İçeriğe atla

Nûr 35 ayeti Terzibaba çizgisinde nasıl şerh edilir?

Ayet-TasavvufOrta düzey0 görüntülenme5 kaynak
Kısa cevap

Terzibaba çizgisinde Nûr Sûresi 35. âyeti, Allah'ın nûrunun kâinattaki ve özellikle insandaki tecellîlerini, bu nûrun kaynağını ve insân-ı kâmildeki zuhûrunu açıklar. Bu âyet, "Allah, göklerin ve yerin nûrudur" ifadesiyle başlar ve nûrun bir kandil, kandilin bir sırça içinde, sırçanın da inci gibi parlayan bir yıldız misali zeytin yağından yakılması gibi mecazlarla Allah'ın varlığının ve tecellîlerinin mertebelerini anlatır. Terzibaba, bu nûrun "Nûr-u İlâhiyye" ve "Nûr-u Muhammedî" ile bağlantısını kurar, insân-ı kâmilin vücudunu bu nûrun tecellî ettiği bir "usturlâb"a benzetir ve her kulun nûrunun kendi "Rabb-i Hâss"ından geldiğini vurgular¹. Bu şerh, nûrun sadece fiziksel bir ışık olmadığını, aynı zamanda mânevî bir idrâk ve varoluşsal bir hakikat olduğunu ortaya koyar.

Detaylı cevap

Nûr Sûresi 35. âyeti, Terzibaba irfanında Allah'ın varlığının ve tecellîlerinin en derin mecazlarla anlatıldığı bir metindir. Âyetin "Allah, göklerin ve yerin nûrudur" ifadesi, Allah'ın mutlak varlığının ve her şeyi aydınlatan hakikatinin temelini oluşturur. Bu nûr, "Nûr-u İlâhiyye" olarak adlandırılır ve aynı zamanda "Nûr-u Muhammedî" ile de ilişkilendirilir; zira Hz. Muhammed'in halktan önceki ilk nûru, Hakikat-i Muhammediyye'nin nûr mertebesindeki adıdır². Terzibaba, bu nûrun "nun" harfiyle olan bağlantısına dikkat çeker ve "nun" harfinin Nûr-u İlâhiyye olduğunu belirtir³·⁴.

Âyetteki "nûrun misali, içinde kandil bulunan bir hücre gibidir; kandil bir sırça içindedir; sırça inci gibi parlayan bir yıldızdır; o da mübarek bir zeytin ağacından yakılır" ifadeleri, nûrun farklı tecellî mertebelerini sembolize eder. Bu mecazlar, Allah'ın nûrunun kâinatta ve özellikle insanda nasıl zuhûr ettiğini açıklar. Terzibaba, insân-ı kâmilin vücudunu bu nûrun tecellî ettiği bir "usturlâb"a benzetir. Bu usturlâbın üzerindeki "örümcek ağı gibi yapılan çizgiler ve hâneler", Hakk'ın ezelî vasıflarının insân-ı kâmilin vücudunda sâbit olmasını ve bu vasıfların zuhûr etmesini sağlar⁵. Bu, insân-ı kâmilin, Allah'ın isim ve sıfatlarının câmî bir aynası olduğunu gösterir (Halîfe).

Terzibaba, her kulun nûrunun kendi "Rabb-i Hâss"ından geldiğine işaret eder. Zümer Sûresi'nin 76. sayfasında belirtildiği üzere, "min Allâh" yerine "min Rabbih" ifadesinin kullanılması, her kulun nûrunun, onu terbiye eden özel Rabbinden geldiğini ve her kulun nûrunun kendi isti'dâdına göre farklı olduğunu vurgular¹. Bu, nûrun kişiye özel bir tecellî olduğunu ve mânevî yolculukta sâlikin kendi isti'dâdına göre bu nûru idrâk ettiğini gösterir. Nûr Sûresi 35. âyeti, Terzibaba irfanında, Allah'ın mutlak nûrunun kâinattaki ve insandaki zuhûrlarını, bu zuhûrların mertebelerini ve insân-ı kâmilin bu nûru taşıma vasfını derinlemesine açıklayan temel bir metin olarak şerh edilir.

Kaynaklar

Cevap metnindeki ¹ ² ³ numaraları aşağıdaki kaynaklara karşılıktır — her biri kitabın tam sayfasına götürür.

  1. 1Zümer Sûresi · s.76Bir önceki âyette zikredilen "ulü'l-elbâb", eşyânın kabuğunda kalmayıp özüne nüfûz edenlerdi. Bu âyetteki "şerh-i sadr" sâhibi, aynı kimselerin bir diğer vasfıdOku
  2. 2Nûr-u Muhammedî,
  3. 3Necm (Yıldız) Sûresi · s.21(nun) harfinin “Nûr-u İlâhiyye” olduğunu söylemiştik. (nur) ise, ebcedde (nun) 50 (vav) 6 (rı) 200 = 256 elde edilir. Aslı (2 + 5 + 6) = 13 çıkar () Elmalı H. YOku
  4. 4Esmâü'l-Hüsnâ (Cilt 2) · s.240Doğmadı ve doğrulmadı… Denilen yer burası dedim… A’maiyet sırrı kendi kendine gizli ve hiçbir zuhur tecelli yok… Nun’un Nuru ilâhi ve Nuru Muhammedi ve bu nûr’uOku
  5. 5Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 12 · s.1350Astronomi bilginlerinin teriminde ise "usturlâbın üzerinde örümcek ağı gibi yapılan çizgilere ve hânelere" denir. Yani, insân-ı kâmilin usturlâb hükmünde olan vOku
Bu cevap yardımcı oldu mu?

İlgili sorular

Bu cevap, adı geçen eserlerden derlenmiş yapay zekâ destekli bir özettir; dinî hüküm veya fetva değildir. İlim için kaynaklara başvurarak doğrulamanız tavsiye edilir.