İçeriğe atla

Kelime-i Îseviyye Bu kitaptan sâlik için günlük hayatındaki İrfani dersler nelerdir?

Kitap Soruları0 görüntülenme6 kaynak
Kısa cevap

Sâlik için günlük hayattaki irfânî dersler, Hak Teâlâ'nın varlığının ve tecellîlerinin her an ve her yerde müşahede edilebileceği hakîkatine dayanır. Bu dersler, aklî burhân ile elde edilen bilginin ötesine geçerek, keşf ve zevk yoluyla Hak ile vuslatı hedefler. Nefes-i Rahmânî'nin âlemdeki her şeyi kuşattığını idrâk etmek, tecellîlerin ardındaki birliği görmek ve bu idrâkle amel etmek, sâlikin irfânî yolculuğunun temelini oluşturur. Bu yolda, Kur'ân tilâveti gibi ibâdetler dahi sadece lafzî bir okuma olmaktan çıkıp, mânâların kalbe tecellî ettiği bir tefekkür ve tedebbür hâline gelir.

Detaylı cevap

Sâlik için günlük hayattaki irfânî dersler, öncelikle nefes-i Rahmânî kavramının idrâkiyle başlar. Kaynaklarda belirtildiği üzere, "esîr" olarak tâbir edilen mevcûd, nefes-i Rahmânî'dir ve bu nefes, âlemin bütün sûretlerini kuşatan bir cevher-i heyûlânî gibidir. Bu idrâk, sâlike her şeyin Hak'tan zuhûr ettiğini ve O'nun tecellîsi olduğunu gösterir. Bu sayede, sâlik, günlük hayatta karşılaştığı her türlü hâdiseyi, iyi veya kötü görünen her şeyi, nefes-i Rahmânî'nin bir tezâhürü olarak değerlendirir. Meselâ, bir kimsenin kendisine sû-i muâmele etmesi durumunda, sâlik bu muâmelenin dahi nefes-i Rahmânî'den mütevellid olduğunu bilir ve bu ilim, onun ıztırâbına rahatlık verir. Bu, rızâ makâmının bir tezâhürüdür; zira sâlik, her şeyi Hak'tan bilerek, gönlünü müsterih kılar.

İkinci önemli ders, keşf ve ilhâm yoluyla elde edilen bilginin üstünlüğüdür. Kaynaklarda, aklın maddeye dayalı tedkîkâtının bir yere kadar yükseldiği, ancak maddenin muzmahil olduğu yerde aklın nokta-i istinâdını kaybettiği belirtilir. Bu noktada, vehmin hükmüne giren akıl, yanılgılara düşebilir. Oysa enbiyâ ve evliyâ hazarâtı, keşf ve ilhâm tarîkiyle kevniyâtın ötesini idrâk ederler. Sâlik, bu dersi alarak, sadece aklî çıkarımlarla yetinmemeli, kalbî ve rûhî tecrübelerle mârifetini derinleştirmelidir. Keşf-i hissî ve keşf-i ma'nevî arasındaki farkı idrâk etmek, sâlikin yolculuğunda ilerlemesi için elzemdir. Keşf-i ma'nevî sahibi, Hak'tan asla gaflette olmazken, keşf-i hissî sahibi sûretlerin müşâhedesiyle gaflete düşebilir. Bu nedenle sâlik, hakk'el-yakîn mertebesine ulaşmak için zevk ve vicdânî tecrübeleri aramalıdır.

Üçüncü ders, Kur'ân tilâvetinin irfânî boyutudur. Kaynaklarda, Kur'ân'ın sadece lafzî olarak okunmasının yeterli olmadığı, mânâlarının tedebbür ve tefekkür edilmesi gerektiği vurgulanır. Resûlullah (s.a.v.) Efendimiz'in bir âyeti sabaha kadar tekrar etmesi, her tekrarda ilâhî ulûm ve gaybî mânâların cilveger olmasıyla açıklanır. Bu, sâlike Kur'ân okurken sadece dil ile değil, kalbiyle de meşgul olması gerektiğini öğretir. Zira "Çok Kur'ân tilâvet edenler vardır ki Kur'ân onlara la'net eder" hadîsi, mânâsına vâkıf olmadan okumanın faydasızlığını gösterir. Sâlik, Kur'ân'ı bir tefekkür ve tedebbür aracı olarak kullanarak, kalbine Hak'tan gaybî mânâların doğmasını sağlamalı, böylece bilmediği Kur'ânî sırlara muttali olmalıdır. Bu, mârifet makâmının bir veçhesidir; zira Kur'ân'ın mânâlarına vâkıf olmak, Hak'ı daha derinlemesine tanımaktır.

Son olarak, sâlikin insân-ı kâmil mertebesine ulaşma gayreti, günlük hayattaki irfânî derslerin bir diğer veçhesidir. İnsân-ı kâmilin Hak'ta istihlâki dâimî değildir; belli vakitlerde mahv hâlinden sahva gelerek beşerî sıfatlara tenezzül ederler. Bu, sâlike, kendi beşerî hâllerini inkâr etmeden, Hak ile olan vuslatını araması gerektiğini gösterir. Hz. Bâyezîd-i Bistâmî'nin karıncayı diriltmesi gibi hâller, insân-ı kâmilin nefh-i Rahmânî'ye mazhar olarak Hak'ın sıfatlarını icrâ etmesidir. Sâlik, bu örneklerden ilham alarak, kendi nefsinde Hak'ın tecellîlerini aramalı ve "Halka benim sıfatım ile zâhir ol! Seni gören beni görür" hadîs-i kudsîsinin mânâsını idrâk etmelidir. Bu, fenâ makâmına doğru atılan adımların bir göstergesidir; zira sâlik, kendi izâfî vücûdunun Kayyûm'u olan Hak'ın sıfatlarının kendisinde icrâ-yı hükm ettiğini müşahede eder.

Kaynaklar

Bu cevabın dayandığı eser — kitabın tam sayfasına götürür.

  1. 1Kaynak · s.97bu tedkîkāt esfelden a’lâya doğru bir çıkıştır. Fakat bu i’tilâda aklın istinâd ettiği şey mâddedir. Bir yere gelir ki mâdde muzmahil olur; ve akıl burada noktaOku
  2. 2Kaynak · s.65hayret-i mahmûdedir. Zîrâ bu hayret ba’de’l-irfân olan hayrettir. Binâenaleyh ekâbir-i evliyâ için olan hayret-i kübrâdır. Velâkin zevk-i Muhammedî üzere kendilOku
  3. 3Kaynak · s.111meşgūldür. Zîrâ hey’et-i mecmûa-i âlem Kur’ân-ı fiilîdir. Gerek mü’min ve gerek kâfir mâdemki bu âlem içindedir, fiilen tilâvet-i Kur’ân ile meşgūldür. Velâkin Oku
  4. 4Kaynak · s.83َ أحْيَ Hâlbuki bu, bizde dâim değildir. Velâkin ahyânen vâki’ olur.15/62 Bu beyt-i şerîf suâl-i mukaddere cevâbdır. Gûyâ bir sâil çıkıp sorar ki: “İnsân-ı kâmiOku
  5. 5Kaynak · s.155tevfîk verilen şeyin mutazammın olduğu şeyi istibtâ’ etmesin. Ve Resûlullah ( ) Efendimiz’in bu âyet üzere muvâzabatı vech ile cemî’-i ahvâlinde muvâzabat etsinOku
  6. 6Kaynak · s.107nefesinde, ya’ni soluğunda îcâd etmekle kendi nefsine, zâtına ihsân etti” sûretinde olur. Şurrâh-ı kirâmdan Mevlânâ Câmî ve Yâ’kūb Hân ve Bosnevî Abdullah efendOku
Bu cevap yardımcı oldu mu?

İlgili sorular

Bu cevap, adı geçen eserlerden derlenmiş yapay zekâ destekli bir özettir; dinî hüküm veya fetva değildir. İlim için kaynaklara başvurarak doğrulamanız tavsiye edilir.