İçeriğe atla

Kelime-i İshâkiyye "Kelime-i İshâkiyye" kitabının merkez teması ve asîl dayanağı nedir?

Kitap Soruları3 görüntülenme6 kaynak
Kısa cevap

Kelime-i İshâkiyye'nin merkez teması rüyâ ile hakîkat arasındaki ilişki, fidye ve kurban edilen koçtur. Kitap, İshâk (a.s.) kıssası üzerinden rüyâların te'vili ve ilâhî takdirdeki yerini ele alır. Asıl dayanağı ise İbrâhîm (a.s.)'ın rüyâsında oğlu İshâk'ı kurban etmesi ve bu rüyânın bir koç ile te'vil edilmesidir. Bu kıssa, âlem-i misâl, keşf-i mücerred ve keşf-i muhayyel gibi kavramlar üzerinden açıklanır ve kâmil insanın kalbinin ilâhî tecellîlere açıklığı ve bu tecellîlerin mahiyetine dair derin mânalar içerir. Kitap, rüyâların hakîkatini, ilâhî irâdenin tecellîlerini ve fidye mekanizmasını tasavvufî bir bakış açısıyla yorumlar.

Detaylı cevap

Kelime-i İshâkiyye, İbn Arabî'nin Fusûsu'l-Hikem'indeki İshâk Fassı'nın bir şerhi olup, her peygamberin bir "kelime-i hâs" olarak ele alındığı ve onun nübüvvet hakîkatinde tezâhür eden mârifet sırrının "Fass" olarak takdîm edildiği genel metodolojiye uygun düşer. Bu Fass'ın ana hikmeti, İbrâhîm (a.s.)'ın rüyâsında oğlu İshâk'ı kurban etme emrini alması ve bu emrin bir koç ile te'vil edilmesidir.

Kitap, ma'nâ-yı ilmî-i küllînin "ümmü'l-kitâb"dan "levh-i mahfûz"a, oradan "âlem-i misâl"e ve nihayet "âlem-i his"te mütecessid oluşunu anlatarak başlar. "Âlem-i misâl", ilimden kevne nâzil olan vücudun dördüncü mertebesi olarak tanımlanır ve "âlem-i hayâl-i mutlak" olarak da isimlendirilir. İnsan hayâli ise "âlem-i hayâl-i mukayyed"dir ve bir tarafı âlem-i misâle, diğer tarafı ise insanın nefsine ve cesedine muttasıldır.

Rüyâların hakîkati bu âlem-i misâl üzerinden açıklanır. Eğer insanın hayâline cihet-i süflîden, yani âlem-i kevnden bir sûret müntakış olursa, bunun hakîkati yoktur ve "adgās u ahlâm" (karışık rüyâlar) olarak kabul edilir. Ancak eğer hayâlde musavver olan sûretler cihet-i ulvîden, yani âlem-i misâlden nüzûl etmiş ise, bunlar hak ve sâbittir. Zira "âlem-i misâl" ilm-i Hakk'ın hazînesidir ve onda hatâ mümkün değildir.

Bu hak rüyâlar ikiye ayrılır: "Keşf-i mücerred" ve "keşf-i muhayyel". Eğer âlem-i misâlden nâzil olan sûretler ta'bîre muhtaç olmayıp âlem-i histe aynen zuhur ederse buna "keşf-i mücerred" denir. İbrâhîm (a.s.)'ın rüyâsı bu nev'dendir; o, İshâk'ı kurban etmeyi "keşf-i mücerred" olarak algılamış ve aynen tatbik etmeye teşebbüs etmiştir. Ancak eğer görülen hayâlî sûretler, kendisine münâsebeti olan hissî sûretlerle ta'bîre muhtaç olursa, buna "keşf-i muhayyel" denir. İbrâhîm (a.s.)'ın rüyâsının bir koç ile te'vil edilmesi, ilâhî irâdenin bu ikinci tür keşf üzerinden tecellî etmesidir. Bu te'vil, İshâk (a.s.)'ın hayatının bağışlanması ve yerine bir koçun kurban edilmesiyle gerçekleşmiştir. Bu sebeple Kelime-i İshâkiyye "hikmet-i hakkıyye"ye tahsis olunmuştur.

Kitapta ayrıca kâmil insanın kalbinin vasıfları da ele alınır. Ârifin kalbi, Hakk'ın tecellîsine açık olup, bu tecellîler cüz'î veya küllî olabilir. Kâmil-i muhakkikin kalbi ise ıtlâk üzere olup, gayr-ı mütenâhî olan ıtlâk-ı Hakk'a mukabildir. Bu kalb, Hakk'ı sığdırır ancak ilâhî füyûzâtına kanmaz, daima daha fazlasına intizâr eder. Şeyh-i Ekber'in beyân buyurduğu kalb, insân-ı kâmilin kalbidir ve bu kalb, Hakk'ın bütün taayyünâtı kendi nefsinde halkettiği ve cemî' taayyünâtta zuhur ettiği hakîkatini idrak eder. Bu, "Ben yerime ve göğüme sığmadım, fakat mü'min olan kulumun kalbine sığdım" hadîs-i kudsîsiyle de desteklenir. Kâmil kalb, Hakk'ın tecellîsinde müstağrak olduğundan, halkî sûretler onda lâyıh olmaz, zira zât-ı Hakk'ın envâr-ı tecellîsi halkî sûretleri mahveder.

Kaynaklar

Bu cevabın dayandığı eser — kitabın tam sayfasına götürür.

  1. 1Kaynak · s.1﷽ VI فَص ُّ حِكْمَة ٍ حَقِّيَّة ٍ فِي كَلِمَة ٍ إِسْحَاقِيَّةٍ KELİME-İ İSHÂKIYYE’DE MÜNDEMİC HİKMET-İ HAKKIYYE’NİN BEYÂNINDA OLAN FASTIR Ma’lûm olsun ki, ma’nâOku
  2. 2Kaynak · s.47bâlâda mürûr edenيَــا قَلْــب ِوِيَــة ٍ مِــن ْ زَوَه ُ مِائَــة َ ألْــف ِ ألْــف ِ مَــرَّة ٍ فِــي زَلْعَــرْش َ وَمَــا حَــوَِ لَــو ْ أن َّ لْعَــارِف ِOku
  3. 3Kaynak · s.7ona inâyet, bize inâyetin “ayn”ı olur. Ve Şeyh (r.a.)Fütûhât-ı Mekkiyye’nin yetmiş ikinci bâbında bu bahse müteallik olan hakāyıkı beyân buyurmuştur. 243 وَقَد Oku
  4. 4Kaynak · s.73birer libâs-ı kesîfe bürünüp, yine vücûd-ı Hak’la zâhir olmasıdır ki, ism-i Zâhir’in muktezâsıdır. Ma’dûm oluşu dahi, bu taayyünâtın bozulup mahv ve müstehlek bOku
  5. 5Kaynak · s.3hakkındadır. Cenâb-ı Mevlânâ (r.a.) de aynı kavle zâhib olduklarınıDîvân-ı Kebîr’lerinde: قربان شده بر خاك ِ در ِ منسحاق نبي بايد بودن ی گوهر ِ منكی بشكنمتلد ِ Oku
  6. 6Kaynak · s.49vücûd yoktur. Binâenaleyh vücûd-ı mutlak mertebe mertebe 6/39 tenezzül buyurup bu suver-i ilmiyyeye, âlem-i ervâh, âlem-i misâl ve âlem-i şehâdet mertebelerindeOku
Bu cevap yardımcı oldu mu?

İlgili sorular

Bu cevap, adı geçen eserlerden derlenmiş yapay zekâ destekli bir özettir; dinî hüküm veya fetva değildir. İlim için kaynaklara başvurarak doğrulamanız tavsiye edilir.