İçeriğe atla

İnsân-ı Kâmil (Cilt 6) "İnsân-ı Kâmil" kitabının merkez teması ve asîl dayanağı nedir?

Kitap Soruları0 görüntülenme6 kaynak
Kısa cevap

İnsân-ı Kâmil kitabının merkez teması, kâmil insanın sistematik mertebî tasnîfi ve bu tasnîfin dayandığı Hakîkat-i Muhammediyye'dir. Kitap, insân-ı kâmilin Allah'ın tüm esmâsını kendi bünyesinde topladığını ve bu esmânın kâinattaki zuhurunun insân-ı kâmil vasıtasıyla gerçekleştiğini vurgular. İnsân-ı kâmil, âlemlerin yaratılış sebebi olan Hakîkat-i Muhammediyye'nin bir tezahürü olarak kabul edilir ve bu hakîkat, on sekiz bin âlemi idrak eden ve onlara varlık kazandıran "bir" olarak tanımlanır. Kitap, insanın kendi gerçek hüviyetini, yani "ben kimim" hakîkatini tanıması gerektiğini, zira bu bilginin kişiyi iç ve dış yabancı tesirlerden koruduğunu ve Allah'ın sonsuz kudretini kendi varlığında idrak etmesini sağladığını belirtir.

Detaylı cevap

Kitapta insân-ı kâmil, Allah'ın esmâsının ve sıfâtının tecellî ettiği en mükemmel varlık olarak sunulur. Bu, sadece fiziksel bir varlık olmaktan öte, ruhsal ve mânevî bir hakîkattir. İnsân-ı kâmil, tüm âlemleri kapsayan bir güce sahiptir; zira Cenâb-ı Hakk'ın Câmi ismi ve diğer tüm esmâsı onda faaliyettedir. Muhyiddin-i Arabî Hazretleri'nin ifade ettiği gibi, Allah esmâsı "ismü'z-zât, cemî-ü's-sıfât, esmâ-i mütekabile ve sıfât-ı mütezâtiye"nin ehadiyyetine işaret eder ve insân-ı kâmil bu toplamın bir yansımasıdır.

İnsanın kendini tanıması, yani "ben kimim" hakîkatini bilmesi, tasavvufî sülûkün temelidir. Bu tanıma, ruh ilmini öğrenmek ve tasavvuf çalışmaları yapmakla mümkündür, zira ruh elle tutulur bir bilgi değil, müşahede ile yaşanan bir bilgidir. İnsan, dışarıdan bakıldığında küçük bir varlık gibi görünse de, bâtınî yönden incelendiğinde Cenâb-ı Hakk'ın sonsuz âlemini dahi ihata edecek bir güce sahip olduğu anlaşılır. Hazreti Ali'nin "Sen kendini küçük bir cürüm zannedersin, halbuki âlem-i ekbersin sen" sözüyle de vurgulandığı gibi, insanın iç bünyesi ve ruhaniyeti, dış âlemin sonsuzluğundan daha geniştir.

Kitap, âlemlerin yaratılışının ve İslâm dininin beş mertebe üzerine kurulu olduğunu belirtir: ef'âl âlemi, esmâ âlemi, sıfât âlemi, zât âlemi ve insân-ı kâmil. Bu mertebelerin tamamını içine alan insân-ı kâmil, yüzde yüze ulaşan kemâlâtı temsil eder. İnsân-ı kâmil, Hakîkat-i Muhammediyye'nin bir tezahürüdür ve âlemlerin yaratılışının sebebi olan "levlâke levlâk velâ halaktü'l-eflâk" hadîs-i kudsîsinde işaret edilen yüce değere sahiptir. Hakîkat-i Muhammediyye, Hz. Muhammed'in fizikî bedeninden önce, A'mâiyyet'ten Ahadiyyet'e tenezzül ettiği zaman meydana getirilen, nûrânî ve mânevî varlığıdır. On sekiz bin âlemi var eden ve idrak eden "bir" olan bu hakîkat, insân-ı kâmil ile birlikte on dokuz âlemi oluşturur.

İnsân-ı kâmil, zülcenaheyn bir varlıktır; yani Ulûhiyyet kanadı ile beşeriyyet kanadı olmak üzere çift kanatlıdır. Kemâlât, bu iki kanadı da dengede tutarak hem bireysel varlığın hukukunu hem de Allah'ın bu beden üzerindeki hukukunu korumakla elde edilir. İnsanın DNA'sında, öz hücrelerinde ve ayân-ı sâbitesinde tüm esmâ-i İlâhiyye mevcuttur ve insan, bu esmânın kudretiyle çok çeşitli üretimler yapabilme iradesine sahiptir. İnsan, madde ile mâna arasında bir köprüdür; maddeyi seçerse beşeriyetinde kalır, mâna tarafını seçerse hilâfet mertebesine yükselerek halife olur. Bu hilâfet mertebesi, insanın asıl ikamet edeceği yerdir.

Kaynaklar

Bu cevabın dayandığı eser — kitabın tam sayfasına götürür.

  1. 1Kaynak · s.27insânda akıl, ruh, nefs ve beden vardır. İşte bu nefsteki düzenlemeyi, lâtif bedendeki düzenlemeyi yapmaya çalışıyorlar ki ruhla ilgileri yoktur, ruhtan bilgileOku
  2. 2Kaynak · s.25Cami esmâsıyla bütün varlığa cami olduğundan zaten Rubûbiyyet mertebesinin daha içinde kalmış oluyor, Rabb-ini ihata etmiş oluyorsun. Fiziki olarak değil ama ilOku
  3. 3Kaynak · s.61tecellide bulundu. Bunlar, o derya taştı yeni bir derya meydana getirdi, diye de ifade ediliyor. Ulûhiyyet deryası taştı, Rubûbiyyet deryasını meydana getirdi, Oku
  4. 4Kaynak · s.9119 un aslıdır. Aslı On sekiz bin âlemi müşahede eden insân-ı kâmille birlikte âlemler 19 olmaktadır. Şimdi onsekiz bin âlem bir tarafta olsun onu idrak eden bilOku
  5. 5Kaynak · s.139mahluk değildir. Burada kemâlat veya zevâlat görecelidir. Yani bireylere göredir. Bireylerin karşılıklı hâllerine göredir. Ama asılda bütün varlık kendinin mutlOku
  6. 6Kaynak · s.85olarak gidecek. Hem beşeriyeti var yani kendine ait enesi, egosu, benliği var. Hem de ilâhi hilâfet varlığı var. İnsân ikisinin arasında bocaladı kaldı. Ama CenOku
Bu cevap yardımcı oldu mu?

İlgili sorular

Bu cevap, adı geçen eserlerden derlenmiş yapay zekâ destekli bir özettir; dinî hüküm veya fetva değildir. İlim için kaynaklara başvurarak doğrulamanız tavsiye edilir.