İçeriğe atla

Özün Özü ve Sırrın Sırrı (Cilt 4) "Özün Özü ve Sırrın Sırrı" kitabının merkez teması ve asîl dayanağı nedir?

Kitap Soruları6 görüntülenme6 kaynak
Kısa cevap

"Özün Özü ve Sırrın Sırrı" kitabının merkez teması, sülûk usûlü, edep ve ahlâk-ı sûfiyyedir. Kitap, tasavvufun ana terimlerini ve sülûk tertîbini açıklayarak mürşid, mürîd, zikir, riyazat, mücâhede, hâl ve makam gibi anahtar kavramları işler. Bu eser, tasavvufa yeni başlayan sâlikler için bir giriş kapısı niteliğindedir.

Detaylı cevap

Kitap, sâlikin Hakikat mertebesine ulaşma yolculuğunda izlemesi gereken adımları ve bu yolda karşılaşacağı halleri detaylandırır. Özellikle "Kulum bana yaklaşır neticede onun gözünde gören ben olurum, elinde tutan ben olurum, ayağında yürüyen ben olurum" hadis-i şerifi, sâlikin belirli bir eğitimle bakışının değiştiğini ve Hakk'ın gözüyle görmeye başladığını vurgular. Bu mertebede, varlıklar âleminde hiçbir şey sâlike gizli kalmaz; ancak bu, her şeyi tafsilatıyla bilmek değil, cem olarak, yani işin hakikatine vakıf olarak idrak etmektir. Sâlik, her zerrede Hakk'ın varlığını müşahede eder, ancak her zerrenin işlev ve faaliyetini bilemez. Eşyaya baktığında, bunların Hakk'ın bir isminin veya sıfatının zuhuru olduğunu anlar ve bu yönüyle her şey ona "ayan beyan" açılır.

Kitap, bu idrakin "irfana bağlı şeyler" olduğunu belirtir ve irfan sahibi ârifin hadis-i kudsîdeki manayı özüne sindirmesi gerektiğini vurgular. Bu sindirme, sadece kelamî bir bilgi olarak değil, kendi üzerinde tahakkuk ederek, yaşayarak gerçekleşir. Her mertebede bu hadis-i kudsînin hakikati biraz daha derinlemesine idrak edilir. Bu mertebede "yaratma" kelimesi yerine "zuhur" ve "tecellî" kelimeleri kullanılır, zira varlıkların Hakk'ın zuhuru ve tecellisi olduğu idrak edilir. Sâlikin kendi özünden, terkibinden gelen bilgileri edinmesi, dışarıdan alınan naklî bilgilerle yetinmeyip sadr ilmine ulaşması gerektiği de kitabın önemli vurgularındandır. Bu, "Ben" ve "Sen" faslına bağlanma, yani kendinde Hakk'tan gayrı bir varlığın olmadığını idrak etme makamıdır ki, bu makamda küllî hakikatten başka bir şey yoktur. Bu idrak, şeriat ehlinin reddedeceği bir mana gibi görünse de, kitabın iddiasına göre bu mananın reddi, kişinin kendi varlığını da inkâr etmesi anlamına gelir, zira sâlik, Hakk'ın bir örneği ve sanatının maketidir.

Kaynaklar

Bu cevabın dayandığı eser — kitabın tam sayfasına götürür.

  1. 1Kaynak · s.159sindirirse... Onun özüne: Bu varlıklar âleminde hiç bir gizli kalmaz... Her şey ona açılır; saçılır… Hem de ayan beyan… Zira ondaki bu göz : Bu varlığı yaratan Oku
  2. 2Kaynak · s.141Gerçekten, bu makamda: Küllî hakikatten başka bir şey yoktur… O, subhandır… Şanı yücedir... Münezzehtir... Tektir... Ortağı da yoktur… ------------------- YukarOku
  3. 3Kaynak · s.97içerisinde dolaştırmaya başlamış. “ Ah bu deve ne güzel deve, ah bu yüklerde ne güzel yükler” diye torunlarıyla oynuyormuş. İşte oradan almış herhalde bu düşüncOku
  4. 4Kaynak · s.161Şöyle ki… Dedi; sonra devam etti: - Ne zaman ki, ben: Tur dağına çıktım… Dolu dolu denizden içtim.. Ve… satır satır yazılıp meydana gelen kitabı okudum... İşte Oku
  5. 5Kaynak · s.163Onun özüne: Bu varlıklar âleminde hiç bir gizli kalmaz... Cenab-ı Hakk'ın özüne, bu varlıklar âleminde hiç bir gizli kalmaz. Burada bahsedildiği kadar, zahir ifOku
  6. 6Kaynak · s.155Keza cümle yakınlara ve o sahabelere ki; Oldular din evini sütun sütun canlı durutan… Onun varislerine ve her kim varsa alanında; Haberli bilgili hem dahi inanıOku
Bu cevap yardımcı oldu mu?

İlgili sorular

Bu cevap, adı geçen eserlerden derlenmiş yapay zekâ destekli bir özettir; dinî hüküm veya fetva değildir. İlim için kaynaklara başvurarak doğrulamanız tavsiye edilir.