Kul yâ eyyuhâ-lkâfirûn(e)
De ki: "Ey Kafirler!"
De ki: Ey kâfirler
Kâfirûn Suresi'nin ilk ayeti, Hz. Peygamber'e hitaben inkarcılara yönelik net bir ayrım ve tebliğ emrini içermektedir. Ayet, 'kul' emriyle başlar ve 'kâfirûn' kelimesiyle muhatapları belirler, bu da tebliğin ve inanç ayrımının temelini oluşturur.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'kavl' kelimesini 'söz' veya 'konuşma' olarak tanımlar. Ayetteki 'kul' emri, Allah'ın Hz. Peygamber'e, inkarcılara karşı net bir duruş sergilemesini ve onlara belirli bir mesajı iletmesini emrettiğini gösterir. Bu, sadece bir söz değil, aynı zamanda bir tebliğ ve ilandır.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'kavl'i genel olarak 'düşüncenin ifade edilmesi' olarak ele alır. Ayetteki 'kul' ise, Allah'ın iradesinin Hz. Peygamber aracılığıyla muhataplara aktarılması, yani ilahi bir emrin tebliği anlamındadır. Bu, sadece bir haber verme değil, aynı zamanda bir hükmü bildirmedir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'daki 'kul' emirlerinin, Allah'ın doğrudan müdahalesini ve Peygamber'in sadece bir aracı olduğunu vurguladığını belirtir. Bu ayetteki 'kul', Hz. Peygamber'in kendi görüşünü değil, Allah'ın emrini dile getirmesi gerektiğini, böylece mesajın ilahi kaynağını pekiştirdiğini gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'küfr' kelimesinin temel anlamının 'örtmek' olduğunu belirtir. 'Kâfirûn' ise, hakikati, yani Allah'ın birliğini ve peygamberliğini örten, gizleyen ve bu gerçeği kabul etmeyen kimselerdir. Ayetteki kullanımı, muhatapların bu temel inkar vasfıyla tanımlandığını gösterir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'küfr'ü 'nankörlük' ve 'nimeti örtmek' olarak açıklar. 'Kâfirûn' burada, Allah'ın kendilerine bahşettiği akıl ve idrak nimetini kullanarak hakikati görmezden gelen, peygamberin getirdiği mesajı inkar eden kişilerdir. Ayet, onların bu inkar halini açıkça ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'küfr'ün asıl anlamının 'bir şeyi örtmek' olduğunu ve bu anlamdan türeyerek 'nimeti örtmek' (nankörlük) ve 'dini inkar etmek' anlamlarına geldiğini ifade eder. 'Kâfirûn' kelimesi, Kâfirûn Suresi'nin başında, Hz. Peygamber'in tebliğ ettiği tevhid inancını ve risaleti tamamen reddeden, bu gerçeği örten topluluğu işaret eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'küfr' kavramının Kur'an'da sadece 'inanmamak' değil, aynı zamanda 'Allah'a karşı nankörlük etmek' ve 'hakikati bile bile reddetmek' gibi derin anlamlar taşıdığını vurgular. 'Kâfirûn' kelimesi, bu ayette, İslam'ın temel prensiplerini ve Allah'ın birliğini bilinçli olarak reddeden, bu reddedişiyle bir kimlik oluşturan grubu ifade eder.
Namaz Sûreleri (Cilt 2)
Terzibaba - Necdet Ardıç
“kâfir” kelime anlamı olarak “perdeleyen, örten” anlamındadır. Genel olarak ise küfür, kötü söz şeklinde anlaşılmaktadır oysa “perdeleme, örtme, gizleme, kapatma” ma’nâlarınadır.
İşte o kişiler Hakk’ı ve hakîkatleri perdelediklerinden dolayı “kâfir” vasfı kendilerinde ortaya çıkmaktadır.
Ve küfür, hakîkatlerden gâfil olanların ve âriflerin küfrü olarak iki türlüdür.
Gafil olanlar genel olarak bildiğimiz zâhirende gözüktüğü şekilde Hakk’ı ve dini açıkça inkar edenlerdir.
Âriflerin küfrü ise şöyledir, irfan ehli kendi bünyesinde
zuhurda olan Hakk’ın varlığını her yerde her zaman açığa çıkarmaz ve hatta gerek olmadıkça hiçbir zaman açığa çıkarmaz, ve özünde olan Hakk’ın varlığını dışındaki kendi beşeriyeti ile bilerek ve şuurla perdeler, örter.
Beyazıt Bistâmi bu anlama işaret etmek için; “Ben otuz yıldan beri Allah ile konuşurum ama insanlar benim kendileriyle konuştuğumu zannediyorlar” demiştir.
Yine bu konuda anlattığımız bir hikâye vardır:
İki arif olan arkadaş bir akşam namazını kılarlar iken imam dalgınlıkla iki rekâtta da bu sureyi okumuş, neyse namaz bitmiş camî’den çıkmışlar yolda giderlerken ariflerden biri diğerine,
- İmâm ne yaptı gördün mü? diye sormuş, diğeri de,
- Evet, gördüm-duydum demiş, Kâfirûn sûresini iki kere okudu, demiş, bu sefer diğer arif olan,
- Ama birini senin için birini de benim için okudu, demiş.
Bu hususta arifler.
Küfrü bâtıl mutlak hakk-ı örtmüştür.
Küfrü Hakk ise kendi kendini örtmüştür.
Demişlerdir.
Diğer yönden bakıldığında. “Kûl” Habibim deki, ey nefislerinin zulmeti ve akıllarının kısırlığı ile yaşayan ve kendilerinde bulunan İlâh-i hakikatleri örterek, perdeli küfr halinde yaşayan kimseler.
لَا اَعْبُدُ مَا تَعْبُدُونَ
(109-2) Lâ a’budu mâ ta’budûn.
“Ben sizin taptığınız şeylere tapmam.”