgular.
Detaylı cevap
Kitap, İslâm'ı beş şart üzere kurulu bir temel olarak kabul ederken, îmânı bu temel üzerine inşa edilen bir irfanî yaşantı olarak tanımlar. Ancak asıl hedef, ikân mertebesine ulaşmaktır. Yazar, İslâmiyet'in başlangıçta "yukarıda Allah, aşağıda kul ikilisi" şeklindeki tenzih anlayışını getirdiğini, ancak teşbihî mânâda kulun aradan kalkmasıyla tam bir teklik anlayışına ulaşıldığını belirtir ki, işte bu hâl ikândır. Bu mertebede kulun varlığı ile Hakk'ın varlığı birleşerek gerçek tevhid hakikati zuhur eder.
Kitapta îmân, kul ve Allah ikiliği üzere bir anlayış ve yaşam şekli olarak ele alınırken, ikân ise bu ikiliğin ortadan kalktığı, "çık aradan kalsın yaradan" ilkesinin yaşandığı bir hâl olarak açıklanır. İmânın bir kimliğe bağlı olduğu, ikân hâlinde ise bu kimliğin ortadan kalkmasıyla îmânın da düşeceği ve îmâna ihtiyacın kalmayacağı ifade edilir. Çünkü ikân, Hak ile Hak olma hâlidir ve bu hâlde îmân edecek bir kimse kalmaz.
İkânın "yakîn" mânâsına geldiği ve Tekâsür Sûresi'ndeki (102/5-6-7-8) "ilmel yakîn", "aynel yakîn" ve "Hakk'al yakîn" mertebeleriyle açıklandığı görülür. Muhyiddin Arabî'nin "el yakînü hüvel Hakk" sözüyle de desteklenen bu anlayışa göre, yakîn, Hakk'ın fiilleriyle, isimleriyle, sıfatlarıyla ve zâtıyla bizzat kendisi olmaktır. Şeriat ve tarikat mertebelerinde îmânın var olduğu, ancak hakikat ve mârifet mertebelerinde ikânın meydana gelmesiyle îmânın kendiliğinden müşahedeye dönüştüğü vurgulanır. Bu, bilginin sadece akıl veya görme yoluyla elde edilmesinden öte, bilginin kendisi olma hâlidir; yani şekeri tarif etmekten, onu tatmaya ve en nihayetinde şeker olmaya benzetilir.
Kaynaklar
Bu cevabın dayandığı eser — kitabın tam sayfasına götürür.
- 1Kaynak · s.1“GÖNÜLDEN ESİNTİLER: ÎMÂN VE ÎKÂN NECDET ARDIÇ TERZİ BABA NECDET ARDIÇ İRFAN SOFRASI TASAVVUF SERİSİ (72) Sayfa no: İçindekiler:…………………………………………………………………………………….”Oku
- 2Kaynak · s.29“ise aradığı yeri bulamayacaktır. İşte elindeki o proje onun yol göstericisi onun îmân düzeyinde olmaktadır. Hedefe vardıktan sonra o adrese projeye ihtiyaç varm”Oku
- 3Kaynak · s.3“Ancak teşbihi ma’nâ da ise kulu aradan kaldırıp tam bir teklik anlayışını getirmiştir. İşte İkân budur. Daha sonra kulun varlığı ile Hakk’ın varlığını birleştir”Oku
- 4Kaynak · s.199“karşılıksız kalmıştır. Yani bunlardan hiçbir olumlu ma’nâ da karşılık alamayacak ve ayrıca da bütün yaptıklarının ve kendisine verilen (15) senelik hizmetin diy”Oku
- 5Kaynak · s.17“ızzeti amme yasıfun” Yani sizin vasıflandırdıkla-rınızdan o tenzihtedir. Yani sizin vasıflandırdığınız gibi değildir. Diye âyet-i kerîme bunu açık olarak belirt”Oku
- 6Kaynak · s.211“öperek başının üzerine koyar, hörmet eder ve bir köşeye bırakır. İkinci halde ki, yani tahkiki îmân safhasındaki kişi Kur'an-ı Kerîm'i alır, açar, okur, hüküml”Oku
İlgili sorular
- Tûr kavramı tasavvufta hangi mertebe ile ilişkilendirilir?
- Mübârek kavramı tasavvufta hangi mertebe ile ilişkilendirilir?
- Zümer kavramı tasavvufta hangi mertebe ile ilişkilendirilir?
- Şu'arâ kavramı tasavvufta hangi mertebe ile ilişkilendirilir?
- Mümtehine kavramı tasavvufta hangi mertebe ile ilişkilendirilir?
Bu cevap, adı geçen eserlerden derlenmiş yapay zekâ destekli bir özettir; dinî hüküm veya fetva değildir. İlim için kaynaklara başvurarak doğrulamanız tavsiye edilir.