İçeriğe atla

Sâffât kavramı tasavvufta hangi mertebe ile ilişkilendirilir?

Kitap Soruları3 görüntülenme6 kaynak
Kısa cevap

Sâffât kavramı, tasavvufta özellikle ilâhî mertebeler ve sülûkî aşamalar bağlamında ele alınır. Sûrenin adı olan "Sâffât" kelimesi, saf bağlayıp duranlar anlamına gelir ve hem meleklerin makamâtını hem de ihlâslı kulların Hak karşısındaki duruşunu ifade eder. Bu kavram, zât mertebesinden başlayarak sıfat ve esmâ mertebelerine uzanan tecellîleri, Hakikat-i Muhammediyye'yi ve sâlikin nefis mertebelerindeki seyrini kapsar. İhlâslı kullar, Hakk'ın "Muhlis" isminin tecellîgâhı olarak, nefsânîyetten arınmış bir safiyet hâlinde kulluklarını idrak ederler. Sâffât sûresi, bu mertebelerin her birinde Hak ile olan münasebeti ve sâlikin bu yoldaki ilerleyişini sembolize eder.

Detaylı cevap

Sâffât kavramı, tasavvufta mertebî bir tasnifle işlenir ve sülûkî tatbîkatla derinleşir. Sûrenin ilk âyetlerinde geçen "Biz meleklerden her birimizin bir makâm-ı ma’lûmu vardır ve biz muhakkak makâmlarımızda saf saf dururuz" (Sâffât, 37/164-166) ifadesi, meleklerin dahi kendi aralarında mertebeler ve makamlar olduğunu gösterir. Bu, vücudî mertebelerin sonsuzluğunu ve her varlığın kendi mazhar olduğu esmâ-i ilâhiyyeye göre bir makama sahip olduğunu belirtir. Meleklerin bir kısmı "melâike-i süflâ" olarak Âdem'e itaatle mükelleftir, bir kısmı ise "melâike-i nûriyyûn" olarak ulvî âlemlerde bulunur ve Âdem'e secde ile emrolunmamıştır. Bu, varlık mertebelerinin farklı tecellîlere sahip olduğunu ve her birinin kendi safında durduğunu ifade eder.

Sâffât sûresinde "ihlâslı kullar" (mühlâsîn) kavramı beş kez geçer ve bu, tasavvuftaki safiyet hâlinin ve kâmil insanın önemini vurgular. Müşriklerin "Eğer yanımızda öncekilere verilen kitaplardan bir kitap olsaydı, elbette biz ihlâslı kullar olurduk" (Sâffât, 37/167-169) demeleri, ihlâsın ancak Hakk'ın kitabı ve hakikatiyle mümkün olduğunu gösterir. Ancak onlar, nefsi emmareleri, hayal ve vehimleriyle bu hakikati inkâr etmişlerdir. İhlâslı kul, tüm mertebelerin kulluğunu safiyet hâliyle kapsayan insan-ı kâmildir. Bu mertebede kul, Hakk'ın "Muhlis" isminin tecellîgâhı olur ve şeytanın vesvesesi ile nefsin hevâsı onda eser bırakamaz.

Sûrede geçen "kelimetunâ" (bizim kelimemiz) ifadesi, zât mertebesi âyetlerinden olup, Allah'ın zâtından haber verir. "Mensûrûn" (yardım edilenler) kelimesi ise, Hakk'ın zâtından "kelam" sıfatı ile Hakikat-i Muhammediyye mertebesiyle yardım edildiğine işaret eder. Bu, sülûkî olarak sâlikin Hakikat-i Muhammediyye mertebesine ulaşmasıyla ilâhî yardıma mazhar olmasını ifade eder. "Ordularımız galip gelecektir" (Sâffât, 37/173) âyeti de zâtî âyetlerdendir ve müminin nefsinde fânî olmasıyla Hakk'ın kuvvetinin onunla zâhir olacağını, asıl zaferin bu olduğunu belirtir. Kâmil insan, Hakk'ın kuvvetiyle kâimdir.

Seyr-i sülûkta müşâhede makamında olan sâlik, nefsi emmaresini gözetim altına alabilmiştir. Bu, "Gözetle onları, yakında onlar da görecekler" (Sâffât, 37/175) âyetiyle ilişkilendirilir. Kişi öğrendikçe nefsi de bu ilmi öğrenir ve asî olmaya devam ederse başına gelecekleri görecektir. Hz. Peygamber'in "Benim şeytanım bana teslim oldu" hadisi, bu makamdaki nefs terbiyesinin nihâî hâlini gösterir.

Sâffât sûresindeki "rızık" ve "meyveler" kavramları da bâtınî mânâ âlemi rızıkları ve Tevhîd-i esmâ ilminin meyveleri olarak yorumlanır. Cennet pınarından doldurulmuş kadehler ve içenlere lezzet veren şarap, irfan sohbetlerindeki manevî kadehlerle Hakk'ı dinleyenlerin gönüllerine boşaltılan ilâhî aşkı sembolize eder. Bu şarap, sarhoşluk vermez, aksine Hakikat-i İlâhiyye sohbetinin lezzetini tattırır. Bu, sâlikin ölmeden önce idrâken ölerek Aşk-ı İlâhî badesiyle Hakk'ın Cemâl aynasında gark olup kendinden geçmesi hâlidir.

Netice olarak, Sâffât kavramı, tasavvufta varlık mertebelerinin hiyerarşisinden, ihlâslı kulların safiyetine, ilâhî yardımdan nefs terbiyesine ve bâtınî rızıklara kadar geniş bir yelpazede, sülûkî bir yolculuğun aşamalarını ve Hak ile olan münasebetin derinliğini ifade eder.

Kaynaklar

Bu cevabın dayandığı eser — kitabın tam sayfasına götürür.

  1. 1Kaynak · s.177Bu beyt-i şerifde sûre-i Sâffât’da “Biz meleklerden her birimizin bir makâm-ı ma’lûmu vardır ve biz muhakkak makâmlanmızda saf saf dururuz ve biz muhakkak tesbiOku
  2. 2Kaynak · s.5altında iken gerçek ma’nâ da bu ve benzeri kitaplardan yararlanmamız mümkün olamayacaktır. Gayret bizden yardım ve muvaffakiyet Allahtandır. “Murat DERÛNİ EN-NÛOku
  3. 3Kaynak · s.41saf kulluğu ile Abdiyyet idrak ve anlayışı kendine hal edinmiş. Ve ubudiyeti ile birlikte olan ve bu suret üzere yaşayan Arifibillahlar olarak düşünülebilir. (MOku
  4. 4Kaynak · s.169(37/155) Hiç düşünmüyor musunuz? ----------------- أَمْ لَكُمْ سُلْطَانٌ مُّبِينٌ {الصافات/156} (37/156) “Em lekum sultânun mubîn(un)” (37/156) Yoksa sizin apaçOku
  5. 5Kaynak · s.119ettik. Ve nefsi emmare fir’avnın karşı galip gelenlerden oldular. Seyrinde Tevhid-i Esmâ mertebesine gelen kişiye Hakk’tan esmâ-i ilâhiyye mertebesinde bi-zâtihOku
  6. 6Kaynak · s.179----------------- فَتَوَلَّ عَنْهُمْ حَتَّى حِينٍ {الصافات/174} (37/174) “Fetevelle ‘anhum hattâ hîn(in)” (37/174) O hâlde, bir süreye kadar onlardan yüz çevir.Oku
Bu cevap yardımcı oldu mu?

İlgili sorular

Bu cevap, adı geçen eserlerden derlenmiş yapay zekâ destekli bir özettir; dinî hüküm veya fetva değildir. İlim için kaynaklara başvurarak doğrulamanız tavsiye edilir.