Kelime-i Yûsufiyye "Kelime-i Yûsufiyye" kitabının merkez teması ve asîl dayanağı nedir?
Kelime-i Yûsufiyye'nin merkez teması rüyâ, âlem-i misâl ve mütehayyile olup, bu hikmetin asıl dayanağı Yûsuf sûresinin tefsiri ve hayâl bahsidir. Kitap, Yûsuf (a.s.) kıssası üzerinden rüyaların ve hayâl âleminin mârifetullaha giden yolda bir kapı olduğunu işler. Sâlik için hayâl âleminin mârifet kapısı oluşunu vurgular. İbn Arabî'nin Fusûsu'l-Hikem'deki metodolojisine göre, her peygamber bir "kelime-i hâs" olarak ele alınır ve onun nübüvvet hakîkatinde tezahür eden mârifet sırrı "Fass" olarak sunulur. Yûsuf (a.s.)'ın kelimesi de kendi hikmetini barındıran bir "Fass"tır.
Detaylı cevap
Kelime-i Yûsufiyye, İbn Arabî'nin Fusûsu'l-Hikem eserindeki 27 Fass'tan biridir ve Yûsuf (a.s.)'ın şahsında tecelli eden ilahî hikmeti ele alır. Bu Fass'ın ana hikmeti, rüyaların, âlem-i misâlin ve mütehayyilenin ilahî mârifet yolundaki önemidir. Yûsuf (a.s.)'ın hayatı, rüyalarla şekillenmiş ve bu rüyaların tevili onun kaderini belirlemiştir. Bu durum, sâlik için hayâl âleminin sadece bir vehimden ibaret olmadığını, aksine ilahî hakikatlere açılan bir pencere olduğunu gösterir.
Kitapta, Zekeriyyâ (a.s.)'ın müdebbiri olan "Mâlik" ism-i şerifi üzerinden "hikmet-i mâlikiyye"nin izahı yapılırken, rahmetin zuhuru ve gazabın tecellisi gibi konulara değinilir. Bu bağlamda, rahmetin zâtî ve sıfâtî olmak üzere iki kısma ayrıldığı ve her şeye vâsi' olan rahmetin "rahmet-i âmme-i zâtiyye" olduğu belirtilir. Bu rahmet, Hakk'ın muktezâ-yı zâtıdır ve esmâ-i ilahiyyenin zuhurunu sağlar. Esmâ-i ilahiyye, Rahmân isminin hakikati olan "ayn-ı vâhide"ye râcidir ve her bir ismin rahmetten bir nasibi vardır. Rahmetin vâsi' olduğu ilk şey, rahmetin kendi nefsidir; ardından "ayn-ı vâhide"nin şey'iyeti gelir ki bu, "hakikat-i Muhammediyye"dir. Bu mertebe, Hakk'ın zât-ı ahadiyyet mertebesinden vâhidiyet mertebesine tenezzülüdür.
Rahmetin zuhuru, nebâtat örneğiyle açıklanır: Rahmetin nüzulüyle her nebâtın isti'dâdına göre semerâtı zuhur eder. Gül ağacından gül, diken ağacından diken çıkması gibi, esmâ-i ilahiyyenin isti'dâdlarına göre rahmetin feyezânı farklı tecelliler gösterir. Hâdi isminin mazharında hidâyet, Mudill isminin mazharında dalâlet zuhur eder. Bu, rahmetin her bir isim üzerine sereyanında tefavüt olmadığını, tefavütün esmânın isti'dâdlarından kaynaklandığını gösterir.
"Eser" kavramı, mevcud için değil, ma'dûm için vâki' olduğu belirtilir. A'yân-ı sâbite-i ma'dûme için vâki' olan eser, Hakk'ın vücuduna muktezi olan şeyin, a'yânın isti'dâd ve kabiliyetlerine göre vücud ifâza etmesidir. Sıfatların zât ile ilişkisi "lâ hiye hüve ve lâ hiye gayruhü" (ne O'dur ne de gayrıdır) ibaresiyle açıklanır. Sıfatlar, zâtın vücud-ı hakikisi üzerine ziyade olmuş müstakil bir vücud değildir; aksine zât ile kendileri arasında birtakım niseb ve izafâttır. Bu, akılda zât-ı Hak üzere zâid olarak mevcut olsa da, hâriçte "ayn"ları ve vücudları yoktur.
Rahmete nâil olmanın iki yolu vardır: "tarik-i vücub" ve "tarik-i imtinân". Tarik-i vücub, Hakk'ın kendi üzerine rahmeti farz kılmasıdır ve bu, ittikâ edenler ve zekât verenler için geçerlidir. Bu rahmet, sıfât-ı ilmiyye ve ameliyyeden olan ibadetler ve mârifetullah karşılığında vâsıl olur. Tarik-i imtinân ise rahmet-i âmmedir. Her bir ism-i ilahî, infirâdı üzere cemi'-i esmâ-i ilahiyye ile müsemmâdır ve esmâ, ayn-ı vâhide olan zât-ı Hakk'a delalet eder. Bu sebeple, sâilin herhangi bir isimle rahmet talep etmesi, o ismin zâta delaleti cihetinden umumî bir rahmet talebidir.
Kaynaklar
Bu cevabın dayandığı eser — kitabın tam sayfasına götürür.
- 1Kaynak · s.1“XXI مَاِكِيَةٍ في İKELİME-İ ZEKERİYYÂVİYYE'DE MÜNDEMİC HİKMET-İ MÂLİKİYYE BEYÂNINDA OLAN 145117 Ma'lüm olsun ki, Zekeriyyâ (a.s.)ın müdebbiri olan ism-i hâss ”Oku
- 2Kaynak · s.7“hiyye dahi “her şey” tabiri tahtına dâhil olur; zirâ esmâ-i ilâhiyye dahi eşyâdandır. Ve esmâ-i ilâhiyye ise, Rahmân isminin hakikati olan ayn-ı vâhideye râcidi”Oku
- 3Kaynak · s.11“tab'a mülâyim gelen mevâddın zuhüru için değildir. (21/9) Belki rahmetin nüzülüyle her nebâtın isti'dâdına göre onda bilkuvve mevcüd olan semerât fiilen zâhir o”Oku
- 4Kaynak · s.29“olur. Ve “Sıfât-ı Hak, zâtın “ayn”ıdır” diyemez. Çünkü zâta nazaran ıtlâk ve sıfâta nazaran dahi takyid ile hükmo- Fusüsu'l-Hikem Tercüme ve Şerhi 1 lunur. Binâ”Oku
- 5Kaynak · s.33“ على وَنَدُلُ بِحَقَائِقِها على على من حيث فهو يَدعُو بها في ذلك الإشم الذي بذلك الإشم لا غيرٌ لا بما يفيه به عن غيره عن غيره وهو عنده وم”Oku
- 6Kaynak · s.37“على وإنْ تَكَثَّرَتٍ الأَسْمَاءٍ عليها حَفَائقُهَا أي Ve işte bunun için Ebu'-Kâsım bin Kasi, esmâ-i ilâhiyye hakkında dedi ki: Muhakkak her bir ism”Oku
İlgili sorular
- Tûr kavramı tasavvufta hangi mertebe ile ilişkilendirilir?
- Mübârek kavramı tasavvufta hangi mertebe ile ilişkilendirilir?
- Zümer kavramı tasavvufta hangi mertebe ile ilişkilendirilir?
- Şu'arâ kavramı tasavvufta hangi mertebe ile ilişkilendirilir?
- Mümtehine kavramı tasavvufta hangi mertebe ile ilişkilendirilir?
Bu cevap, adı geçen eserlerden derlenmiş yapay zekâ destekli bir özettir; dinî hüküm veya fetva değildir. İlim için kaynaklara başvurarak doğrulamanız tavsiye edilir.