Zekât kavramı tasavvufta hangi mertebe ile ilişkilendirilir?
Tasavvufta zekât kavramı, sadece malî bir ibadet olmanın ötesinde, sâlikin mânevî arınma ve terakkî yolculuğunda farklı mertebelerde tecellî eden bir hakîkat olarak ele alınır. Bu mertebeler, şeriatın zâhirî hükümlerinden başlayarak, hakîkatin derin idrâklerine ve mârifetin en yüksek müşahedelerine kadar uzanır. Zekât, malın temizlenmesiyle birlikte nefsin kötü sıfatlardan arındırılması, kişinin kendinde bir varlık görmekten vazgeçmesi ve nihayetinde verenin de alanın da Hakk olduğunu bilmesi şeklinde tezâhür eder. Bu süreç, sâlikin Allah'a yaklaşmasını (kurb-ı ferâiz) ve bu yakınlıktaki sürekliliği (kurb-ı nevâfil) sağlayan bir seyr ü sülûk tatbîkidir.
Detaylı cevap
Zekât kavramı tasavvufta dört temel mertebede işlenir ve bu mertebeler sâlikin mânevî yolculuğundaki ilerlemesini gösterir:
-
Şeriat Mertebesi: Bu mertebede zekât, malî bir ibadet olarak anlaşılır. Kul, malının kırkta birini fakirlere verir. Bu, Allah'ın emrine itaat ve malın zâhirî temizliğidir. Bu mertebede, malın hakikatte Allah'a ait olduğu ve kulun sadece bir vekil olduğu bilinci henüz tam olarak idrâk edilmese de, emre uyum esastır.
-
Tarikat Mertebesi: Bu mertebede zekât, nefsin olumsuz ahlâktan temizlenmesi olarak tezâhür eder. Sâlik, nefsini cimrilik, benlik, kibir gibi kötü sıfatlardan arındırarak zekâtını vermiş olur. Uzuvların zekâtı da bu mertebede ele alınır; gözü haramdan sakınmak, kulağı haramdan korumak gibi her bir uzvu ilâhî emir ve yasaklar doğrultusunda kullanmak, o uzvun zekâtıdır. Bu arınma, sâlikin nefsiyle değil, Rabbiyle görme ve duyma hâline gelmesine vesile olur.
-
Hakikat Mertebesi: Bu mertebede zekât, kişinin kendinde bir varlık görmekten vazgeçmesi ve mutlak mânâda Allah'a muhtaç olduğunu idrâk etmesidir. Bu, vücudî olarak zekâttır; yani nefsin kendisine atfettiği varlık sıfatının (vücûd) aslında Allah'a ait olduğunu görmektir. Sâlik, her türlü iddia ve davadan uzaklaşarak, varlığının Hak'tan emanet olduğunu anlar. Bu idrâk, cimrilik gibi nefsânî tutumlardan arınmayı ve ihsan makamına ulaşmayı sağlar. İbnü'l-Arabî'ye göre, "Sevdiklerinizden infak edinceye kadar iyiliğe ulaşamazsınız" (Âl-i İmrân, 3/92) âyeti, insanın en sevdiği şey olan nefsini infak etmesini emreder ki bu da nefsin zekâtıdır.
-
Marifet Mertebesi: Bu en yüksek mertebede sâlik, tüm mertebeleri idrâk ederek verenin de alanın da Allah olduğunu müşahede eder. Ganî-yi Mutlak olan Hakk'ın, kendi zenginliğinin zekâtını kullarına ve âlemlere nasıl verdiğini idrâk eder. Bu mertebede, Allah'ın Kuddûs isminin malı ve nefsi temizleyip arındırması, Rahman isminin ise sadakayı alarak rahmetine vesile kılması müşahede edilir. Veren elin, Allah'ın eli hükmünde olduğu ve alanın da Rahmaniyet sıfatına mazhar olduğu bu mertebede tam olarak anlaşılır. Peygamber Efendimiz'in zekât ve sadaka almayıp daima veren-üstün el olma konumu, Zât ismine mazhar olmasının bir tecellîsidir. Bu mertebe, sâlikin "Allah'ı görüyormuşçasına amel etmek" anlamına gelen ihsanın zirvesine ulaşmasıdır.
Kaynaklar
Bu cevabın dayandığı eser — kitabın tam sayfasına götürür.
- 1Kaynak · s.35“uzuvları; göz, kulak, dil, el, ayak, mide, cinsel uzuv ve kalptir. Bunların her birini ilahi emir ve yasakları gözeterek kullandığı sürece hem temizlemiş hem de”Oku
- 2Kaynak · s.13“bâtın noktası başımıza-aklımıza-zekamıza intikal eder. Ve Nusret Babamızın şu hitabı kulaklarımız çınlatır. Daha ne kadar bu dedikodular ile uğraşacaksın. Rabbi”Oku
- 3Kaynak · s.85“kişi kendini bilendir. Şu dünyadaki en zengin kişi gönül fethedendir. ………….hayat bayram olsa…… 50 -------------- ZEKÂT… (İNSÂNI KÂMİL) Hakkı, halka tercih suret”Oku
- 4Kaynak · s.39“düşer. Yani Allah Teâlâ rahmetinin en üst mazharı olan Rahman ismiyle bu sadakayı alır ve hem tasadduk eden için hem de sadakayı alan için rahmetine vesile kıla”Oku
- 5Kaynak · s.33“işaret etmektedir. Haddizatında insanların kendilerine nispet ettikleri mal ve mülkler hakiki manada kendilerinin değil Allah’a aittir. Ancak kul aslında hiç sa”Oku
- 6Kaynak · s.171“sakini oturanı olmaktır. 5 hazret mertebesinin her bir mertebesinde sükûna ermişliği vardır. Bu mertebeden salik’in bir üst mertebeye çıkması için verilen zekât”Oku
İlgili sorular
- Tûr kavramı tasavvufta hangi mertebe ile ilişkilendirilir?
- Mübârek kavramı tasavvufta hangi mertebe ile ilişkilendirilir?
- Zümer kavramı tasavvufta hangi mertebe ile ilişkilendirilir?
- Şu'arâ kavramı tasavvufta hangi mertebe ile ilişkilendirilir?
- Mümtehine kavramı tasavvufta hangi mertebe ile ilişkilendirilir?
Bu cevap, adı geçen eserlerden derlenmiş yapay zekâ destekli bir özettir; dinî hüküm veya fetva değildir. İlim için kaynaklara başvurarak doğrulamanız tavsiye edilir.