İçeriğe atla

İsrâ 1 ayeti Muhammediyye Fassı'nda nasıl yorumlanır?

Ayet-TasavvufOrta düzey5 görüntülenme5 kaynak
Kısa cevap

İsrâ Sûresi'nin ilk ayeti olan "Sübhânellezî esrâ biabdihî leylen minel mescidil harâmi ilel mescidil aksallezî bâreknâ havlehu li nüriyehu min âyâtinâ innehû hüves semîul basîr" (Bir gece, kulunu Mescid-i Haram'dan, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa'ya götüren Allah, her türlü noksanlıktan uzaktır. Ona ayetlerimizden bir kısmını gösterelim diye yaptık. Şüphesiz o, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir) ayeti, Muhammediyye Fassı'nda Hz. Muhammed'in (s.a.v.) Hakîkat-i Muhammediyye mertebesindeki seyrini ve bu mertebenin tevhiddeki merkeziyetini vurgular. Bu yorum, Hz. Muhammed'in halkın başlangıcı ve tüm varoluşun kaynağı olan Hakîkat-i Muhammediyye ile olan derin bağını ortaya koyar. Ayette geçen "kulunu" ifadesi, Hz. Muhammed'in hem kulluk mertebesindeki kemâlini hem de Hakîkat-i Muhammediyye'nin bir zuhuru olarak tüm varlık mertebelerini kuşatan yönünü işaret eder. Bu seyr, Hakîkat-i Muhammediyye'nin sıfat ve isimler mertebesi olan vâhidiyet ile olan ilişkisini de gözler önüne serer¹.

Detaylı cevap

İsrâ Sûresi'nin ilk ayeti, Muhammediyye Fassı'nda Hz. Muhammed'in (s.a.v.) mânevî seyrinin ve Hakîkat-i Muhammediyye'nin varoluştaki merkeziyetinin bir ifadesi olarak ele alınır. Bu ayetteki "kulunu" ifadesi, Hz. Muhammed'in hem en yüce kulluk makamında olduğunu hem de Hakîkat-i Muhammediyye'nin bir tecellisi olarak tüm varlık mertebelerini kapsadığını gösterir. Hakîkat-i Muhammediyye, tasavvuf mâverâsının en yüksek kavramı olup, İslâm kâinat nizamının merkez taşıdır². Bu hakikat, ahadiyet mertebesiyle vâhidiyet mertebesi arasındaki farkı belirginleşmemiş olmak ile belirginleşmiş olmaktan ibaret kılan bir köprüdür; yani sıfatlar ve isimler mertebesi olan vâhidiyet, Hakîkat-i Muhammediyye olarak da adlandırılır¹. Hz. Muhammed'in hakikati, bütün belirginleşmelerin başlangıcı olması itibarıyla varlıkta tek ve eşsizdir¹. Ayetteki "Mescid-i Haram'dan Mescid-i Aksa'ya" seyr, Hakîkat-i Muhammediyye'nin zât mertebesinden sıfat mertebesine doğru olan tecellîsini simgeler. Bu seyr, Rahmâniyyet mertebesinden zât mertebesinin işlediği bir fiilin gözler önüne serilmesi olarak da düşünülebilir, ki burası zaten Hakîkat-i Muhammediyye'dir³. Fir'avn'ın hakikatinin dahi Hakîkat-i Muhammediyye'ye bağlı olması⁴ ve Nûr-u Muhammedî'nin⁴ bu hakikatin nur mertebesindeki adı olması⁵, Hakîkat-i Muhammediyye'nin tüm varoluşu kuşatan yönünü pekiştirir. Bu bağlamda, İsrâ ayeti, Hz. Muhammed'in mânevî seyrinin, Hakîkat-i Muhammediyye'nin tecellîlerini müşâhede etme ve bu hakikatin tüm varlık üzerindeki etkisini idrâk etme yolculuğu olarak yorumlanır.

Kaynaklar

Cevap metnindeki ¹ ² ³ numaraları aşağıdaki kaynaklara karşılıktır — her biri kitabın tam sayfasına götürür.

  1. 1Kelime-i Muhammediyye · s.6Bu mertebeye, vahidiyet mertebesi ve sıfatlar ve isimler mertebesi ve "hakikat-i Muhammediyye" derler. Ahadiyet mertebesiyle arasındaki fark, ancak belirginleşmOku
  2. 2Hakîkat-i Muhammediyye,
  3. 3İbrâhîm Sûresi · s.24Bu Âyette Allah (c.c.) ın yapmış olduğu şey bir başka mertebe tarafından anlatılmaktadır. Bu anlatımın Rahmâniyyet mertebesinden yapıldığını düşünebiliriz çünküOku
  4. 4Mü'min (Ğâfir) Sûresi · s.70Bu Âyet-i Kerîme’de de dikkat çeken kelime ( ey Fir’âvn ) dur, bunun sayı değeri ise (10+1+80+200+70+-6+50= 417 ) dir, toplarsak,(4+1+7= 12 ) ederki, Hakikati MOku
  5. 5Nûr-u Muhammedî,
Bu cevap yardımcı oldu mu?

İlgili sorular

Bu cevap, adı geçen eserlerden derlenmiş yapay zekâ destekli bir özettir; dinî hüküm veya fetva değildir. İlim için kaynaklara başvurarak doğrulamanız tavsiye edilir.