Kerâmet kavramı hangi durumlarda bozulur veya gizlenir?
Kerâmet, velîlerden zuhûr eden, âdetin yasalarını aşan olağanüstü hâller olup, tasavvufta velâyet alâmeti olarak görülse de, bazı durumlarda bozulabilir veya gizlenebilir. Bu durumlar genellikle üç ana başlık altında toplanır: niyetin bozulması (riyâ, sum'a, ucb gibi şirk-i hafî ile), şer'î edebin terk edilmesi (sünnete muhâlif hareketler) ve sâlikin hâlin sahibinden gâfil olup hâle âşık olması (gaflet ve ülfet). Özellikle hissî kerâmetler, sâliki kibre düşürebileceği için manevî kerâmetlere nazaran daha az makbul görülür ve gizlenmesi bir lütuf olarak da değerlendirilebilir¹.
Detaylı cevap
Kerâmetin bozulması veya gizlenmesi, sâlikin sülûkunda karşılaştığı önemli tehlikelerdendir. İlk olarak, niyetin bozulması kerâmetin tahakkuk etmemesine veya gizlenmesine yol açar. Riyâ (ameli halk için yapma), sum'a (amelinin işitilmesini isteme) ve ucb (kendi amelini beğenme) gibi "şirk-i hafî" durumları, amellerin niyetlere göre değerlendirilmesi ilkesi gereği (Buhârî, Bed'ü'l-vahy 1), kerâmetin özünü zedeler. İkinci olarak, şer'î edebin terk edilmesi, yani sünnete muhâlif bir tatbîk, hâli süratle istidrâca dönüştürür. İstidrâc, Allah'ın inkârcı veya fâsık kimselere, onları derece derece azaba çekmek için verdiği yanıltıcı olağanüstü hâllerdir ve kerâmetin tam zıddıdır (K2-T5, İstidrâc). Şer'î ölçülere uymayan bir keşif, keşif değil, hayâldir. Üçüncü olarak, gaflet ve ülfet, yani sâlikin hâlin sahibinden gâfil olup hâle âşık olması, kerâmetin gizlenmesine sebep olur. Bu durum, "Onlar Allâh'ı unuttular, Allâh da onları unutturdu" (Haşr 59/19) ayetiyle açıklanır. Hâlin gizlenmesi (kabz), bazen bekâ-i tâm öncesi sâliki temkîne hazırlayan ilâhî bir lütuf olarak da tecelli edebilir.
Tasavvuf büyükleri, özellikle Cüneyd-i Bağdâdî ve İmâm Rabbânî, duyularla idrâk edilen kerâmet-i hissiyye (keşf-i kabûr, tayy-ı mekân gibi) yerine, ahlâkî ve manevî kerâmetler olan kerâmet-i ma'neviyyeyi (istikâmet üzere kalmak, sabra muvaffak olmak gibi) daha üstün görmüşlerdir. Çünkü hissî kerâmetler sâliki kibre düşürebilirken, manevî kerâmetler istikâmetin garantisidir. Maddî kerâmetler, maddî ölümle kesintiye uğrar ve fani âleme ait olduklarından evliyâ tarafından makbul görülmez, hatta onlardan kaçınılır. Buna karşılık, manevî kerâmetler Hak ile sâlik arasında daimî olup, ilim ve hikmet olarak kabul edilir². Gerçek irfâniyet, sûrî ve zâhirî kerâmetlerle değil, kişinin kendi hakîkatini ve eşyanın hakîkatini idrâk etmesiyle, yani gerçek ma'nâda kendine ulaşma kerâmetiyle mümkündür³. Kerâmetler berzah mertebesinden olup, bu mertebenin ehli olanlar tarafından gösterilir ve avam tarafından daha fazla ilgi görür⁴. Ancak Allah'ı bilmek, her türlü keşf ve kerâmetten daha yücedir⁴.
Kaynaklar
Cevap metnindeki ¹ ² ³ numaraları aşağıdaki kaynaklara karşılıktır — her biri kitabın tam sayfasına götürür.
- 1Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 9 · s.1313“Yani, işe yarayan şey ebedî olandır ki, o da gizli keramet olan manevî kerametlerdir; ve bu kerametler cisme ait değil ruha ait olduğundan, maddî kerametler gib”Oku
- 2Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 9 · s.1312“Yani, işe yarayan şey ebedî olandır ki, o da gizli keramet olan manevî kerametlerdir; ve bu kerametler cisme ait değil ruha ait olduğundan, maddî kerametler gib”Oku
- 3Bendeki Terzi Babam (Cilt 2) · s.21“Genelde insânlar (kerâmet) meraklısıdır’lar. İşte gerçek irfâniyyet, sûrî ve zâhiri (kerâmet) ile (olmaz) “istisnâları kaideyi bozmaz”. Gerçek “kerâmet,” (kerâm”Oku
- 4Bir Sâlikin Seyr Yolu Hikâyesi (Cilt 2) · s.171““Allah’ı bilmek her türlü keşf ve kerametten daha yücedir. Harikulade haller velinin vazifelerinden değildir. Ondan ister bu tür kevni kerametler zahir olsun is”Oku
İlgili sorular
Bu cevap, adı geçen eserlerden derlenmiş yapay zekâ destekli bir özettir; dinî hüküm veya fetva değildir. İlim için kaynaklara başvurarak doğrulamanız tavsiye edilir.