İçeriğe atla

Mîzân kavramı hangi durumlarda bozulur veya gizlenir?

Kavram MekanizmasıOrta düzey0 görüntülenme4 kaynak
Kısa cevap

Mîzân kavramı, tasavvufta hem zâhirî hem de bâtınî dengeyi ifade ederken, bu dengenin bozulması veya gizlenmesi üç temel durumla ilişkilidir. Birincisi, amellerin ve hâllerin temelini oluşturan niyetin riyâ, sum'a veya ucb gibi unsurlarla kirlenmesiyle mîzân bozulur; zira "Ameller niyetlere göredir". İkincisi, şer'î edebin terk edilmesi, yani sünnete muhâlif bir yaşantı veya tatbikat, hâli istidrâca dönüştürerek mîzânı saptırır. Üçüncüsü ise, sâlikin hâlin sahibinden gâfil olup hâle âşık olmasıyla ortaya çıkan gaflet ve ülfet durumudur; bu durumda mîzânın hakikati gizlenir, zira "Onlar Allâh'ı unuttular, Allâh da onları unutturdu". Bu üç hâl, sâlikin sülûkunda mîzânın istikametini kaybetmesine yol açar.

Detaylı cevap

Mîzân, tasavvufta sadece âhiretteki amellerin tartıldığı bir terazi¹ olmanın ötesinde, kâinatın ve insanın içsel dengesini de ifade eder. Bu denge, sâlikin sülûku boyunca muhafaza etmesi gereken bir hakikattir. Ancak bu mîzânın bozulması veya gizlenmesi, sâlikin mânevî ilerlemesini sekteye uğratan ciddi tehlikeler barındırır.

Niyetin bozulması, mîzânın sapmasındaki ilk ve en önemli sebeptir. Hadîs-i şerîf "innema'l-a'mâlü bin-niyyât" (Buhârî, Bed'ü'l-vahy 1) bu durumu açıkça ortaya koyar. Sâlikin niyetine riyâ (amelini halka gösterme), sum'a (amelinin duyulmasını isteme) veya ucb (kendi amelini beğenme) karıştığında, amel ve hâl bozulur. Riyâ, ibâdetin hakikatini bozan temel bir hastalıktır ve Ma'ûn Sûresi'nde namazın riyâkârlıkla kılınmasının kınanmasıyla vurgulanır. Bu durum, amelin "şirk-i hafî"ye dönüşmesine yol açar ve mîzânın adaletini zedeler.

Şer'î edebin terk edilmesi, mîzânın bozulmasına neden olan ikinci durumdur. Bir hâl ne kadar yüksek görünse de, şer'î ölçülere uygun olmadığı sürece istidrâçtır; yani Hak'tan değil, nefisten veya cinden gelir. Şeyh-i Ekber İbn Arabî, şer'a muvâfık olmayan keşfin hayâl olduğunu belirtir. Mesnevî-i Şerîf Şerhi'nde de mîzânın şeriat hükmü olduğu ve şeriat dairesinde muamele etmenin ruhun ve nefsin hakkını vererek itidal dairesinde kalmayı sağladığı ifade edilir². Şer'î edebin terki, bu ilâhî mîzânı bozar ve sâliki aşırılığa veya eksikliğe sürükler.

Gaflet ve ülfet, mîzânın gizlenmesine yol açan üçüncü durumdur. Sâlik, hâlin sahibinden (Allah'tan) gâfil olup hâle âşık olduğunda, hâl gizlenir. Bu, "Onlar Allâh'ı unuttular, Allâh da onları unutturdu" (Haşr 59/19) ayetinde belirtildiği gibi, Hak'tan uzaklaşmanın bir sonucudur. İçsel olan kuvvet bulduğunda dışsal olanın gizlenmesi gibi³, ruhanî hükümlerin üstün gelmesiyle nefsanî sıfatlar gizlenir. Ancak bu gizlenme, gafletle olduğunda mîzânın hakikatini perdelere⁴. Bazen bu gizlenme bir lütuf olarak gelse de, sâlikin gafletiyle mîzânın idrâki kaybolur ve denge algısı zayıflar.

Kaynaklar

Cevap metnindeki ¹ ² ³ numaraları aşağıdaki kaynaklara karşılıktır — her biri kitabın tam sayfasına götürür.

  1. 1K1-101,
  2. 2Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 9 · s.1520Yüce Allah mizana delil verdi; uyanık ol, “Kur'an'dan Rahman Suresi'ni oku!” “Göğü yükseltti ve ölçüde tecavüz etmesinler diye mizanı koydu; ve tartıyı adaletleOku
  3. 3Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 5 · s.1158İçsel olan kuvvet bulunca, dışsal olanın hükümleri gizlenir. Aynı şekilde, insan varlığında ruhanî hükümler üstün geldiği zaman, nefsanî sıfatlar gizlenir. "NasOku
  4. 4Kelime-i Âdemiyye · s.685İşte bu sırdan dolayı, görünen sultanlar kendi tebaalarıyla daima iç içe olmayıp, kendi sarayında gizlenir. Aslında sultan, görünüşü itibarıyla, halkın bireylerOku
Bu cevap yardımcı oldu mu?

İlgili sorular

Bu cevap, adı geçen eserlerden derlenmiş yapay zekâ destekli bir özettir; dinî hüküm veya fetva değildir. İlim için kaynaklara başvurarak doğrulamanız tavsiye edilir.