İçeriğe atla

Kelime-i Üzeyriyye Bu kitaptan sâlik için günlük hayatındaki İrfani dersler nelerdir?

Kitap Soruları6 görüntülenme6 kaynak
Kısa cevap

Sâlik için günlük hayattaki irfânî dersler, kaderin şiddetli zuhûrunu idrâk etmekle başlar. Bu idrâk, Hakk'ın hükmünün, mahkûmün-aleyh olan şeyin zâtının nasıl hükmettiğine göre tecellî ettiğini anlamayı gerektirir. Sâlik, Hak'tan gelen her şeyin kendi ayn-ı sâbitesinin talebi olduğunu bilerek, makdûr olanın peşinden koşma zahmetinden kurtulur ve makdûr olmayanı talep etmekten vazgeçer. Küfrün dahi kazâ cihetinden bir hikmet olduğunu kavramak, sâlikin cehalet kaynaklı itirazlardan uzaklaşmasını sağlar. Enbiyânın dahi ilimlerini vahy-i hâss-ı ilâhîden alması ve aklın hakîkati idrâkteki acziyetini bilmesi, sâlike aklî nazardan sâdeleşmeyi ve Hak'tan gelen ihbârâtı aynen kabul etmeyi öğretir. Bu dersler, sâlikin Hak'la olan ilişkisini derinleştirir, rızâ makâmına ulaşmasını sağlar ve ilm-i kâmile giden yolu açar.

Detaylı cevap

Sâlikin günlük hayatındaki irfânî dersler, öncelikle kader meselesinin tahkîkiyle başlar. Kaynakta belirtildiği üzere, "sırr-ı kader, ancak şiddet-i zuhûrundan dolayı mechûl oldu." Bu, kaderin o kadar aşikâr olduğu ki, gözden kaçtığı anlamına gelir. Sâlik, Hakk'ın emri ve hükmü olmadıkça hiçbir şeyin vâki olmadığını idrâk etmelidir. Daha da önemlisi, Hakk'ın hükmü, ancak mahkûmün-aleyh olan şeyin zâtının ne şekilde hükmettiğine göre tecellî eder. Bu, "ilim ma'lûma tâbi'dir" kaidesinin bir yansımasıdır. Yani, eşyanın ayn-ı sâbiteleri, kendi isti'datlarıyla Hak'tan ne talep etmişse, Hak da o talebe göre hükmeder.

Bu idrâk, sâlike râhat-ı külliyye verir. Zira sâlik, kendisine gelen her şeyin, ilm-i ilâhîde kendi ayn-ı sâbitesinin Hakk'a ne i'tâ ettiyse, kazâ-yı sâbıkta Hakk'ın takdîr buyurduğu şey olduğunu bilir. Bu bilgi, onu makdûr olan şeyin arkasından koşma zahmetinden kurtarır ve makdûr olmayan şeyi talep etmekten vazgeçirir. Bu, rızâ makâmının temelini oluşturur. Sâlik, kendi iradesinin ötesinde bir ilâhî düzen olduğunu kabul eder ve bu düzene teslim olur.

Bir diğer önemli ders, küfür meselesine irfânî bir bakış açısı getirmektir. Kaynakta, "Kazâ olması cihetinden küfre râzıyım; çünkü küfür kazâ cihetinden küfür değildir" denilmektedir. Küfür, irâde-i ilâhiyyeye nisbetle "küfür" demek câiz değildir, zira o küfür, irâde-i ilâhiyye muktezâsınca vâki olmuştur. İrâde ise ilme, ilim de abd-i me'mûrun ayn-ı sâbitesinin hâline ve isti'dâdına tâbi'dir. Bu durumda kazâ-yı küfür, Hakk'a nisbetle küfür değil, ayn-ı hikmettir. Sâlik, bu inceliği kavradığında, zahirde kötü görünen şeylerin dahi ilâhî bir hikmet taşıdığını anlar ve cehalet kaynaklı itirazlardan uzaklaşır. Bu, sâlikin "makzî" ile "kazâ" arasındaki farkı idrâk etmesiyle mümkündür. Makzî (kulun fiili) çirkin olabilirken, kazâ (Hakk'ın hükmü) her zaman güzeldir.

Enbiyânın dahi ilimlerini vahy-i hâss-ı ilâhî tarîkiyle alması ve aklın hakîkati idrâkteki acziyetini bilmesi, sâlike akla aşırı güvenmekten kaçınmayı öğretir. Enbiyâ, "nazar-ı aklîden sâzicedir" kalpleri, yani aklî nazarlarını kullanmamışlardır. Onlar, melek vâsıtasıyla aldıkları ihbârât-ı ilâhiyyeyi aynen tebliğ etmişlerdir. Sâlik de, ancak zevk ile nâil olunan şeylerin idrâkinde aklın yetersizliğini bilmeli ve kalbini ilâhî tecellîlere açmalıdır. İlm-i kâmil, ancak Hak'ın basiret ve gözlerden örtüyü kaldırdığı tecellî-i ilâhîde hâsıl olur. Bu, sâlikin keşf ve zevk yolunu araması gerektiğini gösterir.

Sonuç olarak, sâlikin günlük hayatındaki irfânî dersler, kaderin ilâhî hikmetini kavramak, rızâ makâmına ulaşmak, zahirdeki çirkinliklerin bâtınî güzelliklerini görmek, aklın sınırlarını idrâk etmek ve kalbini ilâhî tecellîlere açmak üzerine kuruludur. Bu dersler, sâlikin Hak'la olan bağını güçlendirir ve onu mârifet-i tâmmeye ulaştırır.

Kaynaklar

Bu cevabın dayandığı eser — kitabın tam sayfasına götürür.

  1. 1Kaynak · s.11hâkim ol!” Binâenaleyh mahkûm vereceği hüküm ile evvelâ hâkimi mahkûmün-aleyh kılar. Hâkim dahi bu sûretle mahkûmün-aleyh olduktan sonra hükmünü verir; ve hakkıOku
  2. 2Kaynak · s.25rücû’ ettiğinden, gayra taaddîsi ve tecâvüzü yoktur; ve çünkü gayr yoktur. “Gayr” dediğimiz, Hakk’ın niseb-i zâtiyyesidir. Meselâ vâhid, hakîkat-i ahadiyyesindeOku
  3. 3Kaynak · s.73hayırdan râzı ve şerden râzı değildir. Bunun diğer misâlleri budur ki: Tabîb, icrâ-yı tabâbet için, halkın marazını murâd eder; fakat marazdan râzı değildir. EğOku
  4. 4Kaynak · s.69Bu beyt-i şerîf bâlâdaki beyt-i şerîfin mısrâ’-ı evveline illet olarak vâki’ olmuştur. Ya’ni “Kazâ olması cihetinden küfre râzıyım; çünkü küfür kazâ cihetinden Oku
  5. 5Kaynak · s.17مــا عَلِــم َ فَحَكَــم َ بــه، ومــا عَلِــم َ كمــا قُلْنَــاه إلا لمعلــوم ُ مــن نَفسِــه.بمــا أعْطَــاه ُ İmdi Hak Teâlâ, her şeye meşiyyeti taalluk ettiOku
  6. 6Kaynak · s.67hâlde abdin kazâ-yı ilâhîye râzı olmaktan başka çaresi kalmaz. Meselâ iki kimse bir pâdişâhın huzûruna çıkıp, ondan birisi bir altın, diğeri de bin altın ihsân Oku
Bu cevap yardımcı oldu mu?

İlgili sorular

Bu cevap, adı geçen eserlerden derlenmiş yapay zekâ destekli bir özettir; dinî hüküm veya fetva değildir. İlim için kaynaklara başvurarak doğrulamanız tavsiye edilir.