İçeriğe atla

Kelime-i Şîsiyye "Kelime-i Şîsiyye" kitabının merkez teması ve asîl dayanağı nedir?

Kitap Soruları1 görüntülenme6 kaynak
Kısa cevap

Kelime-i Şîsiyye'nin merkez teması, vehb-i ilâhî ve nefes-i Rahmânî hakîkatidir. Bu Fass, Şît (a.s.) kıssası üzerinden vehb, mevhibe, a'yân-ı sâbite ve esmâ tecellîsi gibi anahtar kavramları tafsilatlı bir şekilde işler. Eserde "hikmet-i nefsiyye"nin Kelime-i Şîsiyye'ye tahsis edilmesinin sebebi, zât-ı ahadiyyette mahpus kalan ilâhî esmânın nefes-i Rahmânî ile Hakk'ın tenfîs etmesinden ibaret olmasıdır. Hz. Âdem'in icmâlî taayyününden sonra, Hak Teâlâ'nın bu icmâli nefes-i Rahmânî ile tafsîl etme muradı, Hz. Şîs'in taayyünüyle zuhur etmiştir. Bu zuhur, "nefes-i Rahmânî" hasebiyle olduğu için, irsâl-i nefes manasına gelen "nefs"e müteallik hikmet, "atâullah" ve "hibetullah" manasına gelen Kelime-i Şîsiyye'ye tahsis edilmiştir. Bu Fass, sâlike Hak'tan ne talep edileceğini öğretir ve Âdemiyye Fassı'ndan sonra okunması tavsiye edilir.

Detaylı cevap

İbn Arabî'nin Fusûsu'l-Hikem'inde her peygamber bir "kelime-i hâs" olarak ele alınır ve onun nübüvvet hakîkatinde tezahür eden mârifet sırrı "Fass" olarak takdim edilir. Şît (a.s.)'ın Fass'ı olan Kelime-i Şîsiyye, vehb-i ilâhînin ve nefes-i Rahmânî'nin sırlarını açığa çıkarır. Şît ismi İbranice'de "Atâullah" veya "Hibetullah" anlamına gelir. Bu isim, Âdem (a.s.)'ın Hâbil'in şehadetinden sonra duyduğu üzüntüyü teskin etmek için Hak'tan bir mevhibe talep etmesi üzerine Şît (a.s.)'ın kendisine ihsan edilmesiyle ilişkilidir.

"Nefs" (نَفْــث) kelimesi, "tuh tuh diyerek üflemek" manasına gelir. Kelime-i Şîsiyye'de geçen "hikmet-i nefsiyye"nin özü, zât-ı ahadiyyette mahpus kalıp sıkışan ilâhî esmânın, Hakk'ın nefes-i Rahmânî'sini irsâl etmesiyle tenfîs edilmesidir. Hz. Âdem, kâffe-i merâtib-i âlemi içeren icmâlî bir taayyün iken, Hak Teâlâ bu icmâli, vücud-ı mutlakının a'yân-ı sâbite üzerine inbisâtından ibaret olan nefes-i Rahmânî'si ile tafsîl etmek murad etmiştir. Bu tafsîl, feyz-i cûdî ve menh-i vehbîden ibaret olan Hz. Şîs'in taayyünüyle zuhur etmiştir. Bu zuhur "nefes-i Rahmânî" hasebiyle gerçekleştiği için, irsâl-i nefes manasına gelen "nefs"e müteallik hikmet, "atâullah" ve "hibetullah" manasına gelen Kelime-i Şîsiyye'ye tahsis edilmiştir.

Atâyâ-yı ilâhiyye iki kısma ayrılır: atâyâ-yı zâtiyye ve atâyâ-yı esmâiyye. Atâyâ-yı zâtiyye, zât-ı ahadiyyette mahfî ve müstehlek olan sıfat ve esmânın zuhur talebiyle, Hakk'ın kendi zâtında, kendi zâtıyla, kendi zâtına tecellîsi suretiyle ilm-i ilâhîsinde vücud bulmasıdır ki buna "feyz-i akdes" denir. Bu atâ, Hakk'ın iktizâ-yı zâtîsi olduğundan, mertebe-i ilimde peyda olan a'yân-ı sâbiteye bağlı değildir. Atâyâ-yı esmâiyye ise, ilm-i ilâhîde sübut bulan a'yân-ı sâbitelerin isti'datları doğrultusunda gerçekleşen tecellîlerdir. İnsanlara gelen her atâ, kendi ayn-ı sâbitelerinin ezelde lisan-ı isti'dadıyla Hak'tan talep etmiş olduğu şeylerden ibarettir; insana kendi hakîkati olan ayn-ı sâbitesinin haricinden hiçbir şey gelmez. Şîs (a.s.)'ın ilmi, bu atâyâ-yı ilâhiyyeye dair olan ilimdir ve bu ilim, onun ism-i hâssının hazinesinde gizlidir. Evliyânın ulûmda feyz kaynağı olan hâtem-i evliyâ hariç, kümmel ervâhtan kim bu bahiste söz söylerse, Şîs (a.s.)'ın ruhu onlara imdad eder.

Kelime-i Şîsiyye, ulûm-i vehbiyyenin insânî suretlerde ilk defa Şîs (a.s.) ile zuhur ettiğini ve atâyâların anahtarının onun elinde bulunduğunu ifade eder. Bu Fass, Hz. Âdem'den sonra gelen ilk vehbî sırrı temsil eder ve sülûkun başlangıç şartlarını öğreten Âdemiyye Fassı'ndan sonra okunması tavsiye edilir.

Kaynaklar

Bu cevabın dayandığı eser — kitabın tam sayfasına götürür.

  1. 1Kaynak · s.1﷽ II فَص ُّ حِكْمَة ٍ نَفْثِيَّة ٍ فِي كَلِمَة ٍ شِيثِيَّةٍ KELİME-İ ŞÎSİYYE’DE MÜNDEMİC HİKMET-İ NEFSİYYE’NİN BEYÂNINDA OLAN FASTIR “Nefs” (نَفْــث) “tuh tuh dOku
  2. 2Kaynak · s.115muhakkikîn indinde hakîkatte “vücûd-ı mutlak” ile “vücûd-ı mukayyed”den gayrı bir şey yoktur; ve vücûdun hakîkati ikisinde de birdir; ve ıtlâk ile takyîd ancak Oku
  3. 3Kaynak · s.97Bunlar ise birbirinin zıddı olan şeylerdir. Ve ayn-ı vâhid-i insânî, kendi vücûdunun 2/63 “ayn”ıdır, gayrı değildir. Ve o ezdâd şuûnât-ı zâtiyyedir; ve şuûnât-ıOku
  4. 4Kaynak · s.119kavmini Allâh’a, ya’ni kesretten vahdete, da’vet ederse de, kabûl etmezler. Zîrâ mezhebleri tenâsüh üzerine binâ olunmuştur; ve tenâsüh ise nesh-i tenâsülü iktiOku
  5. 5Kaynak · s.95عالِــم ٌ بذلــك كلِّــه بِعَيْنِــه، مــن حيــث مــا هــو جاهــل ٌ بــه مــن دِ، كمــاأضَــدَالاتِّصَــاف َ باللجاهِــلُ، فَيَقْبَــل ُلعالِــم ُلعنصــرِيِّ، فOku
  6. 6Kaynak · s.99ma’nen ona rücû’ etti. İmdi Cenâb-ı Şîs fehmi, anlamak keyfiyetini, Allah’dan alan kimse indinde, Hz. Âdem’e hâriçten gelen bir garîb değildir. Zîrâ fehmi doğruOku
Bu cevap yardımcı oldu mu?

İlgili sorular

Bu cevap, adı geçen eserlerden derlenmiş yapay zekâ destekli bir özettir; dinî hüküm veya fetva değildir. İlim için kaynaklara başvurarak doğrulamanız tavsiye edilir.