Kelime-i Lokmâniyye "Kelime-i Lokmâniyye" kitabının merkez teması ve asîl dayanağı nedir?
Kelime-i Lokmâniyye'nin merkez teması, Hz. Lokmân'a verilen "hikmet-i ihsâniyye"dir. Bu hikmet, Allah Teâlâ'nın her şeyi kuşatan ilmini ve her yerde hazır ve nazır oluşunu idrak etme, O'nu her şeyde müşâhede etme esasına dayanır. Kitabın asıl dayanağı, Lokmân Sûresi'nin 12. âyetinde geçen "Biz Lokmân'a hikmet verdik" ifadesi ile Bakara Sûresi'nin 269. âyetinde yer alan "Ve hikmet verilen kimseye, hayr-ı kesîr verildi" beyânıdır. Bu âyetler, Hz. Lokmân'ın hikmet sâhibi olduğunu ve bu hikmetin ihsân ile olan sıkı irtibâtını vurgular. Hikmet, bir şeyi yerine koymak, ihsân ise lâzım olan bir işi lâzımı vech ile işlemektir. Bu bağlamda, Hz. Lokmân'ın oğluna yaptığı vasiyetler, hem sözlü (mantûkun-bihâ) hem de örtük (meskûtün-anhâ) hikmetleri içerir ve Allah'ın her ma'lûmun "ayn"ı olduğu hakîkatini tenbîh eder.
Detaylı cevap
Kelime-i Lokmâniyye, Hz. Lokmân'ın şahsında tecellî eden "hikmet-i ihsâniyye"yi ele alır. Bu hikmetin üç mertebesi vardır:
- Lügavî mânâda ihsân: Lâzım olan fiili, lâzımı vech ile işlemektir. Hadîs-i şerîfte geçtiği üzere, "Allah Teâlâ her şey üzerine ihsânı yazdı; binâenaleyh zebhettiğiniz vakit, zebhayı güzel yapınız; ve harben küffârı veyâ kısâsan kātili öldürdüğünüz vakit, güzel öldürünüz!" (Kaynak 1). Bu, her işi en güzel şekilde yapma gayretidir.
- Huzûr-ı tâm ile ibâdet: Âbidin Rabb'ini müşâhede eder gibi ibâdet etmesidir. Hadîs-i şerîfte "İhsân, senin Rabb'ini görür gibi ibâdet etmendir" buyurulur (Kaynak 1). Bu mertebe, Hakk'ın huzûrunda olma şuurunu ve O'nu müdâmâ müşahede etme hâlini ifâde eder.
- Hakk'ı her şeyle berâber ve her şeyde müşâhede etmek: Bu en yüksek mertebedir. Lokmân Sûresi'nin 22. âyetinde "Vechini Allâh'a teslîm eden kimse, muhsindir. Binâenaleyh muhakkak urve-i vüskāya temessük etti" (Kaynak 1) buyurulur. Bu, zâtını ve kalbini Allah'a teslîm eden kimsenin O'nu her tecellîde görmesi demektir.
Hz. Lokmân'ın hikmeti, bu ihsân mertebeleriyle doğrudan ilişkilidir. Zîrâ hikmet, "bir şeyi yerine koymak" demektir ki bu, lâzım olan bir iştir. İhsân ise bu lâzım olan işi en güzel şekilde yapmaktır (Kaynak 1). Hz. Lokmân'ın oğluna vasiyetleri, bu hikmetin hem açıkça dile getirilen (mantûkun-bihâ) hem de örtük bırakılan (meskûtün-anhâ) yönlerini içerir.
Mantûkun-bihâ hikmet: Hz. Lokmân'ın oğluna hitâben söylediği, Allah Teâlâ'nın en küçük bir hardal tanesini bile, ister kaya içinde, ister göklerde, ister yerde olsun, ihzâr edeceğini bildiren kelâmıdır (Lokmân, 31/16). Bu, Allah'ın her şeyi ilmiyle kuşattığını ve her yerde hazır olduğunu vurgular (Kaynak 5). Bu hikmet, Hak Teâlâ'nın kâffe-i eşyayı zâtıyla ve ilmiyle muhît olduğunu bildikten sonra söylenebilir (Kaynak 3).
Meskûtün-anhâ hikmet: Hz. Lokmân'ın, hardal tanesinin kime ihzâr edileceğini zikretmeyerek, Allah'ın rızkı âmmeye getirdiğini ve O'nun her ma'lûmun "ayn"ı olduğunu îmâ etmesidir. Bu, Allah'ın taayyünât-ı semâviyye ve arzıyye ile müteayyin olup, onlarda hâzır olmasına dayanır. Allah Teâlâ, rızk ile merzûkun "ayn"ı olup, rızkı bu haysiyetle âmmeye getirir (Kaynak 4). Hz. Lokmân, bu sükûtuyla, Hak'kın her ma'lûmun "ayn"ı olduğunu tenbîh etmiştir (Kaynak 4).
Hz. Lokmân'ın hikmeti, kendi mertebesine ve zamânına nisbetle kemâl üzeredir. Ancak İbn Arabî, eğer Hz. Lokmân "Allah Teâlâ el'ân ve dahi vücûden Latîf ve Habîr'dir" demiş olsaydı, hikmette daha etemm ve eblağ olacağını belirtir. Zîrâ bu ifade, Allah'ın ezelde olduğu gibi el'ân da bu vasıflarla mevsûf olduğuna delâlet ederdi. Fakat bu etemmiyet ve eblagiyet, hasâis-i Muhammediyye'dendir (Kaynak 6).
Kaynaklar
Bu cevabın dayandığı eser — kitabın tam sayfasına götürür.
- 1Kaynak · s.1“﷽ XXIII نِيَّةٍفَص ُّ حِكْمَة ٍ إِحْس نِيَّة ٍ فِي كَلِمَة ٍ لُقْمََ BU FASS KELİME-İ LOKMÂNİYYE’DE VÂKİ’ HİKMET-İ İHSÂNİYYE BEYÂNINDADIR “Hikmet-i ihsâniyye”ni”Oku
- 2Kaynak · s.29“mevcûd olup yine O’nunla berâber bir şey yoktur” ma’nâsı murâd olunur. Ve bu kavle ilâve olunan “el’ân kemâ-kân” onun tefsîri olmuş olur. Fakat bu etemmiyet ve ”Oku
- 3Kaynak · s.7“mantûkun-bihâdır. O da budur ki: Lokmân Allah Teâlâ’yı, o habbe ile muhzır kıldı; ve Allah Teâlâ bunu kitâbında takrîr etti; ve bu kavli kāiline reddetmedi. Hik”Oku
- 4Kaynak · s.9“Allah, tahsîsan o habbeyi sana ve senden başkalarına getirir, demedi. Belki habbenin ihzârını sûret-i umûmiyyede zikretti. Ve Hz. Lokmân nâzırın “O göklerde ve ”Oku
- 5Kaynak · s.5“Hak, zuhûra meyl ve hâhiş 23/5 gösterdikde, bu meşiyyeti ile bilcümle sıfâtın sübûtunu diledi; ve irâde ise bu sıfatlardan bir sıfattır. Binâenaleyh Hak bu meya”Oku
- 6Kaynak · s.27“mertebede zâhir olan Hakk’ın emrine kemâl-i edeble imtisâl edip, nâil-i hidâyet olurlar idi. Binâenaleyh vücûd-ı mevhûmlarını sevkettikleri zevk ve râhata mukāb”Oku
İlgili sorular
- Tûr kavramı tasavvufta hangi mertebe ile ilişkilendirilir?
- Mübârek kavramı tasavvufta hangi mertebe ile ilişkilendirilir?
- Zümer kavramı tasavvufta hangi mertebe ile ilişkilendirilir?
- Şu'arâ kavramı tasavvufta hangi mertebe ile ilişkilendirilir?
- Mümtehine kavramı tasavvufta hangi mertebe ile ilişkilendirilir?
Bu cevap, adı geçen eserlerden derlenmiş yapay zekâ destekli bir özettir; dinî hüküm veya fetva değildir. İlim için kaynaklara başvurarak doğrulamanız tavsiye edilir.