İçeriğe atla

İsrâ kavramı tasavvufta hangi mertebe ile ilişkilendirilir?

Kitap Soruları0 görüntülenme6 kaynak
Kısa cevap

İsrâ, tasavvufta sâlikin Hakk'a doğru yaptığı bâtınî yolculuğun ilk merhalesini ifade eder ve bu yolculukta kulun kendi hakikatine yürümesi, beşeriyetinden sıyrılarak fenâfillâh mertebesine ulaşması amaçlanır. Bu yolculuk, Hazret-i Muhammed'in (s.a.v.) Mescid-i Haram'dan Mescid-i Aksa'ya olan seyahatiyle sembolize edilir ve sâlik için bir Mi'râc başlangıcıdır. İsrâ, kulun kendi gayretiyle başladığı "Benî İsrâîl" mertebesinden, Hakk'ın lütfuyla "yürütülen" Hakikat-i Muhammedî mensubu "abd" mertebesine yükselişini temsil eder. Bu, ef'âl âleminden esmâ ve sıfat âlemine doğru bir seyirdir ve bu mertebelerde Hakk'ın âyetlerini müşahede etme imkânı sunar.

Detaylı cevap

İsrâ, tasavvufî sülûkun önemli bir aşaması olarak kabul edilir ve genellikle Mi'râc'ın birinci bölümü olarak ele alınır. Bu yolculuk, sâlikin mânevî terakkîsinde katettiği mertebeleri ve bu mertebelerin zuhur mahallerini gösterir.

Mertebî Tasnif ve Zuhur Mahalli:

İsrâ, ef'âl, esmâ ve sıfat mertebelerinde zuhur eden bir yolculuktur. Kaynakta belirtildiği üzere, "İsrâ 'Burak' ile yapılmıştır, bunun 'Berk'ten geldiği yani yıldırım ışık hızı gibi bir şey olduğu bildirilmiştir." Bu, sâlikin hızla ve ilâhî bir sevk ile ef'âl âleminden esmâ ve sıfat âlemine intikalini ifade eder.

  • Ef'âl Âlemi: İsrâ'nın başlangıcı, sâlikin kendi gayretiyle gece ibadetleri ve zikirlerle Hakk'a yöneldiği "Benî İsrâîl" mertebesidir. Bu mertebede kul, "gece yürüyen" ef'âl, esmâ ve sıfat mertebesi kullarından olur. Bu, sülûkun bidâyet aşamasına tekabül eder.
  • Esmâ ve Sıfat Âlemi: Mescid-i Aksa, esmâ ve sıfat mertebesini temsil eder. İsrâ ile Mescid-i Haram'dan (zat mertebesi) Mescid-i Aksa'ya (sıfat ve esmâ mertebesi) gidiş, kulun zat mertebesinden sıfat mertebesine gönderilmesi ve oradan tekrar zat mertebesine dönme potansiyelini ifade eder. Bu mertebelerde sâlik, Hakk'ın "âyetlerini" müşahede eder. "Âyet," hem Kur'ân'ın bölümleri hem de "işaret" anlamına gelir. Murad-ı İlâhî, bu işaretlerle zatını tanıtmayı ve oraya giden yolu açmayı dilemiştir.
  • Fenâfillâh Mertebesi: İsrâ, "gecenin bir vaktinde" yani beşeriyetinden yok olduğunda, fenâfillâh mertebesinde gerçekleşir. Bu, kulun beşerî varlığının tamamen hiç olduğu, görünmez hale geldiği bir hâldir. Bu mertebe, aynı zamanda "İseviyyet mertebesi" olarak da anılır ve sıfat mertebesi itibarıyla gerçek yaşamını sürdüren kişinin bulunduğu yer mübarek şehir ve kendi de mübarek evdir.

Sülûk Tatbiki ve Aşamaları:

İsrâ, sâlikin Mi'râc yolculuğuna namzet olmasını sağlayan bir dizi mânevî aşamayı içerir:

  1. İlme'l-yakîn: Sâlik, İsrâ ve Mi'râc hakkında bilgi edinir, bu hakikatleri akıl seviyesinde bilir. Ancak bu bilgiler, "ilmel yakîn olarak bilgide veriliyor, aynel yakîn olarak sonradan verilecektir."
  2. Hâl ve Makam: "Regaib" gecesi itibarıyla Hakk'a olan rağbetin artmasıyla başlayan bu süreç, "Mevlüt" gecesi ile "Hakikat-i Muhammedi"nin gönülde doğmasıyla devam eder. Faaliyete geçen Hakikat-i Muhammedi yaşamı güçlenerek "Berat" gecesi ifadesiyle nefsinden kurtuluşun beratını alır ve Mi'râc yolculuğuna çıkmaya namzet olunur. Bu, sâlikin bu hakikatleri hâl olarak yaşamaya başlaması ve makam olarak sabitleştirmesi anlamına gelir.
  3. Ayne'l-yakîn ve Hakke'l-yakîn: İsrâ, kulun "kendi gerçek hakikatine yürümesi"dir ("esrâ" kelimesinin yorumu). Bu, sâlikin kendi hakikatini müşahede etme ve o hakikatle tahakkuk etme yolunda ilerlemesidir. "Muhakkak ki o işitir ve görür" ifadesi, bu mertebeye ulaşan sâlikin sıfat mertebesi itibarıyla Hakk sözünü işitip gerçekleri gördüğünü belirtir.

İsrâ, Hz. Peygamber'in (s.a.v.) Hira'daki tefekkür ve ibadetlerinin neticesi olarak, bir gecede değil, uzun bir sülûk süreci sonunda meydana gelen bir oluşumdur. Bu, sâlik için de Mi'râc etmek istiyorsa benzer bir gayret ve çalışma gerektiğini işaret eder.

Kaynaklar

Bu cevabın dayandığı eser — kitabın tam sayfasına götürür.

  1. 1Kaynak · s.23çerçeve­de yaşayan, insânlara Cenâb-ı Hakk’a giden Mi’râc yolunu anlat­mak her halde pek kolay bir iş değildi. Ancak Kelâm-ı İlâh-î en güzel ifadelerle hem o güOku
  2. 2Kaynak · s.29tekrar geri dönerek yine “ef’al’den → esmâ’ya,” “esmâ’dan → sıfata” “sıfattan → zat âlemine” mi’râc eder (yükselir). “Beytullah” “Mescid-el Haram” gibi ifadelerOku
  3. 3Kaynak · s.7bilmekteyiz. Böyle muhteşem bir uyum zâten ancak Allah’ın kelâmında bulunur kulların kelâmı ve ilmi bu hakikatleri ne bilir ve ne de böylece düzenlemeyi bilir. Oku
  4. 4Kaynak · s.9için gece seyahat etmiş ve lâkâbı da bu yüzden “isr” olarak kalmıştır, ayrıca Yâkûb (a.s.) İbrâni lügatında isminin anlamı “abdullah” ve “saffetullah” anlamlarıOku
  5. 5Kaynak · s.1GÖNÜLDEN ESİNTİLER: KÛR’ÂN-ı KERÎM’de YOLCULUK (17) İSRA-SÛRESİ NECDET ARDIÇ İRFAN SOFRASI NECDET ARDIÇ TASAVVUF SERİSİ (38) İÇİNDEKİLER:…………………………………SAYFA NO ÖOku
  6. 6Kaynak · s.13biraz bu hakikatlerden bize bildirmiş olsalar burada yaşayamayız, bu âlemin şartlarına uyamayız, o nedenle bunlar ilmel yakîn olarak bilgide veriliyor, aynel yaOku
Bu cevap yardımcı oldu mu?

İlgili sorular

Bu cevap, adı geçen eserlerden derlenmiş yapay zekâ destekli bir özettir; dinî hüküm veya fetva değildir. İlim için kaynaklara başvurarak doğrulamanız tavsiye edilir.