İçeriğe atla

Kelime-i Ya'kûbiyye Bu kitaptan sâlik için günlük hayatındaki İrfani dersler nelerdir?

Kitap Soruları3 görüntülenme6 kaynak
Kısa cevap

Sâlikin günlük hayatındaki irfânî dersler, Hakk'ın iradesi ve ilminin tecellîlerini idrak etmek, ahmaklardan uzak durmak ve keşfin sırrına vâkıf olmaktır. İnsan, ilâhî sûret üzere yaratılmış olup, ayn-ı sâbitesi Hakk'ın ilmindeki hâlini belirler. Şekâvet veya saâdet, ilâhî iradenin taalluk ettiği bu ma'lûma tâbidir. Tüm varlıkların vücûdu, Hakk'ın zıllinden ibaret olup, asıl vücûd yalnızca Zât-ı Mutlak'a aittir. Bu idrak, sâlike kemâl-i istirahat ve saltanat-ı ilâhiyyeyi temaşa imkânı sunar. Ahmaklardan kaçınmak, îmânın korunması ve mânevî hararetin muhafazası için zaruridir. Keşif ve müşâhede ise, ebrârın hâli olup, tecellî ve istitâr arasında seyreder; bu, insân-ı kâmilin dahi ilm-i mutlakı ihâta edemeyeceğinin bir göstergesidir.

Detaylı cevap

Sâlikin günlük hayatında bu irfânî dersler, onun sülûkünü şekillendiren temel esaslardır.

1. Hakk'ın İradesi ve İlminin Tecellîlerini İdrak Etmek (Mârifet Boyutu):

Sâlik, her şeyin Hakk'ın ilmi ve iradesi dâhilinde zuhur ettiğini idrak etmelidir. Kaynakta belirtildiği üzere, "sûret-i ilâhiyye üzere mahlûk olan insan dahi, ma’lûm olmayan bir şeyi murâd etmez." Bu, sâlikin kendi iradesinin dahi ilâhî ilim ve iradenin bir tecellîsi olduğunu anlaması demektir. Eğer bir abdin ayn-ı sâbitesindeki hâli şekâvetini muktezî ise, bu şekâvetle Hakk'ın ma'lûmu olur ve Hakk'ın iradesi ona taalluk eder. Bu durum, sâlikin başına gelen her hâlin, kendi ayn-ı sâbitesinin ve ilâhî ilmin bir neticesi olduğunu kabul etmesini gerektirir. "A'yân-ı sâbite esmâ-i ilâhiyyenin zılâlidir" ifadesi, sâlikin kendi varlığının ve tüm mevcûdâtın, Hakk'ın isimlerinin birer yansıması olduğunu, asıl vücûdun yalnızca Hakk'a ait olduğunu kavramasını sağlar. Bu mârifet, sâlikte kemâl-i istirahat hâlini doğurur ve onu ilâhî saltanatı temaşa etmeye yöneltir. Bu, sâlikin mârifet makâmında ilerlemesidir; zira ârif, Hak'kı tanıma makâmına eren kimsedir ve her şeyde Hakk'ın tecellîsini müşâhede eder.

2. Ahmaklardan Kaçınmak (Fiil ve Hâl Boyutu):

Hz. Mevlânâ'nın Mesnevî'sinden aktarılan kıssa ve şerh, sâlik için ahmaklarla sohbetten kaçınmanın önemini vurgular. "Ahmakların sohbeti çok kanlar döktü" ve "Ahmak şakî dahi sendeki nûr-i îmânı öylece yavaş yavaş çalar" ifadeleri, ahmakların mânevî zararlarını açıkça ortaya koyar. Sâlik, ahmakların bürûdet-i küfür ve inkârlarının, kendisindeki harâret-i aşk-ı ilâhîyi ve îmânı çalmasından korunmak için onlardan uzak durmalıdır. Bu, sâlikin fiil ekseninde, yani günlük amellerinde dikkat etmesi gereken bir husustur. Ahmaklarla düşüp kalkmak, sâlikin kalbindeki mânevî hâlleri, özellikle de îmânın sıcaklığını zayıflatabilir. Bu durum, sâlikin hâl ekseninde, yani kalbinin keyfiyetinde olumsuz değişikliklere yol açabilir. Nâkıs sâlikler için bu durum daha da önemlidir, zira onlar henüz "şems-i bâ-işrâk" olmadıklarından, cüz'î bir bürûdet-i küfürle îmân hararetleri sönebilir (Kaynak 6). Bu, sâlikin kendi mânevî makâmını korumak için aldığı bir tedbirdir.

3. Keşfin Sırrına Vâkıf Olmak (Mârifet Boyutu):

Sâlik, keşfin ve müşâhedenin sürekli olmadığını, "tecellî ve istitâr beyninde" seyrettiğini anlamalıdır. Hz. Ya'kūb kıssası ve Hz. Peygamber'in devesinin kaybolması hadisesi, en kâmil zâtların bile her şeyi ihâta eden bir ilme sahip olmadıklarını gösterir. "Müşâhede-i ebrâr tecellî ve istitâr beynindedir" ifadesi, sâlikin mânevî idraklerinin bazen açılıp bazen kapanabileceğini, bunun ilâhî bir hikmet olduğunu kabul etmesini sağlar. İnsân-ı kâmilin dahi ilm-i mutlakı ihâta edemeyeceği, yalnızca zât-ı mutlakın ilm-i mutlakın zevkine sahip olduğu belirtilir. Bu, sâlikin kendi mârifetinin sınırlı olduğunu bilmesi ve her şeyi kuşatan ilmin yalnızca Allah'a mahsus olduğunu idrak etmesi anlamına gelir. Bu ders, sâlikin tevazuunu artırır ve onu haddini bilmeye sevk eder. Keşif, âhâd-ı nâsa bazen ve vakit vakit vâki olsa da, bu, a'yân-ı sâbitenin tüm ahvâline muttali olmak demek değildir; bilakis belirli bir emr-i mahsûsa muttali olmaktır (Kaynak 3). Bu, sâlikin mârifet ekseninde, yani bilgi ve idrak gelişiminde ulaşacağı bir kemâldir.

Kaynaklar

Bu cevabın dayandığı eser — kitabın tam sayfasına götürür.

  1. 1Kaynak · s.79sûret-i ilâhiyye üzere mahlûk olan insan dahi, ma’lûm olmayan bir şeyi murâd etmez. Eğer abdin ayn-ı sâbitesindeki hâli şekāvetini 8/58 muktezî ise, şekāvetle HOku
  2. 2Kaynak · s.71Belki bir emr-i mahsûsa muttali’ olmaktır. Bundan başkası değildir. Zîrâ bilcümle â’yân-ı sâbitenin ahvâline ve onlar hakkındaki hükm-i irâdeye alâ-tarîki’l-ihâOku
  3. 3Kaynak · s.69(a.s.) ile kümmel-i evliyâdır. Zîrâ Cenâb-ı Şeyh (r.a.)ın nazarında insan onlardır. Diğer efrâd-ı beşer, her ne kadar sûrette insan iseler de, sîrette hayvan olOku
  4. 4Kaynak · s.37280 kavliyle Cenâb-ı Şeyh-i Ekber (r.a.)ın gerekFusûsu’l-Hikem’deki ve gerekFütûhât-ı Mekkiyye’deki beyânât-ı aliyyelerine muhâlefet buyururlar. Velâkin bâlâdakOku
  5. 5Kaynak · s.35ma’lûm nisbetleri yekdîğerinden temeyyüz eder. Ve Mudill isminin sûretlerinden bir sûret olarak ilm-i ilâhîde sâbit olan bir kâfirin ayn-ı sâbitesi, o sûretle mOku
  6. 6Kaynak · s.85Konuk,Mesnevî-i Şerîf Şer 361 vd. tezâsınca, her türlü mahâviften emîndirler. Onlar işrâk sâhibi olan güneşe benzerler. Eğer kış mevsiminde soğuk âfâkı tutsa, gOku
Bu cevap yardımcı oldu mu?

İlgili sorular

Bu cevap, adı geçen eserlerden derlenmiş yapay zekâ destekli bir özettir; dinî hüküm veya fetva değildir. İlim için kaynaklara başvurarak doğrulamanız tavsiye edilir.