İçeriğe atla

Kelime-i Nûhiyye Bu kitaptan sâlik için günlük hayatındaki İrfani dersler nelerdir?

Kitap Soruları0 görüntülenme6 kaynak
Kısa cevap

Sâlikin günlük hayatındaki irfânî dersler, Hakîkat'i bilme ve bu bilgiyle yaşama üzerine kuruludur. Bu dersler, kişinin kendi nefsini bilmesi, Hak'la olan ilişkisini idrâk etmesi ve bu idrâki amellerine yansıtmasıyla tezâhür eder. Ârif olmak, Hak'ı tenzîh ve teşbîh arasında cem'etmek, kendi nefsini bir ayna olarak görmek ve Hak'ın tecellîlerini bu aynada müşâhede etmekle mümkündür. Sâlik, bu süreçte nefsânî kuvvelerinin hükmünden sıyrılarak ubûdiyyet-i mahzaya ulaşmayı hedefler ve Hak'ın esmâsının kendi üzerindeki tecellîlerini idrâk ederek Rabb-i hâssını tanır. Bu mârifet, kuru bir bilgi olmaktan öte, kalbin safiyetini koruyarak ilâhî vâridâtı doğru bir şekilde alabilme ve bu vâridâtı hayatına tatbik edebilme yeteneğidir.

Detaylı cevap

Sâlik için günlük hayattaki irfânî dersler, mârifet ve amel ekseninde şekillenir.

  1. Nefsi Bilme ve Rabb'i Tanıma: Hadîs-i şerîfte buyurulduğu üzere, "Nefsini bilen kimse muhakkak Rabbini bildi" (Kaynak 1). Bu, irfânî sülûkun temelidir. Sâlik, kendi ayn-ı sâbitesinin sûretini, yani nefsini müşâhede ettiğinde, bunun Hak'ın bir tecellîsi olduğunu idrâk eder. Bu makâmda kişi, gördüğü sûreti Hak zannedip "Ben Hakk'ı müşâhede ettim" derse hatâ eder. Zîrâ Hak bir sûrete sığmaktan ecell ve a'lâdır. Ârif olan ise, gördüğü sûretin kendi nefsi olduğunu ve Hak'ın kendi ayn-ı sâbitesinin husûsiyeti hasebiyle tecellî ettiğini bilir. Bu, kişinin kendi Rabb-i hâssını, yani mazhar olduğu ismin mârifetini kazanmasıdır (Kaynak 1). Bu mârifet, tafsîlen değil, icmâlen gerçekleşir; zîrâ nâmütenâhî olanın ihâtası mümkün değildir (Kaynak 6).

  2. Tenzîh ve Teşbîh Arasında Cem' Etme: Hak'ın mârifetinde tenzîh ve teşbîh beynini cem'eden kimse, Hak'ı hem taayyünâtın kâffesinden tenzîh eder (butûn ve vahdet), hem de âlemin sûretlerinde zuhûru ve tecellîsi itibarıyla teşbîh eder (zuhûr ve kesret). Bu cem'etme, Hak'ı mücmelen tanımayı sağlar; zîrâ âlemin sûretlerinin kâffesini ihâta etmek mümkün değildir (Kaynak 6). Sâlik, bu dengeyi kurarak Hak'ın hem aşkınlığını hem de içkinliğini idrâk eder.

  3. Kalbin Safiyetini Koruma: Kalbin küdûrât-ı beşeriyye ve sıfât-ı nefsâniyyeden pâk olması, ilâhî vâridâtın tahâret-i asliyyesini muhâfaza etmesi için elzemdir. Kalbi bulanık olan kimselerin ahâdîs-i nefsi tahâret üzere değildir ve kalplerine gelen ilhâmât-ı ilâhiyye kalbdeki küdûrâtın rengine boyanıp sâfiyetini kaybeder (Kaynak 2). Bu durum, Mevlânâ'nın "Fîhi Mâ Fîh" adlı eserindeki su misâliyle açıklanır: menbaından sâf ve latîf akan su, şehre geldiğinde kirlenir. Bu nedenle sâlik, kalbini temiz tutarak ilâhî ilhamları saf hâliyle alabilmelidir.

  4. Hıfz-ı Merâtib ve Ubûdiyyet: Sâlik, vücûd-ı mutlakın her mertebede bir hükmü olduğunu bilmeli ve bu merâtibin ahkâmına riâyet etmelidir. Nefsânî kuvvelerinin hükmü altında olan kimselerin esrâr-ı rubûbiyyete ıttılâları câiz değildir. Zîrâ bu durum, dalâlete ve halkı ıdlâle yol açar. "Ölmeden evvel ölünüz!" sırrına mazhar olmak, nefsânî kuvveleri öldürmekle mümkündür. Zâhir ve Bâtın Hak olsa da, sâlikin vücûd-ı mukayyedi bu hazret-i şehâdette abd-i mahzdır. Teklîf-i ilâhîye ittibâ' amel-i sâlih, muhâlefet ise fiil-i tâlıhdır (Kaynak 4). Rubûbiyeti kavlen izhâr edip fiilen setredenler, nâzırı hayrete düşürür ve dalâlete sevk eder (Kaynak 5). Bu nedenle sâlik, ubûdiyyet makâmında sebat etmeli ve esrâr-ı rubûbiyyeti kendi enâniyetiyle örtmemelidir.

Bu dersler, sâlikin günlük yaşamında sürekli bir tefekkür, murâkabe ve amel hâlinde olmasını gerektirir. Her an Hak'la olan irtibâtını canlı tutarak, nefsânî arzularından arınarak ve kalbini saf tutarak mârifetullâh'a ulaşmaya çalışır.

Kaynaklar

Bu cevabın dayandığı eser — kitabın tam sayfasına götürür.

  1. 1Kaynak · s.47ve o yağmurlar dahi, ma’nâlarda maârif-i akliyyedir ve nazar-ı i’tibârîdir. Ve size emvâl ile, ya’ni sizi tecelliyât-ı hubbiyye ve cevâzib-i cemâliyyeden Hak taOku
  2. 2Kaynak · s.95küdûrât-ı beşeriyye ve sıfât-ı nefsâniyyeden pâk olan kalbe gelen vâridât-ı ilâhiyye dahi tahâret-i asliyyesini muhâfaza eder. Çünkü nâzil olduğu mahal temiz olOku
  3. 3Kaynak · s.99vech-i etemm üzere beyân buyurmuştur; ve bu kitâbı Musul şehrinde, elli beş bâb üzerine te’lîf edip, onda esrâr-ı ulûm ve hakāyıkı derceylemiş ve husûsiyle bu fOku
  4. 4Kaynak · s.89sıfât-ı zâtiyyesi olan ubûdiyyet-i mahzadan çıkarıp kendilerinde olan esrâr-ı rubûbiyyete ihrâc ederler. Hâlbuki kuvâ-yı nefsâniyyelerinin hükmü altında zebûn oOku
  5. 5Kaynak · s.91ولفَاجِــر ِ فِــي فُجُــورِهِ، ولَا قَصْــد َ İmdi mestûr olan şeyi izhâr ederler; onu zuhûrundan sonra da setrederler. Böyle olunca nâzır mütehayyir olur; ve Oku
  6. 6Kaynak · s.15Hak kayd-ı ıtlâk ile takyîd edilmiş olur. إ جمــالِ،اللتَّشــبيه ِ وَوَصَفَــه ُ بالوَصْفَيْــن ِ علــىلتَّنزيــه ِ وومَــن جَمَــع َ فــي معرفتِــه بيــن لصُّـOku
Bu cevap yardımcı oldu mu?

İlgili sorular

Bu cevap, adı geçen eserlerden derlenmiş yapay zekâ destekli bir özettir; dinî hüküm veya fetva değildir. İlim için kaynaklara başvurarak doğrulamanız tavsiye edilir.