İçeriğe atla

Kelime-i Üzeyriyye "Kelime-i Üzeyriyye" kitabının merkez teması ve asîl dayanağı nedir?

Kitap Soruları0 görüntülenme6 kaynak
Kısa cevap

Kelime-i Üzeyriyye'nin merkez teması, kader sırrı ve manevî kuvvetin menşei olup, Hz. Üzeyr'in (a.s.) kıssası üzerinden işlenir. Kitap, Hz. Üzeyr'in kudretin makdûra taalluku keyfiyetinden duyduğu taaccüp ve Hırbe köyünün ihyâsını istib'âd etmesiyle başlar. Bu durum, Hak Teâlâ'nın Üzeyr'i yüz yıl imâte edip sonra ihyâ etmesiyle kaderin ve kudretin hakikatini bizzat kendi nefsinde tecrübe etmesine yol açar. Eserin asıl dayanağı, Hz. Üzeyr'in "Allah Teâlâ mevtinden sonra bunu nasıl ihyâ eder?" (Bakara, 2/259) şeklindeki suali ve bu suale gelen ilâhî cevaptır. Bu fass, fânî-fillâh olup Hakk'a ilticâ eden kimsenin, vücûd-ı Hakkânî ile mevcûd olduktan sonra sırr-ı kadere ve hikmet-i kaderiyyeye muttali' olacağına işaret eder.

Detaylı cevap

Kelime-i Üzeyriyye, tasavvufî bir mertebe olarak "hikmet-i kaderiyye"yi ele alır. Bu hikmet, Hz. Üzeyr'in (a.s.) sırr-ı kadere olan rağbeti ve kudretin makdûra taalluku keyfiyetini anlamaya yönelik talebi etrafında şekillenir. Hz. Üzeyr'in, "Allah Teâlâ mevtinden sonra bunu nasıl ihyâ eder?" (Bakara, 2/259) şeklindeki suali, başlangıçta bir istib'âd (uzak görme) ve isti'zâm (büyük görme) olarak algılanmıştır. Ancak eserde bu sualin, Hz. İbrâhîm'in (a.s.) "Yâ Rab, ölüyü nasıl diriltirsin, bana göster!" (Bakara, 2/260) talebi gibi, "zevk-i ilâhî" ve "ıttılâ'-ı ilâhî" üzere kudretin makdûra taallukunun zevkan müşâhedesini talep etmek olduğu açıklanır.

Hz. Üzeyr'e gelen ilâhî itâb (sitem), onun sırr-ı kader ilmini nübüvvet makamının muktezâsına muhalif bir tarzda talep etmesinden kaynaklanır. Zira nübüvvet makamının hakkı, her azîmi kudret-i ilâhiyyenin yanında istisgār etmektir. Üzeyr (a.s.) ise, zevk-i ilâhî üzere, ilâhî hasâisten olan bir şeyi talep etmiştir. Bu durum, Hak Teâlâ'nın "Eğer bu talepten vazgeçmezsen, elbette ismini nübüvvet defterinden silerim!" şeklindeki vahyine sebep olur. Bu itâb, Üzeyr'e keşif ve tecellî yolunun açılacağı, ancak tecellînin kişinin isti'dâdına göre olacağı ve bu isti'dâdın ötesindeki sırr-ı kader bilgisinin ilâhî hasâisten olduğu hakikatini idrak etmesi içindir.

Hz. Üzeyr'in yüz yıl imâte edilip sonra ihyâ edilmesi, ona hakka'l-yakîn zevkini yaşatarak kudretin makdûra taallukunu kendi nefsinde müşâhede ettirir. Bu tecrübe, kaderin ancak keşif ve ilâhî ıttılâ ile idrak edilebileceği, mahlûkun bu zevke iştirak edemeyeceği hakikatini ortaya koyar. Dolayısıyla, Kelime-i Üzeyriyye, kaderin sırrına vâkıf olmanın ancak fânî-fillâh olup Hakk'a ilticâ ettikten sonra, ilâhî inâyet ve keşif yoluyla mümkün olduğunu vurgular. Bu hikmet, kazâ ve kaderin ilâhî ilimdeki mertebelerini ve eşyanın a'yân-ı sâbitelerindeki hakikatlerini de tafsilatlı bir şekilde açıklar.

Kaynaklar

Bu cevabın dayandığı eser — kitabın tam sayfasına götürür.

  1. 1Kaynak · s.29hâdîs-i şerîfte vârid olduğu üzere Hak Teâlâ ona vahyedip,سْــمَك َ مِــنأمْحُــوَن َّاِ لَئِــن ْ لَــم ْ تَنْتَــه ِ لَ ْ لنُّبُــوَّةن ِدِيــوya’ni “Eğer bu Oku
  2. 2Kaynak · s.39birleşmesi demek değildir. Belki vücûd-ı i’tibârî olan taayyünün vücûd-ı mutlak-ı Hak’ta nâbûd olması demektir. Beyit: ر آمدو به ما پدیدست کهنزز ما نه ز ماستگر Oku
  3. 3Kaynak · s.1﷽ XIV فَص ُّ حِكْمَة ٍ قَدَرِيَّة ٍ فِي كَلِمَة ٍ عُزَيْرِيَّةٍ BU FASS KELİME-İ ÜZEYRİYYE’DE MÜNDEMİC OLAN HİKMET-İ KADERİYYE BEYÂNINDADIR Bu fassta Kelime-i ÜOku
  4. 4Kaynak · s.27ِ مــناللبَصَائِــر ِ و İmdi ilm-i kâmil, ancak tecellî-i ilâhîde ve Hakk’ın a’yün-i basâir ve ebsârdan örtüyü açtığı şeyde bâkî kaldı. Ya’ni Hak çeşm-i rûhdan Oku
  5. 5Kaynak · s.31ِ إبرفــي قولِــه هــذﷵوأمَّــا عِنْدَنَــا فصُورَتُــه لحــق ُّ فيــه فــيلــذي أظهَــرَهب َ بالفعــل ِلجــوَلْمَوْتَــى﴾ ويَقتَضــي ذلــكَ تُحْيِــي لْعِظَــاOku
  6. 6Kaynak · s.41تَحْتَــاج ُ فيــه إلــى نَهــي ٍ إلٰهِــيٍّ.لسُّــؤلَّــذي تَنْتَهِــي عــن مِثــل ِ هــذ Ve ammâ Allah Teâlâ’nınلنُّبُــوَّة ِن ِسْــمَك َ مِــن ْ دِيــوأمْحُOku
Bu cevap yardımcı oldu mu?

İlgili sorular

Bu cevap, adı geçen eserlerden derlenmiş yapay zekâ destekli bir özettir; dinî hüküm veya fetva değildir. İlim için kaynaklara başvurarak doğrulamanız tavsiye edilir.