Nâsût kalpte mi rûhta mı sırda mı tecellî eder?
Nâsût, tasavvufta cismânî insanlık âlemini ve beşeriyet mertebesini ifade eden en alt mertebedir. Verilen kaynaklara göre nâsût, doğrudan kalpte, rûhta veya sırda tecellî eden bir kavram olmaktan ziyade, rûhun ayakta durduğu ve taalluk eylediği mahaldir; yani rûhun varlığını muhafaza eden, onu kendisinde barındıran maddî âlemdir¹. Bu bağlamda nâsût, rûhun tecellî ettiği bir latîfe değil, rûhun içinde zuhur ettiği ve onunla kâim olduğu maddî bedendir veya âlemdir². Dolayısıyla nâsût, rûhânî bir tecellî mahalli değil, rûhânî olanın zuhur bulduğu cismânî bir mertebedir.
Detaylı cevap
Tasavvuftaki vücud mertebeleri sıralamasında nâsût, lâhût-ceberût-melekût-misâl silsilesinin en altında yer alan, maddî ve cismânî kâinatı temsil eden mertebedir. Bu mertebe, "insanlık âlemi" olarak da adlandırılır ve rûhun ayakta durduğu, varlığını sürdürdüğü mahaldir². Rûh, aslında sûretsiz ve nûrânî bir cevher olmasına rağmen, duyusal bakışlarda cismânî bir sûrette görünür ve bu cismânî sûretin yeri nâsûttur³. Bu nedenle, rûhun içinde zuhur ettiği ve onunla kâim olduğu bu maddî bedene mecazen "rûh" denilmiştir³.
Kalp, rûh ve sır ise tasavvufta ilâhî tecellîlerin ve hâllerin zuhur ettiği bâtınî latîfelerdir. Kalp, esmânın tecellî alanıdır ve Hakk'ın aynası olabilir⁴. Rûh ise nûr-u Muhammedî, hayât-ı sermedî ve ilm-i ledün ile irtibatlıdır. Sır ise Hak ile abd arasındaki mahrem bir tecellî mahallidir. Nâsût ise bu latîfelerden farklı olarak, rûhânî olanın maddî âlemde tezahür ettiği yerdir. Rûh, Rahmanî nefestir ve hayat rûhun zâtî sıfatıdır; bu hayatın ilâhî sıfatlardan biri olması sebebiyle ona "lâhût" denilirken, bu rûhun ayakta durduğu ve ait olduğu yere "nâsût" denilmiştir³. Dolayısıyla nâsût, rûhânî bir tecellî mahalli değil, rûhun içinde zuhur ettiği ve onunla kâim olduğu cismânî bir mertebedir⁵.
Kaynaklar
Cevap metnindeki ¹ ² ³ numaraları aşağıdaki kaynaklara karşılıktır — her biri kitabın tam sayfasına götürür.
- 1Kelime-i Îseviyye · s.49“Ve “nâsût”,15/18ancak kendisiyle bu rûhun kāim olduğu mahaldir. Binâenaleyh onunla kāim olması sebebiyle nâsût, “rûh” tesmiye Ve "nâsût" (insanlık âlemi), ancak”Oku
- 2Kelime-i Îseviyye · s.68“Ve “nâsût”,15/18ancak kendisiyle bu rûhun kāim olduğu mahaldir. Binâenaleyh onunla kāim olması sebebiyle nâsût, “rûh” tesmiye Ve "nâsût" (insanlık âlemi), ancak”Oku
- 3Kelime-i Îseviyye · s.69“Çünkü ruh, Rahmanî nefestir; ve hayat, ruhun zâtî sıfatıdır. Bu sebeple Hayat, ilâhî sıfatlardan bir sıfattır. Ve sıfatlar ise Zât'ın tekil hakikatidir. İşte ha”Oku
- 4Ra'd Sûresi · s.289“Kalp, bütün esmânın tecelli alanıdır; orada hem Mudill hem Hâdî birlikte görünür. Eğer abd kalbini arındırırsa, o kalpte bütün isimler yerli yerinde tecelli ede”Oku
- 5TB. Kelime-i Îseviyye · s.49“His ile bakışta, erkek suretinde olmakla, İsevi sureti onun mahall-i ruhu olup, "nâsût" isimlendirilmesi lâzım gelen bu görülen cisme mecazen "rûh" denildi. Ama”Oku
İlgili sorular
Bu cevap, adı geçen eserlerden derlenmiş yapay zekâ destekli bir özettir; dinî hüküm veya fetva değildir. İlim için kaynaklara başvurarak doğrulamanız tavsiye edilir.