İçeriğe atla

Kelime-i İsmâiliyye Bu kitaptan sâlik için günlük hayatındaki İrfani dersler nelerdir?

Kitap Soruları0 görüntülenme6 kaynak
Kısa cevap

Sâlikin günlük hayatındaki irfânî dersler, Hak Teâlâ'nın zuhûrunu ve tecellîlerini kesrette (halkta) müşâhede etmek, vahdeti (Hak'ı) ise tenzîh ve teşbîh ile idrâk etmektir. Bu dersler, cem' ve fark makâmlarını bir arada tutarak, ne sadece cem'de zendekaya ne de sadece farkta şirke düşmeden, Hak ile halk arasındaki hakîkati kavramayı hedefler. Ârif, bu makâmlarda mütehakkık olduğunda, kendisine fâiz olan ilhâmın Hak'tan geldiğini ve vücûdda ağyâr olmadığını idrâk eder. Bu idrâk, sâlikin her anını bir mârifet ve şühûd hâline dönüştürür, böylece Hak'kın cemâlini her şeyde görmeye başlar ve kendi nefsini Hak'ka siper kılarak "Benim cennetime gir!" hitâbının sırrına vâsıl olur.

Detaylı cevap

Sâlikin günlük hayatındaki irfânî dersler, Hak Teâlâ'nın zuhûrunun ve tecellîlerinin kesrette (halkta) müşâhede edilmesi ve vahdetin (Hak'ın) tenzîh ve teşbîh ile idrâk edilmesi üzerine kuruludur. Bu derslerin temelinde "cem'" ve "fark" makâmlarını birleştirme ilkesi yatar.

1. Cem' ve Fark Makâmlarını Birleştirme: Sâlik, günlük yaşamında Hak'kı halktan mücerred ve münezzeh bir varlık olarak görmekten kaçınmalıdır. Zira bu, Hak ile halk arasına bir sınır koymak anlamına gelir ki, Hak Teâlâ zâtıyla her şeyi kuşatmıştır ve sınırsızdır. Aynı şekilde, halkı da Hak'tan ayrı ve O'na mugayir kılmak, onlara gayriyyet libası giydirmek de doğru değildir. Çünkü Hak Teâlâ "Nerede olursanız O sizinle beraberdir" (Hadîd, 57/4) buyurmuştur. Bu nedenle sâlik, kesret-i halkiyyede vahdet-i zâtiyyeyi ve vahdet-i zâtiyyede kesret-i halkiyyeyi görmeye çalışmalıdır. Bu, Hak'kı hem tenzîh (ahadiyyet makâmı itibarıyla halktan ve noksanlıklardan arındırma) hem de teşbîh (sem', basar, irâde, kudret gibi sıfatlarla vasıflandırma) etmeyi gerektirir. Bu iki hâli birleştiren sâlik, "makâm-ı sıdk"ta kâim olur ki, bu kâmillerin âdetidir ve "makâm-ı cem'" olarak adlandırılır. Yalnızca "cem'" zendeka, yalnızca "fark" ise şirktir. Bu sebeple sâlik, her iki makâmda da mütehakkık olmalı, birine iktisar etmemelidir. Bu hâl, sâlikin her anında Hak'kın tecellîlerini farklı sûretlerde görmesini ve her şeyde O'nu idrâk etmesini sağlar.

2. İlâhî İlhamın Kaynağını Anlama: Ârif, kendisine Hak'tan fâiz olan ilhâmın "gayra ilkā olunmadığını" idrâk eder. Çünkü ârifin vücûdu Hak'kın gayrı değildir; o, kendi Rabb-i hâssı olan ism-i ilâhînin sûretidir ve ism-i ilâhî isim sahibinin gayrı değildir. Dolayısıyla ilhâm, ancak âriften ârife ilkā olunur. Bu idrâk, sâlikin kendi iç sesini, sezgilerini ve ilhamlarını Hak'tan gelen birer tecellî olarak görmesini sağlar. Bu sayede sâlik, diğer insanlara ilhâmı aktardığında da "ağyâra ilkā etmiş" olmaz, zira vücûdda ağyâr yoktur. Bu hâl, sâlikin benlik ve ayrılık düşüncesinden sıyrılarak vahdet bilincine ulaşmasına yardımcı olur.

3. Cennetin Hakîkatini Kavrama: Sâlik, "cennet" kavramını sadece yeme, içme ve nefsânî hazlarla sınırlı görmemelidir. Ârifler indinde cennetler, "cennâtü's-sıfât" ve "cennâtü'z-zât"tır. Cennât-ı sıfât, ahlâk-ı ilâhiyye ile tahalluk etmek, yani Hak'kın sıfatlarıyla vasıflanmaktır. Cennât-ı zât ise, Hak'kın âriflerden zuhûru ve onların üzerinde bürûzu, âriflerin ise Rableri indinde istitârıdır. Sâlik, "Benim cennetime gir!" (Fecr, 89/30) hitâbını duyduğunda, bunun "zâtına, aynına ve hakîkatine gir ki, onda Beni bulasın ve onunla Beni müşâhede edesin" anlamına geldiğini anlamalıdır. Çünkü ârifin matlûbu Hak'kın cemâlidir. Bu idrâk, sâlikin kendi nefsini Hak'ka siper etmesi, yani zâtıyla, sıfatlarıyla ve ef'âliyle Hak'kın zâtına, sıfatlarına ve ef'âline vikaye olmasıyla gerçekleşir. Bu, sâlikin her anını bir ibadet ve Hak'la beraberlik hâline dönüştürür.

Bu irfânî dersler, sâlikin günlük yaşamında Hak'kı her yerde ve her şeyde müşâhede etmesini, benlik ve ayrılık düşüncesinden sıyrılarak vahdet bilincine ulaşmasını ve cennetin hakîkatini kendi zâtında bulmasını sağlar.

Kaynaklar

Bu cevabın dayandığı eser — kitabın tam sayfasına götürür.

  1. 1Kaynak · s.41Hak olduğunu; ve makām-ı fark-ı mutlakta dahi Hakk’ın gayrı olarak kevnde her şeyin halk bulunduğunu anladın ve bu makāmlarda mütehakkık oldun. Bu sûrette isterOku
  2. 2Kaynak · s.51زفت باشد نغز و هول ى مشترىمتحانى ميكنىخرىمى ها رچون سفالين كوز شكسته رز طنينتا شناسىزنى دستى بر آن كوزه چرمى بانگ ِ چاووشست پيشش ميرودبودشكسته دیگرگون مىبانگ ِ Oku
  3. 3Kaynak · s.23Fakat ârifîn indinde bunlardan gayrı cennetler de vardır ki, onlar “cennâtü’s-sıfât” ve “cennâtü’z-zât”tır. Cennât-ı sıfât, erbâb-ı kemâlin sıfâtıyla ittisâf veOku
  4. 4Kaynak · s.39i’zâz ile zuhûr, sıfat-ı izlâl ile zuhûrun aynı değildir; yekdîğerine muhâliftir.Mesnevî: لفز يا تامختلف جانندولا بشنو كه خلق مختلف ز يك رو ز سر تا پا يكيستگر چOku
  5. 5Kaynak · s.21cemî’-i ef ’âlinden fânî olmuş ve kendisinde ef ’âl isnâd edecek bir vücûd görememiştir. Onun için o nefse gerek mevt-i ihtiyârî ve gerek mevt-i ıztırârî indindOku
  6. 6Kaynak · s.43ibâda ilkā ettiğin vakit, yine ağyâra ilkā etmiş olmazsın. Zîrâ vücûdda ağyâr yoktur; bu, ârifin hâlidir. Gāfil ise Hakk’ın vücûdunu ve kendi vücûdunu ve sâir hOku
Bu cevap yardımcı oldu mu?

İlgili sorular

Bu cevap, adı geçen eserlerden derlenmiş yapay zekâ destekli bir özettir; dinî hüküm veya fetva değildir. İlim için kaynaklara başvurarak doğrulamanız tavsiye edilir.