İçeriğe atla

Kelime-i Şuaybiyye Bu kitaptan sâlik için günlük hayatındaki İrfani dersler nelerdir?

Kitap Soruları22 görüntülenme6 kaynak
Kısa cevap

Sâlikin günlük hayatındaki irfânî dersler, Hakk'ın her akîdede müşâhede edilmesi, kalbin sürekli tahavvülü ve bu tahavvülün farkına varılması, ilâhî isimlerin tecellîlerine mazhar olunması ve bu tecellîlerin idrâki ile mârifetin artırılmasıdır. Ârif-i kâmil, Hakk'ı bütün i'tikâd sûretleriyle takyîdden ve ıtlâktan ıtlâk ederek, Hakk'ın tecellî ile tahavvül ettiği her bir sûrette O'nu ikrâr eder ve O'nun Hak olduğunu bilir. Bu durum, Hakk'ı her mazharda o mazharın gerektirdiği tecellîden tanıyan ve cem' aynında nefsini ve kevnin bütün sûretlerini Hakk'ın hüviyetinin "ayn"ı olarak müşâhede eden ârifin hazzı ve zevkidir. Bu irfânî dersler, sâlikin kalbinin eşkâlde taklîbi sebebiyle sûretlerde Hakk'ın taklîbini bilmesi ve böylece Hakk'ı inkâr olunmaz bir ma'rûf olarak idrâk etmesiyle kemâle erer.

Detaylı cevap

Sâlikin günlük hayatındaki irfânî dersler, mârifet makâmına ulaşma yolunda atılan adımları ve bu makâmın getirdiği idrâki kapsar. Bu dersler, sülûkun her aşamasında kendini gösterir ve sâlikin Hak ile olan münâsebetini derinleştirir.

1. Hakk'ı Her Akîdede Müşâhede Etmek: Ârif-i kâmil, Hakk'ı her bir akîdede müşâhede eden ve bu i'tikādâtın mecmu'u olan kimsedir. Her bir akîde, münferid olduğu hâlde kendi sahibine nusret etmez; ancak bütün akîdelerin mecmu'u sahibine nusret eder ve bu mecmu'un sahibi ârif-i kâmildir. Zîrâ bu mecmu'dan ona füyûzât-ı ilâhiyye nüzûlü, nusrettir. Ârif, akîdelerin cümlesinin sûretinde Hakk'ı müşâhede ettiği cihetle, her bir sûretten ona tecellî-i rabbânî vâsıl olur ve her birisinden ayrı ayrı feyizler bulur. Bu, sâlikin her türlü inanç ve düşüncede Hakk'ın tecellîsini görme yeteneğini geliştirmesi demektir. Ebû Medyen'in beytiyle ifade edildiği gibi: "Bâtılı, tavrında inkâr etme! Zîrâ o da zuhûrât-ı Hakk’ın ba’zısıdır; ve o bâtıla kendinden o tecellî sûretinin mikdârını Hakk’a ver. Tâ ki onun hakk-ı isbâtını kâmil kılasın." Bu, sâlikin her şeyi Hakk'ın bir zuhûru olarak görmesi ve hiçbir şeyi inkâr etmemesi gerektiğini öğretir.

2. Kalbin Sürekli Tahavvülü ve İdrâki: Vücûd-ı insânîde ma’rifet-i ilâhiyyenin mahalli "kalb"dir. Ruh, nefis, rûhânî ve cismânî olan kuvâ ve a’zâ, kendi makâmlarının dâiresini tecâvüz edemezken, kalb kâffe-i merâtibin suver ve eşkâlinde mütekallib olur. Bu sebeple Hak Teâlâ "Kalb sahibi olan için..." (Kāf, 50/37) buyurmuştur. Mü'minin kalbi, Rahmân'ın parmaklarından iki parmak arasındadır ve O onu istediği vech ile döndürür. Bu, sâlikin kalbinin sürekli bir değişim ve dönüşüm içinde olduğunu ve bu tahavvülün Hakk'ın tecellîsiyle gerçekleştiğini idrâk etmesi gerektiğini gösterir. Ârif, kendi kalbinin şekillerde takallübünü görünce, bütün sûretlerde Hakk'ın takallübünü bi'l-müşâhede, Hakk'ın nefsini tanır.

3. İlâhî İsimlerin Tecellîlerine Mazhar Olmak ve Mârifeti Artırmak: Hakk'ı ıtlâk eden kimse, ancak kâmil ve âlim ve âmil olan abddir; ve onun isti’dâdı küllî ve kalbi matlûbunun tecelliyâtı ile meşhûndur. Kuyûd-ı i’tikādiyye nukūşundan mutlak olması hasebiyle ıtlâk-ı Hakk’a mukābildir. Ârifler hakkında, ilm-i billâh için nihâyet yoktur; aksine ârif her zaman "Yâ Rab bana ilmi ziyâde et!" diyerek ilm-i billâhdan ziyâdeyi talep eder. Bu, tecellînin nihâyeti olmadığı gibi, ma’rifet-i ilâhiyyenin de nihâyeti olmadığını gösterir. Sâlik, Hakk'ın nâmütenâhî tecellîlerine mazhar oldukça, mârifeti de sürekli artar ve bu süreç hiçbir zaman sona ermez. Bu, sâlikin her an yeni bir tecellî ile karşılaşmaya ve mârifetini derinleştirmeye açık olması gerektiğini ifade eder.

4. Vücûdun Birliği ve Her Şeyin Hakk'ın "Ayn"ı Olması: Ârif kendi nefsinden, Hakk'ın nefsini tanır. Hâlbuki o ârifin nefsi, hüviyyet-i Hakk'ın gayrı değildir. Ve kevnden mevcûd olan bir şey yoktur ki, hüviyyet-i Hakk'ın gayrı olarak vücûda gelsin; belki o şey Hakk'ın "ayn"ıdır. Bu, sâlikin her şeyde Hakk'ın varlığını görmesi ve bütün varoluşun Hakk'ın hüviyetinin bir tecellîsi olduğunu idrâk etmesi demektir. Rubâîde belirtildiği gibi: "Ehl-i keşf ve erbâb-ı şühûdun mezhebinde, bütün âlem, vücûd-ı vâhidin tafsîllerinden başka bir şey değildir. Vâkıâ bu kadar sûretler o vücûd-ı vâhidden zâhir göründü; dikkatle baktığın vakit bir mevcûddan başkası olmadığını görürsün." Bu idrâk, sâlikin her şeyi Hakk'ın bir veçhesi olarak görmesini ve bu sayede Hak'tan gayrı hiçbir şeyin olmadığını anlamasını sağlar.

Bu irfânî dersler, sâlikin günlük yaşamında Hakk'ı her an, her yerde ve her tecellîde müşâhede etmesini, kalbinin sürekli tahavvülünü idrâk ederek mârifetini artırmasını ve nihayetinde her şeyin Hakk'ın "ayn"ı olduğu hakîkatine ulaşmasını sağlar.

Kaynaklar

Bu cevabın dayandığı eser — ilgili esere ve bölüme yönlendirir.

  1. 1Eser, s. 37“tahsîs etmeyen ve Hakk’ı her bir akîdede müşâhede eden âriftir; ve nâsır olan dahi mecmû’dur, ya’ni o i’tikādâtın mecmûudur. Zîrâ o ârif, akîdelerin 12/30 cümle”Oku
  2. 2Eser, s. 39“50/37) buyurdu. لكَــون ِء َ مــنلحــقِّ، ولا شــيُ فَمِــن ْ نفسِــه عَــرَف َ نفسَــه، ولَيْسَــت نفسُــه بغيــر ٍ لِهُوِيَّــة ِ لعالِــمولعــارفلحــقِّ، فهـ”Oku
  3. 3Eser, s. 55“Zîrâ onların gözleri büsbütün kör olmayıp ba’zı avârız hasebiyle rü’yetlerine za’f târî olmuştur. Mevt ve afv ve mağfiret ve hayât-ı dünyâda kendilerine taklîd ”Oku
  4. 4Eser, s. 58“zuhûr-ı icâbâtı için birer mazhardır. Onların vücûdu olmasaydı, âsâr-ı esmâ zâhir olmazdı.Mesnevî: تا نماند گنج ِ حكمتها نهانين خلق ِ جهانستظهاربهر ِ ظهار شوجوه”Oku
  5. 5Eser, s. 58“kimse sabahleyin kunduracı olarak kalkmaz; zîrâ tecellî, terzinin isti’dâdına göre olur. Ve terzinin san’atı hakkında sabahki fikri, akşamki fikrinin müşâbihidi”Oku
  6. 6Eser, s. 23“kabûl eyler; ve o tecellînin nihâyeti olmadığından, bu ârif-i kâmil dahi o tecellî indinde vâkıf olmaz. Velhâsıl Hakk’ı ıtlâk eden kimse, ancak kâmil ve âlim ve”Oku

Dayandığı eserler

Bu cevap yardımcı oldu mu?

İlgili sorular

Bu cevap, adı geçen eserlerden derlenmiş yapay zekâ destekli bir özettir; dinî hüküm veya fetva değildir. İlim için kaynaklara başvurarak doğrulamanız tavsiye edilir.