İçeriğe atla

Kelime-i Mûseviyye "Kelime-i Mûseviyye" kitabının merkez teması ve asîl dayanağı nedir?

Kitap Soruları23 görüntülenme6 kaynak
Kısa cevap

"Kelime-i Mûseviyye" Fassı'nın merkez teması, fenâ ve bekâ mertebeleri ile berzah hakîkatidir. Bu Fass, Hz. Mûsâ'nın nübüvvet hakîkatinde tecellî eden mârifet sırrını ele alır. Asıl dayanağı ise Kur'ân-ı Kerîm'deki "Beni göremezsin, fakat dağa bak" (A'râf 7/143) âyeti ile Hz. Mûsâ ve Hızır (a.s.)'ın mecma'u'l-bahreyn'deki (iki denizin birleştiği yer) buluşmasını anlatan (Kehf 18/60-82) âyetlerdir. Bu Fass, sâlikin fenâ-bekâ döngüsünü ve gizli velîlik mertebelerini anlaması için bir kılavuz niteliğindedir.

Detaylı cevap

İbn Arabî'nin Fusûsu'l-Hikem'inde her peygamber bir "kelime-i hâs" olarak ele alınır ve onun nübüvvet hakîkatinde tezâhür eden mârifet sırrı bir "Fass" olarak sunulur. "Kelime-i Mûseviyye" Fassı, Hz. Mûsâ'nın "hikmet-i ulviyye"sini merkeze alır. Bu hikmetin ulviyeti, Hz. Mûsâ'nın Allah ile bilâ-vâsıta kelâm etmesi, Tevrât'ın bizzat Allah tarafından yazılması ve Hz. Mûsâ'nın cem'iyyet-i esmâiyyeye nisbetinin Hz. Muhammed'e yakın olması gibi vecihlerle açıklanır.

Fenâ ve bekâ mertebeleri, Hz. Mûsâ'nın "len terânî" (beni göremezsin) tecellîsinde dağın parçalanması ve ardından Hak ile kâim olması üzerinden işlenir. Bu, sâlikin nefsî varlığından fenâ bulup Hak ile bekâya ermesi sürecini sembolize eder. Hz. Mûsâ'nın ateşi kendi hâcetinin "aynı" görmesi, hâlbuki o ateş sûretinde tecellî eden İlâh olması, sâlikin zahirde gördüğü şeylerin hakîkatini idrak edememesi durumuna işaret eder. Hak Teâlâ'nın, Hz. Mûsâ'ya matlûbunda tecellî etmesi, sâlikin himmetini topladığı ve teveccüh ettiği şeye Hak'kın tecellî etmesi mekanizmasını gösterir.

Ledünnî ilim ise, Hz. Mûsâ'nın Hızır (a.s.) ile olan kıssasıyla açıklanır. Bu kıssa, akıl ve şerîat ilimlerinin ötesinde, doğrudan ilâhî ilhamla elde edilen bâtınî mârifeti temsil eder. Hz. Mûsâ'nın Hızır'ın fiillerine itiraz etmesi, zahirî şerîat hükümlerinin bâtınî hikmetleri kuşatamayacağını gösterir. Bu, sâlikin zahirî hükümlerle yetinmeyip, her şeyin ardındaki ilâhî hikmeti araması gerektiğini vurgular. "Halk-ı cedîd" (yeni yaratılış) kavramı da bu Fass'ta önemli bir yer tutar; âlemin sürekli bir tecellî ve teceddüd hâlinde olduğu, hiçbir anın bir diğerinin "aynı" olmadığı belirtilir. Bu, sâlikin her an yeni bir tecellî ile karşı karşıya olduğunu ve bu tecellîleri idrak etmesi gerektiğini ifade eder.

Kaynaklar

Bu cevabın dayandığı eser — ilgili esere ve bölüme yönlendirir.

  1. 1Eser, s. 1“﷽ XXV فَص ُّ حِكْمَة ٍ عُلْوِيَّة ٍ فِي كَلِمَة ٍ مُوسوِيَّةٍ KELİME-İ MÛSEVİYYE’DE MÜNDEMİC HİKMET-İ ULVİYYE BEYÂNINDA OLAN FASTIR “Hikmet-i ulviyye”nin “Kelim”Oku
  2. 2Eser, s. 3“sözlerim buraya vâsıl oldu, hepsi secdeye baş koydu; ve harf ve savt mahv oldu, artık sûret kalmadı. Doğru yolu bilen ancak Allâhü Zülcelâl hazretleridir.” 562 ”Oku
  3. 3Eser, s. 63“buyurur. Veجًــمِنْهَminhâcen kelimesi, lisân-ı işâretleمِنْهَــminhâ ile hemzesi mahzûfجًــcâ kelimelerinden mürekkeb olan bir ibâreye müşâbihdir; ve “Ondan ge”Oku
  4. 4Eser, s. 104“Veن َكَkâne kelimesi hakkındaki tedkîkātFass-ı Lokmânî’deللّٰــه َ لَطِيــف ٌٌ إِن َّ خَبِيــر(Lokmân, 31/16) Muhakkak Allah Latîf ’dir, Habîr’dir. cümlesinin î”Oku
  5. 5Eser, s. 51“zâhirinden anlaşılan ma’nâ dahi onun sıhhat-i îmânının cevâzıdır; ve zâhir-i Kur’ân bu tefsîrin hilâfına müsâid değildir; şu hâlde Fir’avn’ın adem-i sıhhat-ı îm”Oku
  6. 6Eser, s. 104“zımnına idhâl eylemişler ve çocuklara benzeyen ehl-i gafleti, hezliyât ile cânib-i ciddiyyâta celbetmişlerdir. Nitekim buyururlar: هزل من هزل نيست تعليمستقليمست”Oku

Dayandığı eserler

Bu cevap yardımcı oldu mu?

İlgili sorular

Bu cevap, adı geçen eserlerden derlenmiş yapay zekâ destekli bir özettir; dinî hüküm veya fetva değildir. İlim için kaynaklara başvurarak doğrulamanız tavsiye edilir.