Mîzân kavramının sâlik için pratik yansıması nedir?
Mîzân, tasavvufta sâlik için hem âhirette amellerin tartılacağı ilâhî teraziye imanı, hem de dünyada nefsini muhâsebeye çekerek her amelinde ve hâlinde Hak'ın hükmüne uygun bir denge kurma idrâkini ifade eder. Bu, sâlikin kendi hayalî mîzânından vazgeçip, Hak'ın adâlet ve denge tecellîsi olan hakikî mîzânı esas almasıyla gerçekleşir. Sâlik, bu muhâsebe ile cisminin bütün uzuvlarının kendi lehine veya aleyhine şâhitlik edeceğini mahşer gününden evvel idrâk eder¹. Mîzân, kalbin Hak ile halk arasındaki dengeyi bulması ve bu dengenin tahavvül ettikçe yeniden kurulmasıdır.
Detaylı cevap
Sâlik için mîzân kavramının pratik yansıması, öncelikle akâidî mîzân mertebesinde, âhirette amellerin tartılacağına dair kesin bir iman taşımaktır. Bu iman, sâlikin dünyadaki her fiilini bir sorumluluk bilinciyle yapmasına vesile olur. İkinci olarak, ahlâkî mîzân mertebesinde, sâlikin kendi nefsini sürekli muhâsebeye çekmesi esastır. Bu muhâsebe, "her nefs yarın için ne hazırladığına baksın" (Haşr 18) emrinin yaşanmasıdır. Sâlik, bu dünyevî hayatında bütün fiillerini bir muhâsebe mîzânına çekmeli, hatta cisminin bütün uzuvlarının fayda ve zararda "Biz şâhidiz!" diyeceğini mahşer gününden evvel dinlemelidir¹. Üçüncü olarak, sâlikin kendi mîzân-ı hayâlini ve kıyas terazisini kullanmaktan tamamen vazgeçmesi gerekir. Zira bu hayalî mîzân, dış görünüş, kılık kıyafet gibi zâhirî şeyleri tartmakla meşguldür ve mânâyı ölçemez². Sâlik, nâkısı kâmilden ayırmak için kendi hayalî mîzânından feragat etmeli, ayânen müşâhede olunan şey ile kıyasen bilinen şeyin mâhiyetlerini idrâk etmelidir². Dördüncü olarak, sâlikin manevî yolculuğunda "denge (mîzân) ve adâlet (adl)" ilkesini benimsemesi, nefsî zaaflarını telafi etmek ve onlardan ders almak zorundadır³. Bu, aynı zamanda Allah'ın kâinata koyduğu mîzânı (Rahmân 7-9) idrâk ederek, şeriat mertebesinde haksızlık ve taşkınlık etmemek, ibâdetlerde aşırıya kaçmamak için bir uyarıdır⁴. Sâlik, fenâfillah mertebesine ulaştıktan sonra dahi bu hâlde kalma arzusunu yenerek, mîzânı korumalıdır⁴. Son olarak, sâlikin akl-ı cüz'îsi, insân-ı kâmilin akl-ı kâmiliyle karışınca, Hak'ın kudretiyle bir kuvvet ve nur-i idrâk hâsıl olur ki bu da mîzânın bir tecellîsidir⁵.
Kaynaklar
Cevap metnindeki ¹ ² ³ numaraları aşağıdaki kaynaklara karşılıktır — her biri kitabın tam sayfasına götürür.
- 1Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 10 · s.107“Ey sâlik-i mübtedi, bu hayât-ı dünyeviyyede bütün ef'âlini mîzân-ı muhâsebeye çek! Hattâ bu muhâsebe neticesinde senin cisminin bütün a'zâları fâide ve zararda ”Oku
- 2Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 3 · s.1565“م Nâkısı kâmilden, ancak kendi mizân-ı hayâlini kullanmaktan tamâmen vazgeçtiğin vakit tanıyabilirsin. Zirâ senin mizân-ı hayâlin ve terâzü-yi kıyâsın, saç ve s”Oku
- 3Mümtehine Sûresi · s.34“"Eşleri Gitmiş Olanlara, (Eski) Hanımlarına Harcadıkları Mehir Kadar (Ganimetten) Verin (Fe Âtûllezîne Zehebet Ezvâcuhum Misle Mâ Enfekû)": Tasavvufî yolculukta”Oku
- 4Er-Rahmân · s.26“Allah-u Teala mizanı koydu: Cennet ve cehennem de bir mizandır. Bu ayet-i kerime şeriat mertebesinde yaşayanlara bir davettir. Haksızlık ve taşkınlık edip “bütü”Oku
- 5Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 1 · s.149“Ya'ni o mâhir hekimin hastana yapacak olduğu ilâçta sihr-i mutlakı ve te'sir-i azimi gör ve o hekimin mizâ- cında olan Hakk'ın kudretini gör! Ya'ni insân-ı kâmi”Oku
İlgili sorular
Bu cevap, adı geçen eserlerden derlenmiş yapay zekâ destekli bir özettir; dinî hüküm veya fetva değildir. İlim için kaynaklara başvurarak doğrulamanız tavsiye edilir.