TB. Kelime-i Sâlihiyye & Şuaybiyye ile TB. Kelime-i Îseviyye eserleri Kibir kavramına nasıl farklı yaklaşır?
Necdet Ardıç'ın eserleri olan "TB. Kelime-i Sâlihiyye & Şuaybiyye" ile "TB. Kelime-i Îseviyye" arasındaki kibir kavramına yaklaşımları, verilen kaynaklarda doğrudan karşılaştırmalı olarak açıklanmamıştır. Ancak, "TB. Kelime-i Îseviyye" metninde Hz. İsa'nın (a.s.) ümmetinin Hakk'ı İsa suretine hasretmesi ve bu durumun bir hata olarak belirtilmesi, dolaylı olarak kibirle ilişkilendirilebilecek bir "üstün görme" veya "sınırlama" anlayışına işaret edebilir. Kibir, tasavvufta kalbin en büyük hastalığı ve sülûkun en büyük engeli olarak tanımlanır; İblis'in "ben ondan hayırlıyım" (A'râf 12) sözü kibrin ilk tezahürüdür. Hz. İsa'nın ümmetinin Hakk'ı bir surete hasretmesi, Hakk'ın mutlaklığını idrak edememe ve kendi anlayışlarını üstün görme şeklinde yorumlanabilir ki bu da kibrin bir tezahürüdür¹·².
Detaylı cevap
Verilen kaynaklarda "TB. Kelime-i Sâlihiyye & Şuaybiyye" eserinin kibir kavramına nasıl yaklaştığına dair doğrudan bir bilgi bulunmamaktadır. Ancak "TB. Kelime-i Îseviyye" eserinden yapılan alıntı, Hz. İsa'nın ümmetinin Hakk'ı İsa suretine hasretmesi hatasına değinir¹. Bu durum, "Mesnevî-i Şerîf Şerhi"nde de "ümmet-i iseviyyenin hatâları Hakk'ı sûret-i iseviyyeye hasr ettiklerinden dolayı vâki' oldu" şeklinde açıklanır². Bu hasretme, Hakk'ın mutlak ve sınırsız tecellilerini idrak edememe ve kendi idraklerini veya bir sureti Hakk'ın tamamı olarak görme eğilimini gösterir. Tasavvufî açıdan bu durum, kibrin bir türü olan "Hak'a karşı büyüklenme" (kibr alâ'llâh) ile ilişkilendirilebilir; zira Hakk'ı sınırlamak veya belirli bir surete hapsetmek, O'nun mutlak azametini ve her şeyi kuşatan varlığını tam olarak kabul etmemek anlamına gelebilir.
Kibir, tasavvufta "kalbin en büyük hastalığı" olarak kabul edilir ve İblis'in "ben ondan hayırlıyım" (A'râf 12) sözüyle başlayan "iblisî sıfat" olarak nitelendirilir. Hz. İsa'nın ümmetinin, İsa'ya ulûhiyet isnat etmesi ve Hakk'ı İsa suretine hasretmesi, bir nevi kendi anlayışlarını ve idraklerini Hakk'ın Hakk-ı Mutlak'ından üstün görme veya O'nu kendi idrakleriyle sınırlama hatasına düşmeleri olarak yorumlanabilir. Bu durum, kibrin "Hak'a karşı büyüklenme" türüne yaklaşan bir tavrı ifade eder. Zira Hakk'ı bir surete hasretmek, O'nun tenzih ve teşbih mertebelerini tam olarak idrak edememekten kaynaklanır. "Mesnevî-i Şerîf Şerhi"nde belirtildiği gibi, Hz. İsa'nın ism-i galibi ism-i Bâtın olduğundan İncil teşbih üzerine nazil olmuş, ancak ümmeti bu teşbihi Hakk'ı bir surete hasretme hatasına dönüştürmüştür². Bu da kibrin bir tezahürü olarak görülebilir.
Kaynaklar
Cevap metnindeki ¹ ² ³ numaraları aşağıdaki kaynaklara karşılıktır — her biri kitabın tam sayfasına götürür.
- 1TB. Kelime-i Îseviyye · s.289“Paragraf: Ve amma bu Kelime-i Îseviyye, vaktaki Hak için “ “Hattâ na‟leme ve ya‟leme” makamında kâm oldu, ona nisbet olunan şeyden, ilm-i evveli ile beraber, o ”Oku
- 2Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 1 · s.763“Nitekim Müsâ (a.s.)ın ism-i gâlibi ism-i Zâhir olduğundan, şe- riatı tenzih üzerine geldi; ve İsâ (a.s.)ın ism-i galibi ism-i Bâtın olduğundan, İncil-i Şerif te”Oku
İlgili sorular
- Velâyet ve Nübüvvet'i birlikte düşünmek hangi Fass üzerinden anlaşılır?
- Tenzîh ve Teşbîh'i birlikte düşünmek hangi Fass üzerinden anlaşılır?
- Kabz ve Bast'ı birlikte düşünmek hangi Fass üzerinden anlaşılır?
- Müşâhede ile Mükâşefe aynı Fass'ta nasıl bir mekanizmayla buluşur?
- Vahdet-i vücûd ile Vahdet-i şühûd aynı Fass'ta nasıl bir mekanizmayla buluşur?
Bu cevap, adı geçen eserlerden derlenmiş yapay zekâ destekli bir özettir; dinî hüküm veya fetva değildir. İlim için kaynaklara başvurarak doğrulamanız tavsiye edilir.