İçeriğe atla

Sohbet Arası Sohbetler (25) Bu kitaptan sâlik için günlük hayatındaki İrfani dersler nelerdir?

Kitap Soruları0 görüntülenme6 kaynak
Kısa cevap

Sâlik için günlük irfanî dersler, öncelikle "Âdem-i mânâ"yı hayal cennetinden beden arzına indirerek kendi gerçekliğine dönmekle başlar. Bu dönüş, Âdem Kıssası'nı idrak etmekle ve Tevhid-i Ef'âl makamına ulaşmakla mümkün olur. Tevhid-i Ef'âl, fiillerin birliğini ifade eder ve "Lâ fâile illellah" kelimesiyle mutlak fâilin yalnızca Allah olduğunu idrak etmeyi gerektirir. Bu makamda sâlik, hem âfakî (dış âlem) hem de enfüsî (iç âlem) âyetleri müşâhede ederek Hakk'ın her şeyde zuhur ettiğini görür. Bu idrak, nefsin mertebelerini aşarak (Emmâre, Levvâme, Mülhime, Mutmainne, Râdıye, Merdiyye) Safiyye'ye ulaşmayı ve ardından Hazret mertebelerine geçmeyi sağlar. Bu süreçte sâlik, kendisinin ve âlemin gerçeğini idrak ederek İlâhî kimliğini bulur ve "sıratullah" yolculuğuna çıkar.

Detaylı cevap

Sâlikin irfanî yolculuğu, Âdem (a.s.) kıssasının derin mânâlarını kavramakla başlar. Bu kıssa, insanın hayalî bir cennetten beden arzına inişini ve bu inişin bir şuurlanma vesilesi olduğunu anlatır. Sâlik, "Âdem-i mânâ"yı kendi nefsinde yaşayarak gerçek mânâda kendine dönüşünü başlatır. Bu dönüşün ilk adımı, Tevhid-i Ef'âl makamını idrak etmektir.

Tevhid-i Ef'âl Makamı: Bu makam, fiillerin birliği anlamına gelir ve zikri "Ya FETTAH", âlemi "Âlem-i şehadet" (madde müşahede âlemi), peygamberi "İbrâhim (a.s.)", lâkabı "Halilûllah" ve kelimesi "Lâ fâile illellah"tır. Bu makamda sâlik, mutlak fâilin yalnızca Allah olduğunu idrak eder. Seyri "Seyr-i ilâllah"tır, yani Allah'a doğru bir seyrdir. Bu idrak, Fussilet Sûresi'nin 53. âyetinde belirtildiği gibi, "ufuklarda ve kendi nefslerinde olan âyetlerimizi göstereceğiz" hakikatini yaşamakla gerçekleşir.

Âfak ve Enfüs İdrakı: Bu makamda sâlik, evvelâ âfakta (dış âlem) tecellî eden âyetleri görür. Ancak bu, enfüsün (iç âlem) zaten idrak edilmiş olmasını gerektirir. Daha önceki nefs çalışmaları bireysel nefisleri kapsarken, Tevhid-i Ef'âl makamında nefislerle âfak birleştirilir. Âfaktaki tecellîler de yine nefsin idrak sahası içinde gerçekleşir. Bu, "men arefe nefsehû" (kim nefsini tanırsa) hakikatinin âfakî olarak da yaşanmasıdır. Kişi kendi nefsinin bu âfakî hallerini anlamazsa, dış âlemdeki âyetleri de idrak edemez.

Nefs Mertebeleri ve Sıratullah: Sâlik, bu süreçte nefs mertebelerini (Emmâre, Levvâme, Mülhime, Mutmainne, Râdıye, Merdiyye) yaşayarak geçer ve nefsi Safiyye'ye ulaşır. Bu, Yusuf Sûresi'nin 53. âyetinde belirtilen "sırat-ı müstakim"in başladığı yerdir. Nefs mertebelerinin aşılmasından sonra Hazret mertebeleri başlar ve bu saha bir inkılâp sahasıdır. Buradan sonraki çalışmalar âfakî, yani dış âleme dönük olur. Bu, "sıratullah"ın başladığı yerdir ve hadis-i şerifin "ancak Rabb'ini bilir" bölümünün yaşanmaya başlandığı hakikattir.

Kur'ân'ın Dört Hâli ve Kâmil İnsan: Kitapta Kur'ân'ın dört hâli açıklanır: Mushaf-ı şerif (tenzili Kur'ân), Elif Lâm Mîm (öz Kur'ân), âlemlerde yaygın tafsili ve fizikî Kur'ân ve Kur'ân-ı Nâtık olan Kâmil İnsan. Gerçek Kur'ân okuyucuları bu dört mertebeyi idrak edenlerdir. Sâlik, kendisinin yaşayan Kur'ân'ın bir harfi olduğunu idrak ederek, İlâhî kimliğini bulur ve Hak'tan ayrı bir varlık olmadığını anlar. Bu idrak, kişinin kendi kimliğini bulup tespit etmesiyle mümkün olur.

İrfan Ehlinin Bakış Açısı: İrfan ehli, her şeyin yerli yerince hakkını verir ve farklı bakış açılarını kabul eder. Onlar, "Sende haklısın, sende haklısın" diyen Nasreddin Hoca gibi, her görüşün kendi içinde bir haklılık payı olduğunu bilirler. Bu, kısır görüşlülükten ve "sadece ben haklıyım" anlayışından uzak durmayı gerektirir. Sâlik, bu geniş bakış açısını kazanarak, Hakk'ın zuhurunun şiddetinin perde olabileceğini veya âlemlerin Hakk'ın varlığına perde olmadığını idrak eder. Bu, basarla görülenin zâhiri, basiretle ise bâtını/hakikati görme eğitimidir.

Kaynaklar

Bu cevabın dayandığı eser — kitabın tam sayfasına götürür.

  1. 1Kaynak · s.103mi hâlk edeceksin? Oysa biz Sen’i yüceltiyoruz ve Sen’i devamlı takdis ediyoruz.” dediler. Allah “Ben şüphesiz sizin bilmediklerinizi bilirim.” dedi. YukarıdakiOku
  2. 2Kaynak · s.105Kur’ân-ı nâtık olan, Kâmil insân’dır. İşte bu dört mertebeyi idrak etmiş olanlar, ancak gerçek kur’ân okuyanlardır. Görüldüğü gibi âyette evvelâ âfaktan bahsediOku
  3. 3Kaynak · s.19ki; Her direk kendi yükünü çekmekte, her grup kendi statüsünde çalışmakta ve bu şekilde işler yürümektedir. Ancak bunların içerisinde ilmî mânada en geniş sahayOku
  4. 4Kaynak · s.111şartları içinde ne yazık ki gerçek İlâhi kimliğimizi (Men/kim) olduğumuzu genelde unutuyoruz ve o İlâhi kimliğimiz bizim çok derinlerimizde garip ve yetim olaraOku
  5. 5Kaynak · s.59çalışanlar içinden çıktı. Yani diğer ifadeyle her çalışan kazanamadı ama kazananlar çalışanlardan çıktı. Yani otururken kimse kimseye birşey vermez tabii. İşte Oku
  6. 6Kaynak · s.113(Mushaf Sırası: 12 - Nüzul Sırası: 53 - Alfabetik: 110) ----- (١٢.٥٣) 12.53 وَمَا اُبَرِّئُ نَفْسٖى اِنَّ النَّفْسَ لَاَمَّارَةٌ بِالسُّوءِ اِلَّا مَا رَحِمَ رَOku
Bu cevap yardımcı oldu mu?

İlgili sorular

Bu cevap, adı geçen eserlerden derlenmiş yapay zekâ destekli bir özettir; dinî hüküm veya fetva değildir. İlim için kaynaklara başvurarak doğrulamanız tavsiye edilir.