Nâsût hangi aşamalardan geçer?
Tasavvufta nâsût, yani insanlık âlemi ve beşeriyet mertebesi, doğrudan bir aşamalar silsilesinden geçmez; zira kendisi vücud mertebelerinin en alt halkasıdır ve sâlikin süflî yapısını, maddî/cismânî insan mahallini ifade eder. Ancak nâsût mertebesindeki insan, üst mertebelerin (lâhût, ceberût, melekût, misâl) bütün hükümlerini taşıyan "sûret-i tâmme"dir ve bu yönüyle "açılabilir" bir potansiyele sahiptir. Nâsût, görünen âlem ile insanın toplamından ibaret olup¹, ruhun ayakta durduğu ve ait olduğu mahaldir; hatta mecazen "ruh" olarak da adlandırılabilir². Dolayısıyla nâsûtun kendisi aşamalardan geçmekten ziyade, sâlikin nâsût mertebesindeki varlığıyla tasavvufî hakikatleri idrak etme ve nefsini tezkiye etme süreçlerinde aşamalardan geçer.
Detaylı cevap
Nâsût, tasavvufî vücud mertebeleri içinde beşeriyet ve insanlık âlemini temsil eden en alt basamaktır. Bu mertebe, maddî ve cismânî insan mahallini ifade eder ve görünen âlem ile insanın toplamından oluşur¹. Nâsût, ilâhî mertebeden (lâhût) başlayıp ceberût, melekût ve misâl âlemlerinden geçerek gelen tenezülât (inişler) hareketinin son halkasıdır.
Nâsûtun kendisi doğrudan bir aşamalar silsilesinden geçmez; ancak nâsût mertebesindeki insan, tasavvufî bir hakikatin tahakkuku için dört temel aşamadan geçer. Bu aşamalar, "ilim", "hâl", "makam" ve "tahakkuk"tur. İlk olarak sâlik, kavramı akıl ile "ilim" düzeyinde bilir (ilme'l-yakîn). Ardından kalbin geçici bir tatması olan "hâl" yaşanır. Bu hâlin sâbitleşmesiyle "makam" (ayne'l-yakîn) elde edilir ve son olarak sâlikin o kavram olmasıyla "tahakkuk" (hakke'l-yakîn) gerçekleşir. Bu süreç, nefsin tezkiyesi için de geçerlidir; zira nefs, sâlikin süflî yapısı ve mücâhede mahallidir. Nefs, emmâreden sâfiyeye kadar yedi mertebeli bir silsilede tezkiye edilir.
Nâsût, ruhun ayakta durduğu ve ait olduğu mahal olarak da tanımlanır². Hatta mecazen "ruh" olarak adlandırılması da mümkündür³. Hz. İsa örneğinde olduğu gibi, onun nâsûtu ruhunun tesiri altında olduğu için ona beşeriyeti olan bir isim verilememiş ve "Rûhullah" denilmiştir⁴. Bu durum, nâsûtun ruh ile olan derin bağlantısını ve potansiyelini gösterir. Nâsût mertebesindeki insan, üst mertebelerin bütün hükümlerinin câmi'i olan "sûret-i tâmme"dir ve bu sayede sınırlı olmasına rağmen esmâî tecellîlerin bütününe "açılabilir" bir yapıya sahiptir.
Kaynaklar
Cevap metnindeki ¹ ² ³ numaraları aşağıdaki kaynaklara karşılıktır — her biri kitabın tam sayfasına götürür.
- 1Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 3 · s.6726“"Nâsût" (beşeriyet), görünen âlem ile "insan"ın toplamından ibarettir. "Lâhût" (ilahî öz) ise, niteliksiz ve renksiz olan Zât'tan ibarettir ki, hakikat ehli bun”Oku
- 2Kelime-i Îseviyye · s.68“Ve “nâsût”,15/18ancak kendisiyle bu rûhun kāim olduğu mahaldir. Binâenaleyh onunla kāim olması sebebiyle nâsût, “rûh” tesmiye Ve "nâsût" (insanlık âlemi), ancak”Oku
- 3Kelime-i Îseviyye · s.69“Ve bu ruhun ayakta durduğu ve ait olduğu yere de "nâsût" denildi. Ancak ruh aslında şekilsiz nûrânî bir cevher olduğu halde, duyusal bakışlarda, İsa'nın bedeni ”Oku
- 4TB. Kelime-i Îseviyye · s.49“His ile bakışta, erkek suretinde olmakla, İsevi sureti onun mahall-i ruhu olup, "nâsût" isimlendirilmesi lâzım gelen bu görülen cisme mecazen "rûh" denildi. Ama”Oku
İlgili sorular
Bu cevap, adı geçen eserlerden derlenmiş yapay zekâ destekli bir özettir; dinî hüküm veya fetva değildir. İlim için kaynaklara başvurarak doğrulamanız tavsiye edilir.