İçeriğe atla

Kelime-i Dâvûdiyye Bu kitaptan sâlik için günlük hayatındaki İrfani dersler nelerdir?

Kitap Soruları0 görüntülenme6 kaynak
Kısa cevap

Sâlik için günlük hayattaki irfânî dersler, Hak Teâlâ'nın tecellîlerinin ve esmâsının kesretini idrâk ederek, her hâlde Hakk'a sığınmak ve O'nun rahmetine ilticâ etmektir. Bu dersler, Dâvûd (a.s.)'ın demiri yumuşatma mucizesi üzerinden kulûb-i kāsiyenin (katı kalplerin) yumuşatılmasına, Muhammed (s.a.v.)'in "Senden Sana sığınırım" duasıyla nefsini Hak ile muhâfaza etmeye ve nihayetinde her şeyin rahmete müncer olduğu hakîkatini müşâhede etmeye dayanır. Sâlik, bu derslerle kendi nefsânî tasarruflarını aşarak, Hakk'ın esmâ-i celâliyesinden esmâ-i cemâliyesine ilticâ etmeyi öğrenir ve her hâlde Hakk'ın tevfîkini diler.

Detaylı cevap

Sâlikin günlük yaşamında irfânî dersler, öncelikle kulûb-i kāsiyenin yumuşatılması meselesiyle başlar. Kaynaklar, Dâvûd (a.s.)'ın demiri yumuşatma mucizesini bu hakîkatin bir remzi olarak sunar. Demir, ateşte yumuşar ve şekil alır. Ancak taştan daha katı olan kalpler, nefsânî arzulara tâbi olduğu için kolay kolay yumuşamaz. Ârif-i billâh olan kimseler, bu katı kalpli insanları çeşitli hîlelerle (hikmetli yaklaşımlarla) avlamaya çalışırlar; zira onlarda nefsânî tasarruflar mevcuttur. Sâlik, kendi kalbindeki katılığı fark etmeli ve onu yumuşatmak için vaaz, nasihat dinlemeli, evliyâullahın kerâmetlerini görmelidir. Bu, sülûkun hâl ekseninde işleyişine bir örnektir; zira sürekli amel kalpte hâl bırakır ve kalbin yumuşaması da bir hâldir [Master Cevap: K2-T6].

İkinci önemli ders, nefsi Hak ile muhâfaza etmektir. Dâvûd (a.s.)'a demirin kendi nefsiyle muhâfaza edildiği tenbîh edilmiştir; yani savaşta demirden zırhlar demirden silahlara karşı siper olur. Bu hakîkatten yola çıkarak, sâlikin nefsini Allah'a karşı Allah ile muhâfaza etmesi gerektiği belirtilir. Bu, iki vecihle açıklanır: Birincisi, abdın vücûd-ı abdânîsinin vücûd-ı Hakkānî'de fânî olmasıdır ki bu durumda kul için korku ve hüzün kalmaz. İkincisi, abdın vücûd-ı abdânîsi bâkî kalmakla birlikte, Hakk'ın esmâ-i celâliyesinden (kahredici isimlerinden) esmâ-i cemâliyesine (lütfedici isimlerine) sığınmasıdır. Örneğin, "Müntakim" ism-i celâlîsinden "Rahîm" ism-i cemâlîsine kaçmak gibi. Bu, sâlikin niyet ekseninde işleyişine bir örnektir; kalbin Hak'ka yönelmesi ve O'nun esmâsına ilticâ etmesi [Master Cevap: K2-T6]. Muhammed (s.a.v.)'in "Yâ Rabbi Sen'den Sana sığınırım" duası bu dersin zirvesini teşkil eder.

Üçüncü ders, herkesin âkıbetinin rahmete çıkacağı hakîkatini müşâhede etmektir. Kaynaklar, rahmetin nisbî olduğunu ve her ferdin isti'dâdına göre farklı tezâhür ettiğini belirtir. Birine rahmet olan, diğerine azap olabilir. Ancak nihayetinde herkesin kendi isti'dâdının iktizâ ettiği rahmete vâsıl olacağı vurgulanır. Bu hakîkat, ancak Cenâb-ı Hak'tan fehim ve basîret ihsân edilmiş kimseler tarafından müşâhede edilebilir. Eğer sâlikte bu fehim yoksa, bu ilm-i şühûdîyi âriflerden alması tavsiye edilir; zira müşâhedede hatâ olmaz. Bu, sâlikin mârifet ekseninde işleyişine bir örnektir; bilgi ve idrâkin gelişimiyle Hakîkat'in müşâhede edilmesi [Master Cevap: K2-T6].

Dördüncü ders, enbiyânın istiğfârlarının ve şükürlerinin mahiyetini anlamaktır. Enbiyânın istiğfârları, ehl-i nefsin günahlarına karşı yapılan istiğfâr gibi değildir; bilakis kendi yüce makâmları iktizâsınca "Hasenâtü'l-ebrâr seyyiâtü'l-mukarrebîn" (iyilerin iyilikleri mukarreblerin kötülükleridir) düstûrunca bazı hâllerden kaynaklanır. Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) ayakları şişinceye kadar namaz kılması ve "Ben mübâlağa ile şükreden bir kul olmayayım mı?" buyurması, şükr-i teberruînin (gönüllü şükrün) bir örneğidir. Sâlik, bu dersle kendi şükrünün ve istiğfârının mahiyetini sorgular ve Hak'ka karşı olan kulluk vazifesini idrâk eder. Bu da sâlikin makâm olarak şükür ve istiğfâr makâmlarındaki ilerlemesini gösterir [Master Cevap: K1-162].

Son olarak, sâlikin Hak'tan doğrudan ahzetme ve bu ahzettiği şeyleri Resûlullah'ın (s.a.v.) şerîatına uygun olarak yaşama dersi vardır. Ümmet-i Muhammed içindeki kâmil evliyâ, hükmü doğrudan Allah'tan alır ve bu, Resûlullah'ın (s.a.v.) şerîatından başka bir şey değildir. Onlar, Resûl'e tâbi' olurlar ve Hak'tan aldıkları şeyi ilâhî ihtisasla bilseler de, zâhirde Resûl'ün hükmüne muvâfık bir hüküm takrîr ederler. Bu, sâlikin fiil ekseninde işleyişine bir örnektir; niyetin uzuvlara intikal ederek amele dönüşmesi ve bu amelin şerîata uygun olması [Master Cevap: K2-T6].

Kaynaklar

Bu cevabın dayandığı eser — kitabın tam sayfasına götürür.

  1. 1Kaynak · s.59kolaydır. Zîrâ ondan aslâ muhâlefet sudûru ihtimâli yoktur. Ve ateşe vaz’olundukda dahi, ateş onu kemâl-i sühûletle yumuşatır; ve taşı dahi kırar ve kireç hâlinOku
  2. 2Kaynak · s.55olan her bir kimsenin hâli, onun ne vech ile rahmete vusûlünü iktizâ etmiş ise, rahmete vâsıl olan her bir kimse hakkında, hüküm rahmetindir. Zîrâ rahmete vâsılOku
  3. 3Kaynak · s.57Şeyh-i Ekber, bunu böyle dedi ammâ, hakîkat-i hâlin böyle olduğu neden ma’lûm? Belki muhâkemesinde hatâ etmiştir” deme! Zîrâ müşâhedede hatâ olmaz. Eğer bizim sOku
  4. 4Kaynak · s.13hurûf-i infisâl ile tesmiye etti. Zîrâ “mîm” ve “hâ” harfleri mâba’dlerine muttasıl olabilirse de “dâl” harfi mâba’dine muttasıl olmaz. İşte Hak Teâlâ onu kendiOku
  5. 5Kaynak · s.9âl-i Dâvûd, şükren amel ediniz! Ve benim mübâlağa ile şâkir olan kullarım azdır” (Sebe’, 34/13) buyurdu. Vâkıâ enbiyâ (aleyhimü’s-selâm) Hakk’ın kendilerine in’Oku
  6. 6Kaynak · s.27da onun tefsîr ve tahkîkine başlayıp: “Mustafâ ( ) filân makāmda iken bu âyet geldi; ve o makāmın ahvâli böyledir” diyerek o makāmın derecesini ve onun yollarınOku
Bu cevap yardımcı oldu mu?

İlgili sorular

Bu cevap, adı geçen eserlerden derlenmiş yapay zekâ destekli bir özettir; dinî hüküm veya fetva değildir. İlim için kaynaklara başvurarak doğrulamanız tavsiye edilir.