İçeriğe atla

Kelime-i Ya'kûbiyye "Kelime-i Ya'kûbiyye" kitabının merkez teması ve asîl dayanağı nedir?

Kitap Soruları0 görüntülenme6 kaynak
Kısa cevap

Kelime-i Ya'kûbiyye'nin merkez teması, kulun tam rızâsı ve sabr-ı cemîl ile ilâhî takdîre teslimiyetidir. Bu Fass, Ya'kūb (a.s.)'ın kıssası üzerinden, rûhî ve dînî hikmetlerin amelî tatbîkini ele alır. Ya'kūb (a.s.)'ın evlatlarına vasiyet ettiği "dîn" ve Yûsuf (a.s.)'ın ayrılığı sebebiyle yaşadığı "hüzün-i ilâhî" bu Fass'ın temelini oluşturur. Ya'kūb (a.s.)'ın sabrı ve Allah'ın rahmetinden ümit kesmemesi, sâlike rızâ makamının nasıl tecellî ettiğini gösterir. Kitap, "dîn"in hem Allah indindeki mertebesini hem de kulun inkıyâdını ifade eden bir kavram olduğunu vurgular.

Detaylı cevap

İbn Arabî'nin Fusûsu'l-Hikem'inde her peygamber bir "kelime" olarak ele alınır ve onun nübüvvet hakîkatinde tezâhür eden mârifet sırrı "Fass" olarak takdîm edilir. Ya'kūb (a.s.)'ın Fass'ı, "Kelime-i Ya'kūbiyye'de Mündemic Olan Hikmet-i Rûhiyye" başlığı altında incelenir. Bu Fass'ın asıl dayanağı, Ya'kūb (a.s.)'ın oğullarına yaptığı vasiyet ve Yûsuf (a.s.)'ın ayrılığı sebebiyle yaşadığı hâldir.

Fass'ın merkez teması, rûhî ve dînî hikmetlerin birleşimidir. "Hikmet-i rûhiyye" kavramı iki vecihle açıklanır:

  1. Rûhiyye (râ'nın zammı ile): Bu vecih, Ya'kūb (a.s.)'ın oğullarına "Muhakkak Allah sizin için 'dîn' ıstıfâ ve intihâb eyledi. İmdi siz müslimîn olduğunuz hâlde ölünüz!" (Bakara, 2/132) âyetiyle vasiyet etmesine dayanır. Burada "rûh" ile "dîn" arasında bir tedbîr ilişkisi kurulur. Rûhun tedbîri, ahlâk-ı ilâhiyye ile tahalluk ve sıfât-ı ilâhiyye ile ittisaf gibi kemâlât-ı rabbâniyyeyi içerirken, bedeni tedbîr etmeyi de kapsar. Dînin tedbîri ise, nizam-ı âlemi koruyan "siyâset" ve nefsi hıra eden "emr-i maâd"a nazar etmektir. Bu bağlamda "dîn", rûh mesâbesinde olup, Ya'kūb (a.s.)'ın evlatlarına tavsiye ettiği "hikmet-i dîniyye-i rûhiyye" ile vasıflandırılır.

  2. Revhıyye (râ'nın fethi ile): Bu vecih, Ya'kūb (a.s.)'ın dilinden beyân buyurulan "Ve Allâh’ın rahmet ve râhatından me’yûs olmayın; zîrâ Allâh’ın revhından me’yûs olan ancak kâfirlerdir." (Yûsuf, 12/87) âyetine dayanır. Burada "dîn"in "inkıyâd" olduğu vurgulanır. Hak Teâlâ'nın emirlerine inkıyâd etmek ve nehiylerden sakınmak, gerçek râhatı ve dâimî revhı (ilâhî rahmet ve ferahlığı) getirir. Kişi Rabb'ine rücû edip O'na münkād olmazsa, azâbın nüzûlü bu inkıyâdsızlığın tabiî neticesidir. Bu bağlamda, inkıyâdın getirdiği râhat ve revh sebebiyle bu hikmet "hikmet-i revhıyye" olarak nitelendirilir.

Kitapta "dîn"in iki türü olduğu belirtilir: Biri Allah indindeki dîn, diğeri ise halk indindeki dîn. Allah indindeki dîn, Allah'ın ıstıfâ ve intihâb ettiği, halkın vaz'ettiği hükümlerden üstün olan dindir. Bu dîn, kulun Allah'a tam bir inkıyâdını ifade eder. İnkıyâd, kulun fiilinin aynısıdır ve saâdetin kaynağıdır. Ya'kūb (a.s.)'ın kıssası, bu inkıyâdın ve sabrın en güzel örneklerinden birini sunar. Yûsuf (a.s.)'ın ayrılığına rağmen Ya'kūb (a.s.)'ın Allah'tan ümidini kesmemesi ve sabr-ı cemîl göstermesi, sâlike rızâ makamının amelî tatbîkini gösterir.

Kaynaklar

Bu cevabın dayandığı eser — kitabın tam sayfasına götürür.

  1. 1Kaynak · s.1﷽ VIII فَص ُّ حِكْمَة ٍ رُوحِيَّة ٍ فِي كَلِمَة ٍ يَعْقُوبِيَّةٍ BU FAS KELİME-İ YA’KŪBİYYE’DE MÜNDEMİC OLAN HİKMET-İ RÛHİYYE BEYÂNINDADIR Bu “hikmet-i rûhiyye”Oku
  2. 2Kaynak · s.37280 kavliyle Cenâb-ı Şeyh-i Ekber (r.a.)ın gerekFusûsu’l-Hikem’deki ve gerekFütûhât-ı Mekkiyye’deki beyânât-ı aliyyelerine muhâlefet buyururlar. Velâkin bâlâdakOku
  3. 3Kaynak · s.69(a.s.) ile kümmel-i evliyâdır. Zîrâ Cenâb-ı Şeyh (r.a.)ın nazarında insan onlardır. Diğer efrâd-ı beşer, her ne kadar sûrette insan iseler de, sîrette hayvan olOku
  4. 4Kaynak · s.27rûh-ı izâfî, rûh-ı küllî, gayb-ı muzâf, kitâb-ı mübîn, âlem-i esmâ, a’yân-ı sâbite, âlem-i mücerredât, âlem-i mâhiyyât ve berzah-ı kübrâ isimleridir. “Zât-ı sırOku
  5. 5Kaynak · s.5hükemâ tarafından vaz’olunan kavânîn-i mahmûdenin ind-i Hak’ta mu’teber olması, ancak vakt-i fetrete mahsustur. Yeni bir şerîat ile bir peygamber geldiği vakit,Oku
  6. 6Kaynak · s.71Belki bir emr-i mahsûsa muttali’ olmaktır. Bundan başkası değildir. Zîrâ bilcümle â’yân-ı sâbitenin ahvâline ve onlar hakkındaki hükm-i irâdeye alâ-tarîki’l-ihâOku
Bu cevap yardımcı oldu mu?

İlgili sorular

Bu cevap, adı geçen eserlerden derlenmiş yapay zekâ destekli bir özettir; dinî hüküm veya fetva değildir. İlim için kaynaklara başvurarak doğrulamanız tavsiye edilir.