Kelime-i Nûhiyye "Kelime-i Nûhiyye" kitabının merkez teması ve asîl dayanağı nedir?
"Kelime-i Nûhiyye" kitabının merkez teması, tenzîh ve teşbîh arasındaki dengeyi kurmaktır. Kitap, Nûh (a.s.)'ın kavmini tevhîde da'vetini ve bu da'vetin hikmet-i sübbûhiyye ile olan bağlantısını işler. Nûh (a.s.), ülü'l-azm peygamberlerin ilki olarak, risâletin en temel hükmü olan ümmetini Hakk'ın birliğine da'vet etme ve O'nu şeriklerden tenzîh etme vazifesini yerine getirmiştir. Kitap, Nûh (a.s.)'ın da'vetinin, Muhammed (s.a.v.)'in da'vetinden farklı olarak, kavminin isti'dâdına göre bazen tenzîhe (bâtına), bazen de teşbîhe (zâhiri sûretlere) yönelik olduğunu vurgular. Bu durum, kavminin hayretini ve dalâletini artırmış, zira onlar tenzîh ve teşbîhi bir arada idrak edememişlerdir. Kitabın asîl dayanağı, Nûh (a.s.)'ın kıssası ve onun kavmine yönelik duasıdır.
Detaylı cevap
Kelime-i Nûhiyye, "hikmet-i sübbûhiyye" ile yakından ilişkilidir. "Sübbûh", tesbîh mânâsına gelir ve Allah'ı imkânî hükümlerden tenzîh etmektir. Nûh (a.s.)'ın risâletinin temelinde de kavmini tevhide da'vet ve Hakk'ı şeriklerden tenzîh etme vardır. Ancak Nûh (a.s.)'ın kavmi, esmâ-i ilâhiyyenin mazharları olan putlara taparak vahdet-i Hak'tan perdelenmişlerdir. Bu durum, Nûh (a.s.)'ın gayretini ve gazabını celbetmiş, hatta kavminin helâkini dilemesine sebep olmuştur.
Kitapta, Nûh (a.s.)'ın da'vetinin Muhammed (s.a.v.)'in da'vetinden farkı üzerinde durulur. Muhammed (s.a.v.)'in da'veti, "O'nun misli bir şey yoktur" (Şûrâ, 42/11) âyetiyle hem teşbîhi hem de tenzîhi bir araya getirirken, Nûh (a.s.)'ın da'veti kavminin isti'dâdına göre ayrışmıştır. Nûh (a.s.) kavmini bazen "leylen" (bâtına ve tenzîhe), bazen de "nehâren" (zâhire ve teşbîhe) da'vet etmiştir. Bu ayrık da'vet, kavminin idrakini zorlamış ve onların hayretini artırmıştır. Zira onlar, tenzîh ve teşbîhi bir arada cem'edememişlerdir.
Nûh (a.s.)'ın kavmine yönelik da'vetinde, "Eğer siz tenzîh-i aklînin muktezâsı üzere bana icâbet ederseniz, Allah Teâlâ semâyı, ya'ni sehâbı, yağmurları rîzân olduğu hâlde, sizin üzerinize gönderir; ve o yağmurlar dahi, ma'nâlarda maârif-i akliyyedir ve nazar-ı i'tibârîdir" ifadeleri geçer. Bu, manevî mârifetlerin ve ilâhî vâridâtın ancak temiz bir kalbe geleceğini gösterir. Kalbi küdûrât-ı beşeriyye ile bulanık olanların ilhamları saflığını kaybeder.
"Zâlimîn" kavramı da Kelime-i Nûhiyye'de özel bir mânâ kazanır. Kavm-i Nûh, ulûhiyeti mevziinin gayrı olan putlara atfederek zâlim olmuşlardır. Ancak "zâlim-i Muhammedîler" ise şehevât-ı nefsâniyyelerini terk edip, vehmî enâniyetlerinden fânî olarak Hak'ta helâk olmuşlardır. Onlar, nefisleri olmaksızın Hakk'ın vechini müşâhede ettikleri için nefislerini bilmezler. Bu, onların "hayret-i mahmûde" sahibi olmalarıyla ilişkilidir; ahadiyyet nuruyla tecellî eden Hak'ta keserât ve taayyünât perdeleri kalkar, böylece hayretleri artar ve Hakk'ın müşâhedesinde yürürler. Nûh (a.s.)'ın esrârına vâkıf olmak isteyenler ise rûhen felek-i Şems'e urûc etmelidirler.
Kaynaklar
Bu cevabın dayandığı eser — kitabın tam sayfasına götürür.
- 1Kaynak · s.97“olan zâlimlere sen de helâkten gayrısını ziyâde etme! “Zâlimîn”, “zulümât”tan müştaktır. Nitekim ( ) Efendimiz hadîs-i şerîflerindeلقِيَامَــة ِلظُّلْــم ُ ظُلُ”Oku
- 2Kaynak · s.95“küdûrât-ı beşeriyye ve sıfât-ı nefsâniyyeden pâk olan kalbe gelen vâridât-ı ilâhiyye dahi tahâret-i asliyyesini muhâfaza eder. Çünkü nâzil olduğu mahal temiz ol”Oku
- 3Kaynak · s.1“﷽ III فَص ُّ حِكْمَة ٍ سُبُّوحِيَّة ٍ فِي كَلِمَة ٍ نُوحِيَّةٍ KELİME-İ NÛHİYYE’DE MÜNDEMİC HİKMET-İ SÜBBÛHİYYE BEYÂNINDA OLAN FASTIR “Sübbûh”, vech-i mübâlağa ”Oku
- 4Kaynak · s.45“Nûh’un da’veti gibi, müteferrik sûrette gâh “fark”a ve kâh cem’e değildir. Belki onunء(Şûrâ, 42/11) O’nun misli bir ٌلَيْــس َ كَمِثْلِــه ِ شَــيْ şey yoktur; ”Oku
- 5Kaynak · s.73“فِيــك َ تَحَيُّــرًya’ni “Yâ Rab, benim hayretimi sende ziyâde et!” buyurur. Ve bu hayret “hayret-i mahmûde”dir. Ma’lûm olsun ki, bu âyet-i kerîme sûre-i Nûh’d”Oku
- 6Kaynak · s.41“el’ân da’vet edilmekte bulunmuştur; ve peyderpey hakāyık-ı ahvâlin, mütefekkirîn-i zekiyye taraflarından kabûlü me’mûldür. Nitekim Avrupa erbâb-ı fünûnu şimdide”Oku
İlgili sorular
- Tûr kavramı tasavvufta hangi mertebe ile ilişkilendirilir?
- Mübârek kavramı tasavvufta hangi mertebe ile ilişkilendirilir?
- Zümer kavramı tasavvufta hangi mertebe ile ilişkilendirilir?
- Şu'arâ kavramı tasavvufta hangi mertebe ile ilişkilendirilir?
- Mümtehine kavramı tasavvufta hangi mertebe ile ilişkilendirilir?
Bu cevap, adı geçen eserlerden derlenmiş yapay zekâ destekli bir özettir; dinî hüküm veya fetva değildir. İlim için kaynaklara başvurarak doğrulamanız tavsiye edilir.