Mîzân kaç kademede ele alınır?
Mîzân kavramı tasavvufta dört temel kademede ele alınır. Bu kademeler, âhiretteki amellerin tartılmasından başlayarak, insanın kendi nefsini muhâsebeye çekmesine, kâinatın ilâhî bir denge üzerine kurulu oluşuna ve nihayet sâlikin kalbinin Hak ile perdesizleştiğinde her hâlin Hak'ın bir tecellîsi olduğunu idrâk etmesine kadar uzanır. Özellikle Rahmân Sûresi'ndeki "göğü yükseltti ve mîzânı koydu" (Rahmân 7-9) ayeti, kâinatın vücudî mîzânını vurgularken, şeriat hükmünün de bu şehâdet âlemindeki bir mîzân olduğu belirtilir¹.
Detaylı cevap
Mîzân kavramı tasavvufî idrâkte dört farklı mertebede tezâhür eder.
Birinci kademe, akâidî mîzândır. Bu, âhirette amellerin tartılması, hasenât ile seyyiâtın muvâzenesi anlamına gelir. Bu kademede mîzân, somut bir tartı olarak düşünülür ve Enbiyâ Sûresi'nin 47. ayetindeki "biz kıyamet günü adâlet terazilerini koyarız" ifadesi bu anlayışın menşeidir. Kelâm sözlüğünde de âhiret hayatının kritik sınamalarından biri olarak yer alır².
İkinci kademe, ahlâkî mîzândır. Bu, insanın kendi nefsini muhâsebeye çekmesi, Haşr Sûresi'nin 18. ayetindeki "her nefs yarın için ne hazırladığına baksın" emrinin yaşanmasıdır. Sâlikin günlük muhâsebe pratiğinin temelini oluşturur. Bu mertebede, belâ ve mihnetler, can korkusu bir mihek ve mîzân olarak Hak Teâlâ tarafından vaz' edilmiştir ki, cesur olanlar korkaklardan ayrılsın³.
Üçüncü kademe, vücudî mîzândır. Rahmân Sûresi'nin 7-9. ayetlerindeki "göğü yükseltti ve mîzânı koydu... mîzânda taşkınlık etmeyin, mîzânı düşürmeyin" beyânı, kâinatın bizzat bir denge üzerinde kurulu olduğunu gösterir. Her zerre, Hak'ın 'el-Adl' isminin tecellîsiyle yerli yerinde durur; mîzân vücudun kendisidir. Bu şehâdet âleminde mîzân, şeriat hükmüdür; şeriat dairesinde muamele etmek, ruhun ve nefsin hakkını vererek itidal dairesinde bulunmaktır¹. Adalet, bütün eşyaya yayılmıştır⁴.
Dördüncü kademe, mârifet mîzânıdır. Bu, sâlikin kalbinin Hak'la perdesizleştiğinde, her hâlin ve her zuhûrun Hak'ın bir 'tartı' tecellîsi olduğunu görmesidir. Bu mertebede, ilâhî ahlâk ile ahlâklanmış bir insan-ı kâmil, kullar arasında ilâhî bir mîzân olur⁵. Mîzânın dili, orta yol ve itidaldir; terazinin dili ortada olunca eşya dengeye gelir ve iki tarafın hakkı birbirine geçmez⁶.
Kaynaklar
Cevap metnindeki ¹ ² ³ numaraları aşağıdaki kaynaklara karşılıktır — her biri kitabın tam sayfasına götürür.
- 1Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 9 · s.1524“Hak Teâlâ mizâna delil verdi; âgâh ol, “Kur'ân'dan Sûre-i Rahmân'ı oku!” göğü yükseltti ve ölçüde tecâvüz etmesinler diye mizânı vaz'etti; ve vezni adl ile ikâm”Oku
- 2- Mîzân
- 3Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 8 · s.1129“Ya'ni, “Mâdemki bu âlem-i süret ve kesâfetde belâ ve mihnet ve can korkusu mihek ve mizân olarak Hak Teâlâ tarafından vaz' buyuruldu. İşte bu mihek ve mizândan ”Oku
- 4Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 9 · s.1523“Yüce Allah mizana delil verdi; uyanık ol, “Kur'an'dan Rahman Suresi'ni oku!” “Göğü yükseltti ve ölçüde tecavüz etmesinler diye mizanı koydu; ve tartıyı adaletle”Oku
- 5Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 2 · s.1657“Sen ilâhî ahlâk ile ahlâklanmış olup, kullar arasında ilâhî bir mîzân olmuş bir insân-ı kâmilsin. Belki ilâhî mîzân olan her insân-ı kâmilin adâlet ve istikâmet”Oku
- 6Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 9 · s.1520“Yüce Allah mizana delil verdi; uyanık ol, “Kur'an'dan Rahman Suresi'ni oku!” “Göğü yükseltti ve ölçüde tecavüz etmesinler diye mizanı koydu; ve tartıyı adaletle”Oku
İlgili sorular
Bu cevap, adı geçen eserlerden derlenmiş yapay zekâ destekli bir özettir; dinî hüküm veya fetva değildir. İlim için kaynaklara başvurarak doğrulamanız tavsiye edilir.