Kelime-i İbrâhîmiyye "Kelime-i İbrâhîmiyye" kitabının merkez teması ve asîl dayanağı nedir?
Kelime-i İbrâhîmiyye'nin merkez teması, İbrâhîm (a.s.)'ın şahsında tecellî eden "hikmet-i müheyyemiyye"dir. Bu hikmet, aşırı muhabbet (heyemân) ile Hakk'a yöneliş ve O'nda fânî olma hâlini ifâde eder. Kitap, İbrâhîm (a.s.)'ın Allah sevgisi uğruna her şeyi terk etmesini, oğlunu kurban etmeye kalkışmasını ve nihâyet Hakk'ın sıfatlarıyla tahallül ederek "Halîl" makamına erişmesini ele alır. Eser, bu makamın merâtibini ve sülûkî tatbîkini, İbrâhîm (a.s.)'ın zâtının ilâhî sıfatlara duhûlü ve Hakk'ın onun sûretinde zuhûru üzerinden açıklar. Asıl dayanağı ise İbrâhîm (a.s.)'ın "Halîl" vasfı ve bu vasfın getirdiği tahallül hakîkatidir.
Detaylı cevap
Kelime-i İbrâhîmiyye, İbrâhîm (a.s.)'ın "Halîl" makamını ve bu makamın temelini oluşturan "hikmet-i müheyyemiyye"yi merkeze alır. "Müheyyem", "tehyîm" masdarından türemiş olup, "heyemân" ise aşırı aşk mânâsına gelir. İbrâhîm (a.s.)'ın Hak muhabbetinin galebe çalmasıyla babasından ve kavminden yüz çevirmesi, oğlunu kurban etmeye kalkışması, malını terk etmesi gibi hâller, bu heyemânın tezâhürleridir. Bu şiddetli muhabbet neticesinde İbrâhîm (a.s.) kendi nefsinden fânî olup Hak ile bâkî kalmış, Hakk'ı semâvât ve arz ve ervâh ve ecsâm mezâhirinde idrâk etmiştir. Bu teheyyüm sıfatı evvelen "ervâh-ı âliye-i müheyyeme"de zuhûr etmiş, onlar Hakk'ın cemâlî celâlinden tecellî ile nefislerinden gâib olmuşlardır. Sâniyen ise kümmel-i enbiyâdan İbrâhîm (a.s.)'da zâhir olmuştur, zîrâ o "Halîlü'r-Rahmân"dır.
"Halîl" kelimesi, muhibbin rûhu arasına "tahallül" eden habîb mânâsına gelir. "Hullet" ise habîbde tahallül eden muhabbettir. İbrâhîm (a.s.), Hakk'ın vücûduna mütehallil olmuş, Hakk'ın vücûdu da onda mütehallil olmuştur. Bu karşılıklı tahallül, İbrâhîm (a.s.)'ın mâsivâdan yüz çevirip Fâtır-ı semâvât ve arza yönelmesiyle "hikmet-i müheyyemiyye"ye mukârin kılınmıştır.
İbrâhîm (a.s.)'ın "Halîl" olarak isimlendirilmesi, zâtının ilâhî sıfatların tamamına duhûlü ve onları kuşatması sebebiyledir. Yani, Hz. İbrâhîm'in zâtı, ilâhî zâtın tavr-ı vücûd ile muttasıf olduğu her şeye şühûd ile girmiş ve bütün ilâhî sıfatları câmi' olmuştur. Bu durumda ilâhî sıfatlar ve esmâ İbrâhîm (a.s.) ile kâim olmuş, İbrâhîm (a.s.) da esmâ ve sıfatların mazharı olarak tamâmen Hakk'ın hakîkatiyle kâim olmuştur. İlâhî muhabbet İbrâhîm (a.s.)'ın bütün hakîkatlerine ve zâtına müstevlî olduğu gibi, İbrâhîmî muhabbet de ilâhî hakîkatlere yayılmıştır. Bu tahallül, mekânın mekîne, zarfın mazrûfa duhûlü gibi değildir; aksine arazın cevherin bütün eczâsına yayılması gibidir. Şeyh, bu tahallülü "renk" ile "renkli şey" misâliyle açıklar. Renk, renkli şeyin bütün zerrelerine yayılır ve ondan ayrılmaz hâle gelir. Bu, "hulûl" değildir, zîrâ hulûlde iki ayrı varlık söz konusudur. Burada ise İbrâhîm (a.s.)'ın zâtı, ilâhî sıfatlarla öyle bir bütünleşir ki, Hak onun kulağıyla işitir, gözüyle görür. Bu hâl, "kurb-i nevâfil" olarak adlandırılır.
İbrâhîm (a.s.)'ın sıfat-ı ilâhiyyeye tahallülü, "hazret-i ulûhiyyet" mevtınında gerçekleşir. Bu, vücûd-ı mutlakın mertebe-i vücûbiyyesidir. İnsan, beşerî sıfatlardan fânî olup kurb-i nevâfil ile Hakk'a yaklaşarak ilâhî sıfatlarla muttasıf olduğunda, bu mertebeye urûc eder. Diğer yandan, Hakk'ın İbrâhîm (a.s.)'ın sûretinin vücûduna tahallülü ise "mertebe-i imkâniyye"de zuhûr eder. Bu mevtın, sıfat-ı halkıyye ve muhdesâtın taayyün yeridir. Hak, taayyün ve zuhûr cihetiyle bu mertebeye nüzûl ettiğinde, halkî sıfatlarla zâhir olur. Bu, Hakk'ın "teezzî", "mekr", "istihzâ" gibi sıfatlarla zuhûrudur. Ancak bu hükümler kendi mevtınlarından tecâvüz etmez, zîrâ ulûhiyyet sıfat-ı muhdesâttan münezzehtir. İbrâhîm (a.s.)'ın sûretinin vücûduna Hakk'ın tahallülü, Hakk'ın İbrâhîm (a.s.)'ın vücûdunda taayyünü hasebiyledir. Bu, her mertebede vücûdun bir olduğu, ancak sûretlerin farklı olduğu hakîkatini gösterir.
Kaynaklar
Bu cevabın dayandığı eser — kitabın tam sayfasına götürür.
- 1Kaynak · s.1“﷽ V هِيمِيَّةٍ فَص ُّ حِكْمَة ٍ مُهَيَّمِيَّة ٍ فِي كَلِمَة ٍ إِبْرَ KELİME-İ İBRÂHÎMİYYE’DE MÜNDEMİC HİKMET-İ MÜHEYYEMİYYE’NİN BEYÂNINDA OLAN FASTIR “Müheyyem””Oku
- 2Kaynak · s.55“zâhir olduğu cemî’-i makāmat-ı ilâhiyyeye mazhariyet mertebesi İbrâhîm (a.s.) için sâbit olup, o makāmâta tahallül ederek, rızkın beden-i merzûkun eczâsında sâr”Oku
- 3Kaynak · s.7“sereyândır ki, bir mütemekkinin mekâna duhûlüne aslâ benzemez. Zîrâ mekîn ile mekânı bi’t-tefrîk irâe etmek mümkindir. Ve bir mazrûfun zarfa duhûlü gibi de deği”Oku
- 4Kaynak · s.9“için bir mevtın ve makām hâsıldır; ve o hükümler, o mevtınlarda zâhir olup kendi makāmlarının hâricine çıkmazlar. 5/8 Tafsîli budur ki: Mevtın-ı evvel: Bir kutr”Oku
- 5Kaynak · s.5“ise “Ene’l-Hak” demektir. Meselâ ateş rengine giren demir, nihâyet yine demirdir. Fakat demirin rengi, ateşin rengi tarafından mahvedilmiştir. Ateşlikten dem vu”Oku
- 6Kaynak · s.57“sûrette Cenâb-ı İbrâhîm esmâya gıdâ olunca, o esmâda muhtefî ve bâtın olur; ve zât-ı Hak İbrâhîm’de zâhir bulunur. Şiir: أدِلَّتُنَا وَنَحْن ُ لَنَافَنَحْن ُ لَ”Oku
İlgili sorular
- Tûr kavramı tasavvufta hangi mertebe ile ilişkilendirilir?
- Mübârek kavramı tasavvufta hangi mertebe ile ilişkilendirilir?
- Zümer kavramı tasavvufta hangi mertebe ile ilişkilendirilir?
- Şu'arâ kavramı tasavvufta hangi mertebe ile ilişkilendirilir?
- Mümtehine kavramı tasavvufta hangi mertebe ile ilişkilendirilir?
Bu cevap, adı geçen eserlerden derlenmiş yapay zekâ destekli bir özettir; dinî hüküm veya fetva değildir. İlim için kaynaklara başvurarak doğrulamanız tavsiye edilir.