İçeriğe atla

Kün Feyekün kavramı neye işaret eder?

Kavram TanımıTemel düzey27 görüntülenme6 kaynak
Kısa cevap

Kün Feyekün, Cenâb-ı Hakk'ın halk etme kudretini ifâde eden "Ol! O da olur" emridir ve tasavvufta halkın bizzat hakîkatidir. Yâsîn Sûresi'nin 82. âyetinde geçen "innemâ emruhû izâ erâde şey'en en yekûle lehu kün fe-yekûn" (bir şeyi murâd ettiğinde ona 'ol' der, o da olur) ifâdesi bu kavramın temelini oluşturur. Bu emir, Allah'ın irâdesiyle bir şeyin yokluktan varlığa anî ve itirazsız bir şekilde gelmesini bildirir; aradaki "f" harfi aciliyeti vurgular¹. Tasavvufta Kün Feyekün, sadece âlem bazındaki genel halkı değil, aynı zamanda sâlikin kendi iç dünyasındaki özel oluşumları da kapsayan derin bir hakîkat olarak ele alınır².

Detaylı cevap

Kün Feyekün kavramı tasavvufta üç ana katmanda işler. Birinci katman, akâidî yaratmadır: Allah Teâlâ'nın "Ol" demesiyle her şeyin yokluktan varlığa gelmesi. Bu yaratma anîdir ve sebep-sonuç sıralaması olmaksızın doğrudan ilâhî emirden vücuda gelir. Nahl Sûresi'nin 40. âyetinde de belirtildiği gibi, "Biz bir şeyin olmasını istediğimiz zaman sözümüz sadece, ona, 'ol' dememizdir. O da hemen oluverir"³. Bu, ilâhî irâde, söz ve oluş arasındaki "Ferd-i selase" denilen üçlü ferdiyeti gösterir³. İkinci katman, vücudî katmandır: "Kün" emri sıradan bir söz değil, Hakk'ın emr-i tekvînîsidir. Bu emir, bir vakitten gelmez, vakit içinde değildir; ezelîdir. Yani Hakk "ol" der, ancak bu deme bir lafzî yapım değil, vücud-ı haricîye iniştir. Bu iniş, Şah Veliyyullâh ed-Dehlevî'nin "tenezzül-i emr" olarak adlandırdığı gibi, emrin mertebeden mertebeye inerek eşyanın vücuda gelmesidir. Kamer Sûresi'nde belirtildiği üzere, kudret "kâf-ı" ile "kün" dediğinde, "fe" ile hemen oluş başlar ve benlik noktası tektir çünkü olduran birdir⁴. Bu durum, bir şeyin vücud bulmasının o şeyin kendi nefsinden olduğunu ve "kün" demenin o şeydeki tekvinin vaktinin geldiğini bildirdiğini ifâde eder⁵. Üçüncü katman, zâtî kün'dür: Bu, Hakk'ın kendi zâtının kendi zâtına tecellîsidir. Bu tecellîde "kün" emri yoktur, çünkü emir zaten mertebeler arası iletişimdir ve zât-ı sırfta mertebe bulunmaz. Ayrıca, Kün Feyekün'ün özel ve kişiyi ilgilendiren bir hâli de vardır; bu, Cenâb-ı Hakk'ın âlem bazındaki genel hâl olan "Kün Feyekün" ile karıştırılmaması gereken, çevresindekilerin dualarına "Kün" demek mâhiyetindeki özel bir "Ol" emridir². Kur'ân-ı Kerîm'de geçen sekiz adet "Kün Feyekün" âyetinden biri olan Yâsîn Sûresi'nin 82. âyeti, tevhid-i ef'âl sahasında meydana gelen genel "Ol"u ve Cennet ile özel "Ol"u temsil eder. Bu, ilmel-yakîn, aynel-yakîn, hakkal-yakîn mertebelerinden "Kün Feyekün" açılımı olarak da düşünülebilir⁶.

Kaynaklar

Cevap metnindeki ¹ ² ³ numaraları aşağıdaki kaynaklara karşılıktır — ilgili esere ve bölüme yönlendirir.

  1. 1Sohbet Arası Sohbetler (24), s. 94“İşte Cenabı hak iradesiyle kavliyle bunları kabul edecek sahayı âlemleri hazırladı, sonra kûn dedi. Onlarda yapmaya hazır olduğundan “Belî” evet dediler ve zuhu”Oku
  2. 2Bendeki Terzi Babam (Cilt 1), s. 219“. ↑ Bu “Ol” da, her hangi bir şeyin oluşumu için değil, çevresindekilerin dualarına “Kün” demek mâhiyetindedir. ↑ (كُنْ) “ Kün” ile Efendi Babam arasında ki hak”Oku
  3. 3Nahl Sûresi, s. 69““İnnemâ kavlunâ lişey-in izâ eradnâhu en nekûle lehu kun feyekûn(u)” Biz bir şeyin olmasını istediğimiz zaman sözümüz sadece, ona, “ol” dememizdir. O da hemen o”Oku
  4. 4Kamer Sûresi, s. 20““Kün-ol” der, (  Fe) (  Ye) Feyekünü-hemen olur. “Ye” “Fe”nin aynası, “Fe” ise, “Kaf”ın aynasıdır. Kudret-i İlâhiyye sahibi olan Zât-ı mutlak, kudret “kâf-ı” ”Oku
  5. 5Kelime-i Sâlihiyye, s. 26“------------------ Ya'nî Hak, "feyekûn" kavliyle isbât etti kî, bir "şey"in vücûd bulması, o "şey"in kendi nefsindendir. O şey hemen olduğuna göre o şeyin hemen”Oku
  6. 6Bendeki Terzi Babam (Cilt 1), s. 174“Kûr’ân-ı Kerîm’de geçen “8 adet” (كُنْ فَيَكُونُ) Kün feyekün âyetinden biri bu sûrenin 82. âyetinde geçmekte- dir. (2+6)= 8 dir. (8) Tevhid-i Ef’âldir. Ef’âl s”Oku

Dayandığı eserler

Bu cevap yardımcı oldu mu?

İlgili sorular

Bu cevap, adı geçen eserlerden derlenmiş yapay zekâ destekli bir özettir; dinî hüküm veya fetva değildir. İlim için kaynaklara başvurarak doğrulamanız tavsiye edilir.