İçeriğe atla

Mâide kavramı tasavvufta hangi mertebe ile ilişkilendirilir?

Kitap Soruları23 görüntülenme6 kaynak
Kısa cevap

Mâide kavramı tasavvufta, Cenâb-ı Hakk'ın Vehhab ismiyle bütün âleme yaydığı, her varlığın kendi mertebesinde gıdasını aldığı bir ziyafet sofrası olarak işlenir. Bu sofra, maddi nimetlerle birlikte ilahi nimetleri de barındırır ve kişilerin kendi hakikatlerine, özlerine ve oradan Hakk'ın varlığına yönelmesi için zaruri bir gıdadır. Mâide Sûresi'nin kendisi de manevi bir ziyafet sofrası olup, Kur'ân-ı Kerîm'in insanlara sunduğu tükenmez zati bir ikramdır. Bu sofra, Hakîkat-i Muhammedî'nin tüm âlemlerdeki görevini ve Hz. Muhammed'in (s.a.v.) zâhir ile bâtın arasındaki köprü vazifesini de ihtiva eder. Mâide sofrasından gıdalanmak, taklidî imandan tahkikî imana ve oradan da ikana ulaşmanın yoludur.

Detaylı cevap

Mâide kavramı, tasavvufî sülûkta çeşitli mertebelerde zuhur eden bir hakikattir. Öncelikle, Nefs-i Levvâme mertebesindeki sâlikin mücahede ve riyazat ile nefsani gıdalardan arınmaya başlaması, Mâide sofrasından manevi gıdalar almaya yönelmesinin ilk adımıdır. Kitapta belirtildiği gibi, İsrailoğulları'nın kudret helvası ve bıldırcın etini bırakıp nefsani gıdaları talep etmeleri, bu mertebedeki bir geri dönüşü temsil eder. Sâlikin bu durumdan korunması için "Rabbena lâ tuzığ kulûbenâ ba'de iz hedeytenâ ve heb lenâ min ledünKE rahmeten, inneKE entel Vehhab" duasıyla Hakk'a yönelmesi, Mâide sofrasının ruh gıdalarından istifade etme gayretini gösterir.

Nefs-i Mülhime mertebesinde ise, sâlikin kalbinde ilahi ilhamlar ve manevi açılımlar başlar. Mâide sofrasının "ilim" yani İslami hakikatler olarak tanımlanması, bu mertebede kazanılan manevi nimetleri ifade eder. Bu ilimler, sâlikin tahkikî imana ulaşmasına ve Hakk'ın varlığını idrak etmesine vesile olur.

Nefs-i Mutmainne mertebesine ulaşıldığında, sâlikin kalbi tam bir huzur ve tatmin bulur. Mâide sofrasından alınan gıdalarla kalbin yatışması ve Hakk'ın sözüne şahit olunması, bu mertebenin bir tezahürüdür. Havarilerin, sofranın gelmesiyle kalplerinin yatışmasını istemeleri, bu manevi tatminin önemini vurgular.

Son olarak, Hakikat-i Muhammedî mertebesi, Mâide kavramının en üst düzeyde işlendiği mertebedir. Mâide Sûresi'nin harf ve kelime sayılarının Hakikat-i Muhammedî'nin şifre rakamlarına işaret etmesi, bu mertebenin evrenselliğini ve kapsayıcılığını gösterir. Hz. Muhammed'in (s.a.v.) zâhir ile bâtın arasındaki köprü olması ve tüm nimetlerin onun kanalından ulaştırılması, Mâide sofrasının asıl kaynağının Hakikat-i Muhammedî olduğunu ortaya koyar. Bu mertebede, sâlik "can sofrası"ndan beslenerek benlikten arınır ve Hakk'ın zati tecellilerini müşahade eder.

Kaynaklar

Bu cevabın dayandığı eser — ilgili esere ve bölüme yönlendirir.

  1. 1Eser, s. 3“demektir. Zâti tecellileri her mertebede bulunulan mertebe gereği o mertebenin hukûkunu ortaya çıkartıp yaşatmaktadır. Âyet sayısı (120) dir, yâni içinde (12) m”Oku
  2. 2Eser, s. 1“GÖNÜLDEN ESİNTİLER: KÛR’ÂN-I KERÎM’de YOLCULUK (5) MÂİDE-SÛRESİ NECDET ARDIÇ İRFAN SOFRASI NECDET ARDIÇ TASAVVUF SERİSİ (43) İÇİNDEKİLER: Sahife no İÇİNDEKİLER:”Oku
  3. 3Eser, s. 13“sâlîk her ders geçtiğinde bu akdin tazelenmesi gerekiyor, ki lütûf olarak yapılır, geldiği yer tasdik olunur ve yeni yerin yolu açılır, fakat zâhiren her zaman ”Oku
  4. 4Eser, s. 7“eden başkasının rızkına göz dikmiş demektir. Yeri geldiğinde incelemesini yapacağız fakat kısaca belirtelim ki “size nîmetimi tamamladım” ifâdesi başka hiç bir ”Oku
  5. 5Eser, s. 5“geçen “Bugün artık dininizi kemâle erdirdim size olan nîmetimi tamamladım” (5/3) şeklinde gelen Âyet-i kerime ile İslâm nîmeti tamamlandı. Mâide, kelimesini tek”Oku
  6. 6Eser, s. 82“demişlerdi.” Bu âyetten İslâmın ayrı bir din ve diğer dinlerin de İslâmdan ayrı bir din olmadıkları açıkça anlaşılıyor. Buradaki vahiy, Allah’ın o varlıktaki ha”Oku

Dayandığı eserler

Bu cevap yardımcı oldu mu?

İlgili sorular

Bu cevap, adı geçen eserlerden derlenmiş yapay zekâ destekli bir özettir; dinî hüküm veya fetva değildir. İlim için kaynaklara başvurarak doğrulamanız tavsiye edilir.