İçeriğe atla

TB. Kelime-i Mûseviyye "TB. Kelime-i Mûseviyye" kitabının merkez teması ve asîl dayanağı nedir?

Kitap Soruları5 görüntülenme6 kaynak
Kısa cevap

"Kelime-i Mûseviyye" Fassı'nın merkez teması fenâ ve bekâ hâlleridir. Bu fass, Hz. Mûsâ'nın hayatındaki "len terânî" (beni göremezsin) tecellîsi ve Hızır (a.s.) ile olan kıssası üzerinden sâlikin mânevî yolculuğundaki yok oluş ve yeniden varoluş süreçlerini, ilâhî hitâba mazhar olmayı ve ledünnî ilmi ele alır. Fass'ın asıl dayanağı A'râf Sûresi'ndeki "Beni göremezsin, fakat dağa bak" (A'râf 7/143) âyeti ile Kehf Sûresi'ndeki Hızır ve Mûsâ (a.s.) kıssasıdır (Kehf 18/60-82). Bu kıssalar, fenâ ve bekâ mertebelerinin, kelîmullâh sırrının ve akıl üstü mârifetin tasavvufî izahını sunar.

Detaylı cevap

"Kelime-i Mûseviyye" Fassı, Hz. Mûsâ'nın nübüvvet hakîkatinde tezâhür eden "hikmet-i ulviyye"yi merkeze alır. Bu hikmet, Hz. Mûsâ'nın diğer resûllerden üstünlüğünü ve ilâhî hitâba vâsıtasız mazhar oluşunu vurgular. Hz. Mûsâ'nın "hikmet-i ulviyye"si, onun kelime-i vücudunda mündemiçtir ve bu durum, Benî İsrâîl çocuklarının onun için katledilmesi gibi hâdiselerde tecellî eder. Bu katledilen çocukların ervâh-ı cüz'iyyeleri, rûh-ı küllî-i Mûsevî'de toplanarak onu takviye eder; bu da Hz. Mûsâ'nın "ervâh-ı kesîrenin mecmûu" olarak doğduğunu gösterir. Bu durum, cüz'lerin hasâisinin küllde toplanması prensibiyle açıklanır ve Hz. Mûsâ'ya mahsûs bir tecellî-i ilâhîdir.

Fass'ın anahtar mekanizması, fenâ ve bekâ hâlleridir. Hz. Mûsâ'nın Tûr Dağı'ndaki tecellî talebi ve "len terânî" cevabı, sâlikin ilâhî hakîkat karşısındaki acziyetini ve fenâ hâlini simgeler. Dağın parçalanması, sâlikin nefsânî varlığının yok oluşunu, Hz. Mûsâ'nın bayılması ise bu fenâ hâlinin şiddetini gösterir. Ardından gelen ayılma ve tövbe, bekâ billâh mertebesine geçişi ve ilâhî hakîkatle kâim olmayı ifade eder. Hz. Mûsâ'nın "kelîmullâh" vasfı, Hak'tan vâsıtasız hitâb almasıyla açıklanır ki bu, sâlikin de mânevî terakkîsinde doğrudan ilâhî ilhamlara mazhar olabileceğine işaret eder.

Ayrıca, Hz. Mûsâ'nın Hızır (a.s.) ile olan kıssası, ledünnî ilmin ve akıl üstü mârifetin önemini ortaya koyar. Hızır'ın eylemleri, zâhirî şerîat hükümlerine aykırı gibi görünse de, bâtınî ve ilâhî bir hikmete dayanır. Bu, sâlikin zâhirî bilgiden öte, ilâhî sırları idrak etme kabiliyetini geliştirmesi gerektiğini vurgular. Hz. Mûsâ'nın Fir'avn'ın zevcesi Âsiye tarafından kurtarılması ve "Mûsâ" isminin verilmesi gibi olaylar da, ilâhî takdîrin ve hikmetin her an tecellî ettiğini gösterir. Âsiye'nin ilâhî nutukla konuşması, onun kemâl mertebesine erişmiş bir kadın olarak ilâhî iradenin bir aracı olduğunu ortaya koyar. Hz. Mûsâ'ya ateş sûretinde tecellî edilmesi ise, sâlikin matlûbuna uygun bir şekilde ilâhî tecellîlere mazhar olmasının hikmetini açıklar; zira Hak Teâlâ, kulunun yöneldiği şeye uygun surette tecellî ederek onu kendine çeker ve ondan yüz çevirmesini engeller. Bu, ilâhî rahmetin ve kulun hâcetine olan inâyetin bir göstergesidir.

Kaynaklar

Bu cevabın dayandığı eser — kitabın tam sayfasına götürür.

  1. 1Kaynak · s.1﷽ XXV فَص ُّ حِكْمَة ٍ عُلْوِيَّة ٍ فِي كَلِمَة ٍ مُوسوِيَّةٍ KELİME-İ MÛSEVİYYEDE MÜNDEMİC OLAN HİKMET-İ ULVİYYE FASSIDIR 2. Şerh “Hikmet-i ulviyye”nin Kelime-Oku
  2. 2Kaynak · s.9her bir çocuğun hayâtı hakîkatte Mûsâ’ya âit idi, ya’ni Mûsâ’nın hayâtı olmak lâbüddür; ve Mûsâ’ya âit olan o hayât dahi, ağrâz-ı nefsâniyyenin henüz kirletmemiOku
  3. 3Kaynak · s.59tecâvüz eden kimseye, tecâvüz ettiği şeyin misliyle tecâvüz edin!” âyet-i kur’âniyyesi mûcibince, vurulan tokada karşı derhal mukābele ederler. Ve kezâ ÎseviyyeOku
  4. 4Kaynak · s.45bulmuş ise o şeyin ismiyle tesmiye etti. Fakat Fir’avn ona isim vaz’etmekle berâber, o senedeki hûn-rîzliğini unutmayıp bunu dahi katletmek istedi ise de, zevceOku
  5. 5Kaynak · s.167ِ كَأنَّــه ُ يُقْبَــض ُ عَلَــى مَــت َ كَمَــعَلَيْــه ِ مَــوَيُحْشَــر ُ عَلَــى مَــİnsan ne hâlde olursa, o hâl üzere kabzolunduğu gibi, ne hâl üzere ölüOku
  6. 6Kaynak · s.43olan sûretleri zâtında bilkuvve hâmil olup, o suver-i zâhire ile kesîrdir. Meselâ hokkanın içindeki mürekkeb vâhidü’l-ayndır; ve o ayn-ı vâhide, zâtında, kâtibiOku
Bu cevap yardımcı oldu mu?

İlgili sorular

Bu cevap, adı geçen eserlerden derlenmiş yapay zekâ destekli bir özettir; dinî hüküm veya fetva değildir. İlim için kaynaklara başvurarak doğrulamanız tavsiye edilir.